© Yeni Arayış

Farklı dünyalar, aynı uyarı: Erbakan ve Grass’ın kesişim noktası

Erbakan’ın jeopolitik uyarısı ile Grass’ın vicdani çağrısı bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Tarihi ve uluslararası dengeyi görmezden gelerek atılan her adım, sadece bir ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve dünya düzenini bir felaketin eşiğine sürükleyebilir. Günümüzde yaşananlar, bütün bunların bir yansımasıdır.

Biri İslam dünyasının siyasi bir lideri, diğeri Avrupa’nın Nobel ödüllü vicdanı… Necmettin Erbakan ile Günter Grass, farklı ideolojik zeminlerden yükselen seslerle aynı tehlikeye işaret etti: İsrail merkezli güvenlik politikalarının tetikleyebileceği bölgesel savaş ve küresel tırmanış riski. 2003’ten 2012’ye uzanan bu uyarılar, bugün Ortadoğu ve ötesinde yaşanan krizler ışığında yeniden okunmayı hak ediyor.

Tarihe Işık Tutan Uyarılar: Günter Grass ve Günümüz Küresel Krizleri

2012 yılında Alman yazar Günter Grass, “Was gesagt werden muss” adlı şiirinde, İsrail’in nükleer kapasitesi, İran’a yönelik olası saldırılar ve Almanya’nın tarihsel sorumluluğu hakkında uyarılarda bulundu. Şiir biçiminde yayımlanan bu metin, yalnızca edebi bir eser değil; aynı zamanda politik bir vicdan çağrısı niteliğindeydi. Grass, askeri çözümün yol açabileceği riskleri, uluslararası toplumdaki çifte standardı ve suskunluğun tehlikelerini yıllar öncesinden ifade etmişti.

Bugün, Ortadoğu’da ve Latin Amerika’da yaşanan gelişmeler, Grass’ın sözlerinin ne kadar öngörülü olduğunu gösteriyor. Geçmişte Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de yaşanan müdahaleler, bugün yaşanan krizlerin birer yapı taşı olarak görülmeli; her biri uluslararası güç politikalarının bir sonraki adımına zemin hazırladı.

Grass, şiirinde dikkat çekici biçimde soruyordu:

“Neden şimdi, yaşlanmış ve son mürekkebimle söylüyorum: İsrail’in nükleer gücü, zaten kırılgan olan dünya barışını tehlikeye atıyor? Çünkü söylenmesi gerekiyor; yarın çok geç olabilir.”

Bu sözler, 2012’de olduğu kadar 2026 itibarıyla da geçerlidir. İran’da yaşanan çatışmalar ve Hamaney’in öldürülmesi, Grass’ın ifade ettiği “önleyici saldırının zincirleme etkisi” gerçeğini ortaya koymaktadır. Önleyici stratejiler, bölgesel istikrarı tehdit etmiş ve halkların hayatlarını doğrudan etkilemiştir.

Grass ayrıca Batı’nın tutumuna yönelik eleştirisini şu ifadelerle dile getiriyordu:

“Ve itiraf ediyorum: artık susmuyorum, çünkü Batı’nın ikiyüzlülüğünden bıktım. Ayrıca umuyorum ki, birçok kişi de suskunluğu bırakır, görünen tehlikenin sorumlularını şiddetten vazgeçmeye çağırır ve İsrail ile İran’ın nükleer tesislerinin uluslararası bir denetim altına alınmasını talep eder.”

Bugün uluslararası toplumun bazı üyelerinin nükleer kapasite ve bölgesel müdahalelere yaklaşımındaki çifte standart, Grass’ın eleştirisini doğrulamaktadır. Bazı ülkeler sessizlikle geçiştirildi, bazıları ise küresel alarma tabi tutuldu. Bu durum, güvenlik, adalet ve uluslararası hukukun uygulanması konularında ciddi bir eşitsizlik yaratmaktadır.

Türkiye’nin İç Siyaseti ve Kılıçdaroğlu

2012 ve sonrası dönemde Türkiye’deki iç siyasi gelişmeler, bölgesel planların uygulanabilirliğini doğrudan etkileyen kritik bir değişken olarak ortaya çıktı. İktidar partisi, sembolik ve diplomatik anlam taşıyan adımlar attı; örneğin Suriye Emevi Camii’nde namaz kılınacağını açıkladı. Muhalefet cephesi ise bu adımlara karşı stratejik bir direnç gösterdi.

Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Suriye’nin toprak bütünlüğüne verdiği önemi açıkça vurguladı ve olası askeri veya diplomatik müdahalelerin Türkiye’ye yansımalarını kamuoyuna duyurarak dikkat çekiyordu. Bu duruş, hem iç siyasette hem de bölgesel güç dengeleri ve planlanan operasyonların uygulanabilirliğinde engelleyici ve belirleyici oldu.

Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlık koltuğundan ayrılmasından tam bir yıl sonra, Suriye’de Esad rejimiyle ilgili politik hamleler hız kazandı; El Şara gibi planlanan isimler göreve getirildi ve bölgedeki ötelenmiş stratejik planlar tekrar sahneye kondu. Bu örnek, iç siyasetin bölgesel stratejik planlar üzerindeki etkisini somut biçimde göstermektedir.

Latin Amerika Örneği: Venezuela

Orta Doğu’daki krizler kadar Latin Amerika da uluslararası güç oyunlarının etkisi altındadır. 2026 başında ABD özel kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, konutundan alınarak ABD’ye getirildi ve mahkemeye çıkarıldı. Eşi Cilia Flores ile birlikte suçlamaları reddetse de operasyon, bölgesel istikrarı ve uluslararası dengeleri doğrudan etkiledi.

Bu gelişme, Grass’ın uyarılarını küresel ölçekte doğrular niteliktedir: Güç politikaları ve askeri müdahaleler yalnızca hedef ülkede değil, bölgesel ve küresel düzeyde zincirleme sonuçlar doğurur. Uluslararası toplumun tutarsız ve ikiyüzlü uygulamaları, krizlerin çözülmesini engellemekte, aksine yeni çatışma alanları yaratmaktadır.

Geçmiş Müdahaleler ve Bugünün Krizleri

Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de yaşanan müdahaleler, bugün Ortadoğu ve Latin Amerika’daki krizlerin birer yapı taşıdır. Her müdahale, yeni istikrarsızlıklar, toplumsal travmalar ve bölgesel güç boşlukları yarattı. Grass’ın şiirinde vurguladığı gibi, askeri çözümler kısa vadeli güvenlik sağlasa da uzun vadede çatışma ve kaosun derinleşmesine yol açtı.

Bugün İran ve Venezuela’da yaşanan gelişmeler, geçmiş müdahalelerin birikimli etkilerini gösteriyor. Önleyici saldırılar ve dış müdahaleler, bölgesel dengeyi bozdu; Batı’nın ikiyüzlü politikaları krizleri çözmek yerine karmaşıklaştırdı; nükleer kapasite, silahlanma yarışları ve güç hamleleri, uluslararası barışı ciddi şekilde tehdit ediyor.

Erbakan ve Grass Buluşması

Farklı ideolojik ve kültürel kökenlere sahip iki ismin yıllar önce yaptığı uyarılar dikkat çekici bir kesişim noktası oluşturuyor. Necmettin Erbakan, 2003 yılında yaptığı konuşmalarda, İran merkezli bir çatışma senaryosunun arkasında daha geniş bir jeopolitik plan olduğunu ve nihai hedefin Türkiye’yi de içine alabilecek bir kuşatma düzeni olabileceğini vurgulamıştı. Öte yandan Günter Grass,  2012’de yayımladığı Was gesagt erden muss şiirinde İsrail’in İran’a yönelik olası bir saldırısının yalnızca iki ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve küresel barışı etkileyebileceğini işaret ediyordu. Biri Milli Görüş geleneğinden gelen bir siyasetçi, diğeri Alman sol geleneğinden Nobel ödüllü bir yazar… Farklı dünyalar, ama aynı alarm: Güvenlik gerekçesiyle başlatılan askerî hamleler, kontrol edilemez bir çatışma zincirine yol açabilir.

Erbakan’ın jeopolitik uyarısı ile Grass’ın vicdani çağrısı bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Tarihi ve uluslararası dengeyi görmezden gelerek atılan her adım, sadece bir ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve dünya düzenini bir felaketin eşiğine sürükleyebilir.

Günümüzde yaşananlar, bütün bunların bir yansımasıdır.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER