© Yeni Arayış

Vasat çağı

insan, yüzeyde kalarak iyileşemez. Ne öğrenme yüzeyde kalınca dönüşür, ne de duygular yüzeyde kalınca anlam kazanır. Derinlik, yavaşlık ister. Dikkat ister. Kalmak ister. Ve belki de bu çağda en radikal şey, yavaşlamaktır. Gerçekten anlamak için durmak. Gerçekten hissetmek için kalmak. Çünkü insan ancak derinleştiği yerde gerçek olur.

Vasatlığın en tehlikeli hali, fark edilmeden normalleşenidir. Bugün yaşadığımız çağ, gürültünün bilgiden daha hızlı yayıldığı, hızın derinliğin önüne geçtiği bir çağ. Her şey hızlı: öğrenme hızlı, unutma daha da hızlı. İnsanlar artık bilmek için değil, bilmiş gibi görünmek için öğreniyor. O yüzden bilgi, içimize yerleşen bir yapı olmaktan çıkıp, yüzeyde dolaşan bir dekor haline geliyor.

Psikolojide buna “yüzeysel işleme” denir. Derin öğrenme; anlam kurmayı, bağlantı kurmayı, zihinde yeniden yapılandırmayı gerektirir. Ama yüzeysel öğrenme yalnızca maruz kalmayı yeterli sanır. Bir şeyi duymak, anlamak değildir. Bir şeyi tekrar etmek, içselleştirmek değildir. Tıpkı bir duyguyu yaşamakla, o duygunun içinden geçmek arasındaki fark gibi.

Bugünün insanı çok şey hissediyor ama az şey yaşıyor. Çünkü duygular da hızlandı. Üzülmek bile artık kısa sürüyor; dikkat dağıtıcılar çok güçlü. Bir acının içinde kalmak yerine, hemen başka bir uyaranla üstünü örtüyoruz. Oysa duygular bastırıldıkça değil, yaşandıkça dönüşür. Yüzeyde kalan her duygu, içeride birikmeye devam eder.

Donald Winnicott’un bir cümlesi vardır: “Sahte benlik, çevrenin beklentilerine uyum sağlamak için gelişir; gerçek benlik ise yalnızca yaşanarak ortaya çıkar.” Bugün pek çok insan, sahte benliğiyle hayatını sürdürüyor. Görünüşte iyi, görünüşte güçlü, görünüşte mutlu. Ama derine indiğinde, temas yok. Ne kendisiyle ne de başkasıyla.

Vasatlık da tam burada başlar. Büyük hatalarla değil, küçük yüzeyselliklerle. Bir kitabı bitirmek ama hiçbir cümlesinin içimizde yankılanmaması. Birini sevmek ama ona hiç gerçekten dokunamamak. Bir hayat yaşamak ama hiç gerçekten orada olmamak.

Derinlik cesaret ister. Çünkü derine indikçe, insan kendisiyle karşılaşır. Ve çoğu insanın kaçtığı yer tam olarak burasıdır. Kendine temas etmek, konfor alanının dışına çıkmaktır. O yüzden yüzeysellik sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir savunmadır.

Ama insan, yüzeyde kalarak iyileşemez. Ne öğrenme yüzeyde kalınca dönüşür, ne de duygular yüzeyde kalınca anlam kazanır. Derinlik, yavaşlık ister. Dikkat ister. Kalmak ister.

Ve belki de bu çağda en radikal şey, yavaşlamaktır. Gerçekten anlamak için durmak. Gerçekten hissetmek için kalmak. Çünkü insan ancak derinleştiği yerde gerçek olur.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER