© Yeni Arayış

Epstein belgeleri üzerinden dinamitlenen gerçeklik ve güven algısı

Gazetecilik, mağdurun sesini duyurmak yerine, mağduriyeti bir "skandal izleme keyfine" dönüştürdüğünde etik meşruiyetini yitirir. Ama kimin umrunda?

Epstein belgeleri hakkında vakıf olduğunu iddia ederek veya belgeler hakkında kesin ifadelerle konuşan meslektaşlarımı bir haber kaynağı olarak görmeme kararı aldım. Neden mi?

Epstein belgelerini hakkında coşkuyla bir haftadır beynimizi eritenlerin yazdıklarının ezici çoğunluğu belgelerde yok, olanlar da çarpıtılmış durumda. Şu ana kadar paylaşılan belgelerin sayfa sayısı 3,5 MİLYON civarında. Hiç uyumadan günde ortalama hızla okusanız 13 yılı aşacak. 180.000 adet fotoğraf var. 2.000'nin üstünde video var. Bunları detaylı inceleme ve izleme sürelerini bahsetmiyorum bile, aylar sürecektir. Yani burada bu belgeler hakkında konuşanlar belgeleri okumadı, başkalarının okuduklarından çıkarsamaları haberleri vs. Bunları teyit etme fırsatları da yok. X postlarını filan okuyup belgeler hakkında konuşuyorlar.

Şok haberciliğinin yarattığı tahribat

Bu sizi, bizleri haberdar etme, bilgilendirme refleksi değil. Kamu yararı da yok. Bu davayı sizlerin dikkatini manipüle edip etkileşim elde ederek para ve etki kazanmak için kullanıyorlar. Bu durum, özellikle dijital çağda gazeteciliğin hakikat bekçiliği rolünün nasıl erozyona uğradığının en somut örneklerinden biri. Epstein davası gibi devasa hacimli, içinde gerçek trajediler barındıran ama aynı zamanda spekülasyona çok açık bir konuda yapılan "şok haberciliği" bu. 3,5 milyon sayfalık veri setinde gerçek suçlular, somut para transferleri ve sistematik bir istismar ağına dair kanıtlar var. Ancak bir "influencer" veya kendisine gazeteci diyen "halkla ilişkiler"ciler, örneğin bağlamından koparılmış tek bir fotoğrafı "flaş gelişme" diye sunduğunda, halkın dikkati sistematik suçtan magazinel figürlere kayıyor. Gerçek suçlular bu gürültü içinde saklanma şansı buluyor; çünkü her şeyin "yalan" veya "komplo" olduğu algısı güçleniyor. Şok haberciliği yapanlar, belgeleri okumak yerine belgelerinden için ünlü isimleri aratıp sonuç ekranının ekran görüntüsünü paylaşıyor. Oysa o isim, belgede sadece bir "iddia" olarak, hatta "orada bulunmadığına dair bir ifade" içinde bile geçiyor olabilir. Okur, daha sonra o ismin suçsuz olduğunu veya belgenin o anlama gelmediğini öğrendiğinde, sadece o kişiye değil, genel olarak "haber" kavramına olan güvenini kaybediyor. Bu durum, toplumun "zaten herkes yalan söylüyor" noktasına gelmesine neden oluyor.

Epstein belgelerinin özü, korkunç bir çocuk istismarı ve insan ticareti ağıdır. Şok haberciliği bu trajediyi bir "eğlence içeriği" veya "tık tuzağı" haline getiriyor. Ki bir çok sözde gazetecinin hedefi de bu aslında. Gazetecilik, mağdurun sesini duyurmak yerine, mağduriyeti bir "skandal izleme keyfine" dönüştürdüğünde etik meşruiyetini yitirir. Ama kimin umrunda?

Etkileşim uğruna güvenin imhası

Netice itibarıyla, Epstein belgeleri etrafında koparılan bu dezenformasyon fırtınası, sadece birkaç meslektaşımızın etik kusuru değil; bilginin hızla tüketilip piyasaya sürüldüğü, "doğruluğun" yerini "etkileşime" bıraktığı bir sistemin doğal çıktısı. 3,5 milyon sayfalık devasa bir veri seti, sistemsel bir suç ağını ve sermayenin dokunulmazlık zırhını deşifre etmek yerine; bağlamından koparılmış magazinel bir "skandal izleme keyfine" indirgenmektedir.

Bu durumun iki ağır bedeli vardır: İlki, gerçek suçluların bu gürültü perdesinin arkasına saklanmasıdır. Her şeyin bir "komplo" veya "şok gelişme" olarak pazarlandığı bir ortamda, somut kanıtlar ve hukuki süreçler ciddiyetini yitirir; asıl failler dijital kakofoninin yarattığı sis bulutu içinde izini kaybettirir. Belki de bu isteniyordur ve farkında ya da farkında olmadan buna hizmet ediliyordur.

İkincisi ise toplumsal güvenin imhasıdır. Okur, defalarca yanıltıldığını anladığında sadece o habere değil, bir bütün olarak "gerçeklik" kavramına sırtını döner. Oysa gazeteciliğin asli görevi, sermaye ve güç odaklarının kurduğu bu istismar düzenini magazinleştirmek değil, o düzenin çarklarını toplumun yararına ifşa etmektir.

Gerçek bir gazetecilik refleksi, 3,5 milyon sayfayı okuma sabrını gösterenlerin veya o veriyi namusuyla süzebilenlerin sesini çoğaltmayı gerektirir. Aksi takdirde, mağdurların çığlığı üzerine inşa edilen bu "etkileşim ekonomisi", Epstein’ın kurduğu o karanlık ağdan çok da farklı bir ahlaki zeminde durmayacaktır. Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla "flaş haber" değil; daha fazla fikri takip, daha fazla sabır ve her şeyden önce mesleki haysiyettir.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER