© Yeni Arayış

Herkes evine döner

İnsan en çok kendinden kaçarken yoruluyor. Yanlış ilişkiler, yanlış seçimler, yanlış ısrarlar… hepsi aslında aynı şeyin etrafında dönüyor—kendi kalbine dönmemek. “Herkes evine döner” cümlesi bu yüzden romantik değil, biraz acımasız. Çünkü o dönüş, birine değil, kendine. Ve herkes o yolu bilmiyor.

“Herkes evine döner.”
Ama kimse bize evin aslında neresi olduğunu öğretmiyor.

Yıllardır insan dinliyorum. Hikâyeler değişiyor ama duygu aynı kalıyor: terk edilme korkusu, yetmeme hissi, görülmeme acısı. Ve fark ettiğim bir şey var—insanların çoğu, başkalarının kalbinde yaşamaya çalışıyor. Kendi kalbini ise ya kilitlemiş ya da başkasına kiralamış. Sanki kendi içinde oturmak, en güvensiz yer gibi. Oysa en büyük güvensizlik, kendinden sürgün olmaktır.

Psikolojide buna yabancılaşma diyoruz. Kişinin kendi duygusuna, ihtiyacına, sınırına uzak düşmesi. Bu öyle bir şey ki; biri sana iyi davranmadığında bile kalıyorsun, çünkü gitmek kendine dönmek demek. Ve herkes kendine dönebilecek kadar tanıdık değil kendine. İnsan bazen en çok kendi içinden korkar; çünkü orada bastırılmış duygular, ertelenmiş yaslar ve hiç sorulmamış sorular vardır.

Bağlanma kuramı bunu çok net anlatır. Güvenli bağlanan biri için “ev”, bir insan olabilir; çünkü o kişi kendini de taşıyordur yanında. Ama kaygılı ya da kaçıngan bağlanan biri için ev hep dışarıdadır—ulaşılması zor, kaybedilmesi kolay, sürekli tehdit altında. Bu yüzden bazı insanlar hep yanlış kapıları çalar. Çünkü içeride kalmak, dışarıda aramaktan daha zor gelir. Dışarısı, umutla beslenen bir kaçıştır; içerisi ise gerçekle yüzleşmenin yeridir.

“Sevilmek için kendinden vazgeçen, en sonunda hem sevgiyi hem kendini kaybeder.” der İyi Hissetmek. Terapide en sık gördüğüm kırılma noktası tam da burası. İnsan, kabul görmek için kendini eğip büküyor, küçültüyor, sessizleşiyor. Ve bir gün fark ediyor: İçeride kimse kalmamış. O an, en derin yalnızlık başlıyor—çünkü artık terk eden biri yok, terk edilmiş olan bizzat kendisi.

Ev dediğimiz şey, konfor değil aslında. Ev, regülasyon. Sinir sisteminin sakinleştiği, bedenin gevşediği, zihnin susabildiği yer. Birinin yanında omuzların düşüyorsa, nefesin derinleşiyorsa, kendin olabilmek için çabalamıyorsan… orası ev. Ama bunu dışarıda arayan herkes, bir noktada şunu öğreniyor: Dışarıdaki hiçbir ev, içerideki yıkımı onaramaz. Çünkü dışarıdaki hiçbir ilişki, içsel bir kopuşun yerine geçemez.

En çarpıcı gerçek şu: İnsan en çok kendinden kaçarken yoruluyor. Yanlış ilişkiler, yanlış seçimler, yanlış ısrarlar… hepsi aslında aynı şeyin etrafında dönüyor—kendi kalbine dönmemek. Ve bu kaçış, çoğu zaman “sevgi” adı altında meşrulaştırılıyor. Oysa sevgi, insanı kendinden uzaklaştırmaz; aksine kendine yaklaştırır. Eğer bir ilişki seni kendinden ediyorsa, orada sevgi değil, korku vardır.

Bazen insanlar “neden hep aynı şeyi yaşıyorum?” diye sorar. Cevap çoğu zaman dışarıda değil, içeridedir. İnsan kendine dönmediği sürece, hayat onu hep aynı kapıya götürür. Çünkü öğrenilmeyen dersler, farklı yüzlerle tekrar eder. Ve insan, en çok tanıdık acılara gider; çünkü bilinmeyen huzurdan daha az korkutucudur.

“Herkes evine döner” cümlesi bu yüzden romantik değil, biraz acımasız. Çünkü o dönüş, birine değil, kendine. Ve herkes o yolu bilmiyor. Dahası, herkes o yolu yürümeye cesaret edemiyor. Çünkü kendine dönmek; inkâr ettiğin yanlarını görmek, susturduğun sesleri duymak ve en önemlisi kendinle kalabilmek demek.

Ama yolu bilenler için ev hep aynı yerde:
Kalbinin seni artık incitmediği yerde.

Ve belki de gerçek iyileşme tam olarak burada başlıyor— 

İlk kez kimseye sığınmadan, kendi içinde kalabildiğinde

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER