İdeal olan mı gerçek mi?
KÜLTÜR SANATPlaton’un aşkı yani Platonik aşk her ne kadar mükemmel gözükse bile ideali yansıtır yani tamamen idealdir. Fakat Alain De Button daha gerçekçi, günümüzün içinden bir anlayışı ortaya sunar. Birçok farklı duyguları içinde barındırır aşk. Aslında düşününce insan, Platon’un bu mükemmel olan idealine ulaşmaya çalışır fakat çoğunlukla başarısız kalır.
Üniversiteye ilk başladığım yıllarda Platon’un idealizmini akademik düzeyde anlayama başlamam ve Şölen metnini okumam beni çok etkilemişti. Çünkü aşkı olabildiğince ideal bir düzeyde ele alıyordu Platon. Daha sonrasında bu merakım sürdü ve Alain De Button ile tanıştım. Aslında biri kadın biri erkek ağzından ele alınan iki romanı vardı ve inanılmaz akıcıydı. Bunlardan biri Aşk Üzerine diğeri ise Romantik Hareket. Button ise aşkı günümüz telaşesi üzerinden ele alıp post-modern toplumun kimlik yapısına göre harmanlıyor.
Bana ilham veren ve beni bu yazıyı yazmaya iten Z.Hilal’e teşekkürlerimi sunuyorum ve bu yazıyı ona atfediyorum.
Görüşleri açıklamaya başlamadan önce Platon’un aşk tanımını anlamak için Platon’un formlar teorisine (Theory of Forms) açıklık getirmek yararlı olacaktır. Platon’un formlar teorisini part part bir şekilde ‘’Phaidon’’, ‘’Devlet’’ ve ‘’Şölen’’ metninde görebiliyoruz. Aslında Phaidon metni daha çok Platon’un epistemolojisine ve metafiziğine yani formlar teorisinin kendisine odaklanırken aynı şekilde Devlet metninde bulunan Mağara Alegorisi kısmında da Platon, gerçekliğin kendisine odaklanır. Fakat Şölen metni daha farklıdır çünkü bu metinde Platon Aşk kavramına odaklanmıştır. Aşk kavramını detaylandırırken epistemolojisinden yararlanmıştır yani formlar teorisinden. Bu yüzden Platon felsefesinde formlar teorisi önemli bir yer tutmaktadır.
Platon’un form teorisi nedir? Platon, bu teoriyi en güzel şekilde yani belirgin şekilde mağara alegorisi ile açıklamıştır. Bilindiği üzere mağaranın içi ve cisimlerin gölgeleri bu dünyayı yani yaşadığımız, içinde bulunduğumuz dünyayı yansıtmaktadır. Platon’a göre (Devlet, 2020) bu dünya yani mağara gerçekleri ima etmez çünkü gerçekler rasyonel kapasite ile anlaşılabilecek bir boyuta indirgenmiştir. Alegorideki mağaranın dışı ise gerçek dünyayı yani idealar dünyası belirtmektedir. Buradaki şeyler realitenin kendisidir. Formlar, herkes için ortaktır, mutlaktır ve değişmezdir. Örneğin, bu dünyada (external world) birçok fiziksel ağaç vardır fakat bu ağaçlar hem birbirinden ontolojik olarak farklı ağaçlardır hem de bu ağaçları insan duyumladığı (sensation) bir ağaç onu algılayan farklı insanlar tarafından farklı bir şekilde duyumlanacaktır. Bu da aslında fiziksel ağacın herkes için ortak olmadığının yani bir formu kendi başına temsil etmediğinin göstergesidir. Burada aslında şunu da görmüş oluyoruz, Platon’a göre (Devlet, 2020), formların kendisi duyumlama yolu ile kavranamaz. Form, akıl yoluyla kavranabilecek bir şey bu dünyada (external world) bulunan ağaçların hepsi soyut, herkes tarafından ortak anlaşılan bir ağaç formuna katılılar. Böylelikle ağaç formu fiziksel dünyada bulunan bütün ağaçları kendi içerisinde bulundurmuş olur. Ağaç denilince bütün insanlar tarafından ortak bir şekilde akılda tasavvur edilen ağaç, ağaç formudur. Kısacası Platon’un formlar teorisi bu şekildedir.
Platon (Şölen, 2022), aşkı tanımlarken ve tanımını detaylandırırken temel olarak bu teoriden yararlanır. Burada aslında Şölen metninde Platon’un aşka dair görüşlerinin açıklandığı kısımda Diotima adında bir tanrıça ve Sokrates diyalog halindedir. Bu metin özelinde Diotima gerçekten yaşıyor muydu yoksa Sokrates’in bir hayal ürünü mü, bu tartışılan bir konudur fakat bu metinde Diotima ile Sokrates arasında bir sohbet gerçekleşir ve bu sohbet Platon’un aşk görüşünü barındırmaktadır. Bu diyalogda Diotima, aşkı bir merdiven ile özdeşleştirir. İnsan ruhunun (human soul) bu merdiveni çıktıkça gerçek aşka ulaşacağını iddia eder. Bu merdiven Platon’un formlar teorisi ile yakından ilgilidir çünkü merdivenin ilk basamağından son basamağına doğru gidildikçe fiziksellikten uzaklaşıp, idealar dünyasına doğru erişilmektedir.
Merdivenin (Diotima’s Ladder of Love) ilk basamağında bir insanın başka bir bireyde bulunan fiziksel güzelliğe duyulan aşk yer almaktadır. Aslında burada bir bedene, o bireysel bedenin güzelliğine duyulan aşk vardır. Böylece insan, ilk adımda bireysel bir bedene aşık olur. Devamında, ikinci basamakta insan, bireysel güzelliğin aslında birçok farklı bedenlerde olduğunu fark eder ve onun için fiziksel güzellik parçalı değil, bir bütündür. Bu yüzden, fiziksel bedenlerin güzelliğine aşık olur. Bütünsel açıdan bedenlerin güzelliğine aşık olan insan devamındaki süreçte ruhun güzelliğine yani kişinin içsel özelliklerine aşık olmaya başlar. Burada işin içersine erdemler de girmektedir çünkü kişisel özelliklere aşık olmaya başlayan insan aslında erdemler ile ilgilenmeye başlamıştır. Bu yüzden, ruhsal güzelliği takdir etmek, aşka dair daha derin bir anlayışa geçişin de simgesidir. Sonraki basamakta da üçüncü basamakta bahsettiğime benzer bir şekilde insan bilgeliğe, erdemin ve doğru düşüncenin güzelliğine aşık olmaya, fark etmektedir. Bu durum, insanın aşkının daha entelektüel bir seviyeye eriştiğinin göstergesi olarak kabul edilir. Sonuç olarak, aşık olan kişi son basamağa yani en yüksek mertbeye ulaşır. Güzelliğin ta kendisine yani güzellik formuna, güzellik ideasına ulaşmış olur. Artık aşk, fiziksel veya bireysel bir nesne değil, tamamen evrensel bir soyut bir olgu haline gelmiştir. Sonuç olarak, insan başka bir insana aşık değildir artık. Aşık olduğu güzel ideasıdır. Platon’a göre (Şölen, 2022), bir beden değildir, güzellik fikridir ve bilgelik sevgisine de ulaşmıştır. Kısacası Platon’un aşka dair tutumu bu şekildedir. Aşkı soyut bir kavram, bir idea olarak görmektedir.
Alain de Button, aşkı modern dünyaya daha uygun bir şekilde yani pratik olarak, günlük aksiyonlar üzerinden değerlendirmiştir (Aşk Üzerine, 2024). Aşk ona göre, bir idealden uzak, tamamen günlük duygu durumlarımızı içeren, aşıkların birbirlerine olan kusurlarını barındıran ve karşılıklı şefkat, sevgi, fedakarlık gibi erdemleri de kapsayan bir yapıdır.
Botton aşkı Aşk Üzerine romanında, iki karakterin ilişki durumu üzerinden tahlillerini yapar ve gözler önüne serer. Aslında önceden de dediğim gibi Botton’un aşk anlayışı biz insan yaratılışının, modern insanın aşkına daha uygundur çünkü romanı okuduğumuzda ve ana karakterimiz ile Chloe’nin ilişkisini gözlemlediğimizde göreceğiz ki bu ilişki tipi hepimizin romantik ilişkilerindeki durumları içerisinde barındırıyor.
Romanı okumak isteyenler için ayrıntılarına değinmeyeceğim. Burada karakterlerimizin aşkı tesadüf ve tanışma ile başlar. Burada Botton, tanışmanın rastlantısallığı üzerine durur ve bu rastlantısallığın kadere yüklenmesinin aşkın başlangıcında, idealize edilmesine katkı sağladığını sunar. Bu rastlantısallıkla beraber ilk çekim de gerçekleşir ve burada idealize edilmiş olan ilk andan ötürü kişiler, birbirlerinin kusurlarına hiç dikkat etmezler ve aslında burada bir mükemmelliyet de söz konusudur. Burada Botton’un belirtmek istediği (Aşk Üzerine, 2024) modern anlamda aşk ilk andan itibaren zaten idealize edilmeye başlanır. Fakat bu idealize ediliş Platon’un ideal aşk tanımından bağımsızdır. Burada aşk formu idealize edilmez aslında kişilerin bulunduğu an, mekan ve kendileri bedenleri idealize edilir. Bu idealizasyon kişilerin birbirlerine duydukları duyguları daha yoğun yaşamalarına ve birbirlerini, birbirlerinin yaşam tarzlarını merak edilmesine yol açar.
İlişki ilerledikçe, kişiler birbirlerini daha da merak ettikçe birbirlerini daha da tanıma girişiminde bulunurlar. Kişiler birbirlerini tanıyana dek aslında birbirlerini pek de bilmiyorlardı bundan ötürü aşıklar, birbirlerini mükemmel olarak görüyorlardı. Burada aşıklar tanıştıkça, yaşam tarzlarını gördükçe, zevkler ve hazlar bilindikçe, aşıkların merakı da azalır ve beklenti, heyecan ve gerçekliğin çatışması tam da burada baş gösterir. Bu savaşta kaybeden elbetteki beklentiler ve heyecanlar olur ve gerçekliğin kazanması da akabinde rutini doğurur. Çünkü tam da bu noktada idealler ve gerçeklik bir savaş durumundayken gerçeklik bu savaşı ağır şekilde kazanarak idealleri bozguna uğratır. Gerçekliğin doğurduğu rutin beraberinde aşıkların birbirinden sıkılması, kıskançlık krizleri, kavgalar, anlaşmazlıklar, güvensizlik ve sonunda da acıyı meydana çıkarır.
Acı, hepimizin de bildiği gibi tatmak istemediğimiz ama hayatımızından soyutlayamadığımız şey. Her güzel şeyin sonunda elbetteki acı vardır. Doğumun sonu ölüm ile, sabahın sonu gece ile, aşkın sonu ise acı ile başlar. Acı, her güzel, yoğun şeyin sonunu belirtir. Botton’un da aşkın acı ile bittiğine değinir (Aşk Üzerine, 2024). Burada insan bulduğu diğer yarısını kaybetmiştir, aslında bir tümdür insan fakat aşkını bularak bu tüm bütünlenir. Fakat insan aşığından mahrum kalınca yarım kalır. Bu tüm, bütünü tatmıştır ve onu tamamlayan parçasını kaybedince de yarılanır.
Sonuç olarak, Platon’un aşkı yani Platonik aşk her ne kadar mükemmel gözükse bile ideali yansıtır yani tamamen idealdir. Fakat Alain De Button daha gerçekçi, günümüzün içinden bir anlayışı ortaya sunar. Birçok farklı duyguları içinde barındırır aşk. Aslında düşününce insan, Platon’un bu mükemmel olan idealine ulaşmaya çalışır fakat çoğunlukla başarısız kalır.
KAYNAKÇA
de Botton, Alain (2024). Aşk Üzerine (A. Antmen, Çev.). Everest Yayınları.
Platon. (2020). Devlet (A. Erhat & M. Eyüboğlu, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser M.Ö. 4. yüzyılda yayımlandı)
Platon. (2022). Şölen (S. Eyüboğlu & A. Erhat, Çev.). İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser M.Ö. 4. yüzyılda yayımlandı)
İlginizi Çekebilir