© Yeni Arayış

Devletçi merkeze karşı sivil merkez inşa zorunluluğu

Evrensel ölçülerde siyasi yelpaze okumasında “merkez”in, toplumsal çoğulculuğun buluştuğu, ortalamanın temsil edildiği bir siyasi konum olduğunu söyleyebiliriz. Ki Bahçeli de bunu ifade ediyor. Ancak gerçekte Türkiye’de merkez, ısrarla “devletle” anılmakta ve meşruiyet onda aranmaktadır. Oysa evrensel ölçülerde Türkiye için merkez, bu aşamadan sonra ülkenin gerçek siyasetle tanışacağı, siyasetin kurumsallaşmasının ilk durağı olacaktır. O yüzden MHP’nin iddiası, CHP’nin siyasi taşıyıcılığı önemlidir.

Son yazımda CHP’nin ilk hedefinin siyasi yelpazede “merkez”in yeniden inşası olması gerektiğini ifade etmiş ve yazıyı; “Bu süreçte önemli bir konu da bu çabayı entelektüel olarak desteklemek ve bunun ideolojisini, metnini de üretmektir” diyerek bitirmiştim.

Bu entelektüel çaba CHP içinden ve çeperinden gelecek mi bilmiyorum ama MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, partisinin kuruluşunun 57. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen programdaki konuşmasını okuyunca; bağlam ve kastımız farklı olsa da MHP’nin bu “merkez” konusunu kendi içinde hayli tartışmış olduğunu düşündüm.

Meramımı daha iyi anlatmak için Bahçeli’nin konuşmasından uzun bir bölümü olduğu gibi aşağıya alıyorum:

“Dikkat buyurunuz, son yıllarda yaşanan gelişmeler milletin siyaset algısını milliyetçi merkeze doğru taşımaktadır. Doğru ve doğal olan da budur. Çünkü bir milletin milli ve manevi değerler manzumesini kabullenmek ve savunmak, toplumsal merkezi siyasetten ifade etmek demektir. Toplumsal merkezin siyasal izdüşümü ise siyasi merkezdir. Onun için, siyasi merkez Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’dır.

Merkez kavramı, genel politik kanaatin kabul ettiği gibi her eğilimin temsil edildiği fikirler koalisyonu demek değildir. Milliyetçilik bir merkez değer olarak nasıl Atatürk döneminde devletimizin ve milletimizin gelişmesinde belirleyici olmuşsa, çağı kavrayan Milliyetçi Hareket Partisi’nin milliyetçilik siyaseti, yine ülkemizin temel dinamiğini oluşturacaktır. Terörsüz Türkiye’ye bakışımızın fikri dayanağı da işte buradadır.

Milliyetçiliğin merkezde yer aldığı Türk siyaset arenasında ise diğerleri kendilerini bu merkeze göre tanımlamak zorunda kalacaklardır. Milliyetçiliği bir siyaset yönetim projesi olarak kabul eden tek politik hareket Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Milletimiz yıllar süren yönlendirmenin nihayet farkına varmıştır. Milliyetçilik yükselen bir değer olarak milletin gönlünde yerini almaktadır. Kimin kendi değerlerini temsil ettiğini siyaset berraklaştıkça anlamaya başlamıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi, milliyetçiliği merkez alan bir model ile devlet ve millet uyuşmasını sağlayacak, laik ile dini, milli ile evrenseli, küresel ile yereli, birey ile toplumu milli duruş ile uzlaştıracak tek siyaset seçeneğidir. Yeni yüzyılın siyasi adresi bellidir. Adres Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

İnsan merkezli, hak ve adalet ilkelerine uygun, gönüllü paylaşımı ve işbirliğini amaçlayan, küresel kaynakları hakkaniyete uygun şekilde insanlığın istifadesine sunan yeni bir aydınlanma sürecinin başlaması Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’nın mücadelesiyle gerçekleştirilecektir.”

Bahçeli’nin konuşmasından gidersek merkezin; “bir milletin milli ve manevi değerler manzumesini kabullenmek ve savunmak, toplumsal merkezi siyasetten ifade etmek” olduğu tespitinin kısmen doğru olduğunu kabul etmek durumundayız.

Ancak burada sorun; bu merkezin toplum değil devlet merkezli oluşu, zımnen de korkularla üretilen bir kümelenme olmasıdır.

Bahçeli’nin kendi içinde kurduğu “tutarlı” söyleme u/yma/yan husus ise şudur: “İnsan merkezli, hak ve adalet ilkelerine uygun, gönüllü paylaşımı ve işbirliğini amaçlayan, küresel kaynakları hakkaniyete uygun şekilde insanlığın istifadesine sunan yeni bir aydınlanma sürecinin başlaması Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı’nın mücadelesiyle gerçekleştirilecektir.”

Bahçeli’nin bu konuşmasının içeriye, yani partisine olduğu kadar iç siyasete de seslendiği aşikârdır. Ancak bırakın küresel kaynakları, ulusal kaynakların bile sadece iktidar içi ve çevresine kümelenmiş dar bir sınıfa dağıtıldığı, toplumun yoksullukta eşitlendiği gerçeğinin nedense es geçildiği görülüyor.

Bu nedenle anılan kısa alıntı; hem merkez tanımına uyan hem de uymayan bir bölümdür.

BASİT BİR SİYASİ YELPAZE ANALİZİ

Peki, nedir siyasette merkez?

Siyasi merkez, toplumsal merkeze denk düşer mi?

Bu soruların cevaplarını, iki temel soruya vereceğimiz yanıtlar üzerinden bulabiliriz. Bu iki soruyu yatay ve dikey eksende birleştirip, ortaya çıkan siyasi yelpazede kitle partilerini göreli olarak konumlandırdığımızda tabloyu kabaca görme imkanımız olacaktır.

İlk sorumuz; “Bir siyasi partinin meşruiyetini kimden aldığı ya da kimler için siyaset yaptığı”dır.

Bu soruya verilecek iki cevap vardır. İlki siyasi meşruiyeti toplum/bireyden alan; sivil toplum, demokrasi, adalet ve özgürlük alanını genişletme çabasını sahiplenen partilerdir.

Bu pozisyonun tam karşısında; siyasi meşruiyetini devletten alan, onun sahip olduğu imkan ve yarattığı rant ile varlığını sürdüren, toplumu ve toplumsal talepleri ikincilleştiren ya da dışlayan partiler yer alır.

Bu ilk soruyu, yani “siyasi meşruiyet” sorusunu yatay bir aks olarak hayal edelim.

İkinci sorumuz ise “siyasi partinin hangi değerleri savunarak siyaset yaptığı”dır.

Bu sorunun bir ucunda laiklik, özgürlük, eşitlik, sivillik gibi daha evrensel değerlerin; diğer ucunda ise dini referanslar, muhafazakârlık, milliyetçilik gibi yerel değerlerin siyaseten öncelenmesi vardır.

Bunu, yani “siyasette öncelenen değerler” sorusunu da dikey bir aks olarak hayal edelim.

İşte bu iki aksı birleştirdiğimizde karşımıza bir yelpaze çıkar. Siyasi partileri bu yelpazede siyasi meşruiyet ve önceledikleri değerlere göre konumlandırabiliriz; ancak bu konumlamanın mutlak değil, göreli olacağını kabul ederek...

 

CHP’nin kurucu parti olarak devlete mesafe alarak siyasi meşruiyetini toplumda araması, onu yatay aksta ilk etapta kendini merkeze taşıma çabasıdır. Öncelik, siyaseten boş olan bu merkezi inşa etmektir. Burada siyasi meşruiyeti toplumda arayan, yerel değerleri dışlamayan, onları da kapsayan bir evrensellik iddiası ile birlikte farklı siyasi partiler ve toplumsal kesimlerle ilişkiler kurmak; onlarla hedef odaklı taşıyıcı koalisyonlar oluşturmak ve sürdürebilmek siyasi merkezin yeniden inşasıdır.

TÜRKİYE’DE SİYASET BU YELPAZEDE NEREDE?

Peki, Türkiye’deki kitle partilerinin bu yelpazedeki yerlerine baktığımızda ne görürüz? AK Parti ve MHP başta olmak üzere Cumhur İttifakı ortaklarının siyasi meşruiyetini devletten alan ve yerel değerleri savunan bir pozisyonda olduklarını söyleyebiliriz. Bu partilerin aralarındaki temel farkın, yerel değerleri savunmadaki öncelik ve doz farkı olduğunu görürüz.

Burada bir parantez açarak, istisnai dönemler dışında Türkiye’de siyasetin meşruiyetini büyük ölçüde devletten aldığını söyleyebiliriz. Bu açıdan, Türkiye’de istisnai dönemler dışında evrensel ölçüde siyasetin olmadığını da bir kez daha not etmiş olalım.

Buna rağmen, siyasetsiz siyaset döneminde bu kitle partileri kendilerine sağcı ya da solcu demekte bir sakınca görmemişlerdi. Bu partileri sağcı ve solcu yapan, önceledikleri değerler olmuştur. CHP, kaba bir laiklik savunusuyla sol; MHP/RP/DP/DYP/AP ise muhafazakârlık ve milliyetçilik öncelemesi farkıyla kendilerini sağ olarak tanımlamışlardır.

Tabii bir ön ekle; “merkez”. Bu partilerin kendilerini “merkez sol” ya da “merkez sağ” tanımlamasının dayanağı ise meşruiyetini aldıkları “devlet/çilik” olmuştur.

Bu açıdan siyasi meşruiyetini toplumdan, toplumsal taleplerden almayan partiler yelpazenin yatay aksındaki devlet merkezli alanda yer almışlardır. Dolayısıyla yelpazenin merkezi (siyasi meşruiyet ve savunulan değerler aksının kesiştiği alan) büyük ölçüde boş kalmıştır.

Geçen yazıda da bahsettiğim üzere CHP’nin kurucu parti olarak devlete mesafe alarak siyasi meşruiyetini toplumda araması, onu yatay aksta ilk etapta kendini merkeze taşıma çabasıdır. Öncelik, siyaseten boş olan bu merkezi inşa etmektir.

Burada siyasi meşruiyeti toplumda arayan, yerel değerleri dışlamayan, onları da kapsayan bir evrensellik iddiası ile birlikte farklı siyasi partiler ve toplumsal kesimlerle ilişkiler kurmak; onlarla hedef odaklı taşıyıcı koalisyonlar oluşturmak ve sürdürebilmek siyasi merkezin yeniden inşasıdır.

MHP İLE CHP FARKI

Buradan yazının başına, Bahçeli’nin tanımladığı merkeze gelebiliriz.

Evrensel ölçülerde siyasi yelpaze okumasında “merkez”in, toplumsal çoğulculuğun buluştuğu, ortalamanın temsil edildiği bir siyasi konum olduğunu söyleyebiliriz. Ki Bahçeli de bunu ifade ediyor.

Ancak gerçekte Türkiye’de merkez, ısrarla “devletle” anılmakta ve meşruiyet onda aranmaktadır.

Oysa evrensel ölçülerde Türkiye için merkez, bu aşamadan sonra ülkenin gerçek siyasetle tanışacağı, siyasetin kurumsallaşmasının ilk durağı olacaktır. O yüzden MHP’nin iddiası değil, CHP’nin siyasi taşıyıcılığı önemlidir.

Bahçeli’nin konuşmasındaki merkez; siyasi meşruiyeti devletten alan, kültürel bir değer olarak milliyetçiliğin ideolojik savunusudur.

Her şeye rağmen Bahçeli ve MHP’ye bu tür kavramları tartışmaya açtıkları için teşekkür etmek gerekiyor.

Bakalım CHP, siyaseten soyunduğu bu pozisyonun düşünsel tartışmasını yapabilecek ve ideolojik metinlerini üretebilecek mi?

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER