© Yeni Arayış

Entropinin kalbimizdeki yansıması

Kkendi haline bırakılan her şey dağılır. Ama emek verilen, sevgiyle dokunulan her şey; yeniden filizlenir, yeniden parlar. Entropi bize şunu hatırlatır: Hayatı düzenli kılmak mümkün değildir; ama ona sürekli bir özen göstermek mümkündür. Ve belki de insan olmanın en güzel tarafı budur: Dünyanın kaçınılmaz dağınıklığına karşı, küçük düzen adacıkları yaratabilmek.

“Kendi haline bırakılan her şey dağılır.” Fizik derslerinden hatırladığımız entropi yasası, aslında yalnızca evrenin değil, ruhlarımızın da ortak kaderini fısıldıyor. Kapalı bir sistemde düzensizlik artar; ilgisiz bırakılan oda dağılır, bakılmayan bahçe kurur, hatırlanmayan dostluk yavaşça solar.

Hayatın inceliği de burada gizli: Her şeyin bozulma eğiliminde olduğunu bilmek, bize sürekli bir “hatırlama” sorumluluğu verir. Psikolojide, insan ilişkilerinin canlı organizmalara benzediği söylenir. Onlara şefkat, zaman ve emek verilmezse, tıpkı kaslar gibi zayıflar, tıpkı çiçekler gibi boynunu büker.

Bir gün elimde Hermann Hesse’nin Siddhartha kitabı vardı. Şöyle diyordu: “Hiçbir şey kalıcı değildir, yalnızca değişim vardır.” İşte bu satır, bana entropinin felsefesini anlattı. Bozulma değil, değişim… Düzenden düzensizliğe gidiş de bir tür dönüşüm. Kalbimizde hissettiğimiz yalnızlık bile, bize bakmamız gereken bir alanı işaret eder.

Düşün: Bir arkadaşına aylarca yazmazsan, bağ zayıflar. Bir ilişki küçük sürprizlerle beslenmezse, sıradanlığın yorgunluğuna yenik düşer. İçindeki çocuğu oyunlardan mahrum bırakırsan, yetişkinliğin gri duvarları arasında kaybolur. Evrenin kuralı basit: ilgi göstermediğin şey uzaklaşır.

Peki bu gerçeği bilmek bizi umutsuzluğa mı sürüklemeli? Hayır. Çünkü entropi yasası, aynı zamanda bir çağrıdır: “Emeğini nereye koymak istiyorsun?” Eğer odağını doğru yere verirsen, dağılmayı yavaşlatabilirsin. Bir çiçeğe düzenli su vermek onun filizlenmesini sağlar; kalbine gösterdiğin küçük özen, en karanlık dönemde bile seni ayakta tutar.

İşte bu yüzden dağınıklık bana artık öfke değil, tebessüm getiriyor. Çünkü biliyorum ki, evren işini yapıyor. Asıl mesele, benim işimi yapıp yapmadığım. Dostuma bir “nasılsın” demek, kendime bir kahve ısmarlamak, anneme sarılmak… Bunlar küçük ama entropiye karşı koyan jestler.

Sonuçta, kendi haline bırakılan her şey dağılır. Ama emek verilen, sevgiyle dokunulan her şey; yeniden filizlenir, yeniden parlar. Entropi bize şunu hatırlatır: Hayatı düzenli kılmak mümkün değildir; ama ona sürekli bir özen göstermek mümkündür. Ve belki de insan olmanın en güzel tarafı budur: Dünyanın kaçınılmaz dağınıklığına karşı, küçük düzen adacıkları yaratabilmek.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER