© Yeni Arayış

IŞİD’le çok yönlü mücadele edilmesi gerekiyor

IŞİD’la yaşanan tecrübeyi basit bir asayiş olayı olarak görmek doğru değildir. Hükümetin gerçeklerden kopuk IŞİD vizyonunu kendisine dost olarak değil, düşman olarak görmesi, onunla mücadele etmesi gerekmektedir. Dinin siyasette daha etkili olmasını isteyen muhtelif düşünce sahiplerini bir araya getirerek kurduğu koalisyonla ülkeye hükümet etmeyi düşünen hükümet, ortaklık ettiği kesimlerin içinde onu yıkmayı tasarlayan unsurlara yer vermek mecburiyetinde değildir. Tarihin gösterdiğine göre, böyle hareketler başarıya ulaşacak olurlarsa, önce kendilerine en benzeyeni ortadan kaldırarak kendi düzenlerini getirmeye çalışmayı öngörüyorlar. Hükümetimizin böyle bir özlem içinde olduğunu hiç zannetmiyorum.

Hükümetimiz dinin toplumsal rolü konusundaki kafa karışıklığını aşmamakta kararlı gözüküyor.  Halbuki, herkesin kendi inancında serbest olduğu ilkesini korumak için ciddi bir gayret göstermenin gerektiği konusunda güçlü uyarılar alındığı kesin. Yalova’da IŞİD yanlısı bir gruba yapılan ve üç polisimizin şehit düşmesi ile sonuçlanan baskın bunun en son göstergesi. IŞİD’ın ülkemizde örgütlenmeye devam ettiği, mevcut düzeni kendi arzuladığı şeriat düzenine çok ayrı düşen bir düzen olarak görüp ortadan kaldırmak istediği biliniyordu. Belki yeterince bilinmeyen bu rüyayı gören insanların neler yapmaya hazır oldukları idi. Hükümetimizin bu kişiler ciddiye almadığı, “bunlar bizim yaramaz çocuklarımız” edebiyatına kendini kaptırdığı anlaşılıyor. Nitekim, hücreyi basmaya giden kolluk kuvvetlerinin kendilerine karşı silahla cevap verileceğini beklemedikleri, şehit polislerimizim bu tür silahlı mücadele için hazırlıksız olmalarından anlaşılıyor. Nasıl bir olayla karşı karşıya olduğumuz görülünce, bu sefer hükümet olayın sanılandan ciddi olduğunu anladı ve bir baskın ve tutuklama dalgası başladı.  Bu da geçer diyeceğim çünkü hükümetimizin ne gibi bir sorunla karşı karşıya olduğunun idraki içinde olduğunu sanmıyorum. Yaramaz çocuklar diye nitelediği bir grubun içindeki bazı unsurların biraz fazla ileriye gittiğini düşündüklerini, onları yakalayınca işin üstesinden geldiklerine inandıklarını zannediyorum.

Aslında Yalova’da karşılaşılan olay, dünyayı saran bir olgunun Türkiye’deki tezahürü. Müslümanların çoğunlukta olduğu birçok ülkede bir kesim karşılaştıkları güçlüklerin, aşamadıkları dünya sıkıntılarının, kendilerini marjlara iten davranış kalıplarının dinden uzaklaşma sonucu ortaya çıktığını düşünüyor ve yeryüzünde dinin öngördüğü bir düzenin oluşması halinde bütün kötülüklerin ortadan kalkacağına, herkesin mutlu bir hayat yaşayacağına inanıyor. Aslında kimsenin böyle bir düzenin ne olduğuna dair kesin bilgisi yok, daha ziyade günümüz düzeninin karşıtı ne iyilikler akla gelirse, hepsinin alternatif düzende gerçekleşeceğine dair bir inanç var.  Bazı insanların böyle bir inanç taşımasına itiraz edemezsiniz. Herkes istediğine inanır. Sorun, bu inanç sahiplerinin günümüzde bozuk gördükleri her şeyi ortadan kaldırma arzusundan, iktidara silah zoruyla el koyarak öngördükleri düzeni kurmaya çalışma gayretinden doğuyor. Çoğu insan bu kişilerin görüşlerini paylaşmıyor ama onlar doğruyu bildiklerine ve bu doğruyu kurmak için dünyanın her yanıyla mücadele etmeye kararlı görünüyorlar. Büyük değişiklik yapacak güçleri yok, ama sansasyonel işler yapabiliyorlar. Bundan bir süre önce milletin yılbaşı eğlencesine saldıran ve yeni yılı milletimize zehir eden Orta Asyalı genci unutmak pek kolay olmuyor.

Pekiyi, bütün bu anlatılanların hükümetimizle bir ilgisi var mı? Resmi açıklamalara göre yok. Hükümetimiz her türlü aşırılığa karşı duyarlıdır. Nitekim IŞİD taifesi de yakalanmakta ve ceza görmektedir. Şu sıralarda peş peşe IŞİDoperasyonları düzenlenmekte, bu hareketlere katılanlar yanında, finansmanına katkıda bulunanlar da yakalanmakta ve yargıya sevk edilmektedir. Buna karşılık, işi biraz incelediğinizde oldukça farklı bir görünüm ortaya çıkmaktadır. IŞİDaslında yetkilerce bilinmekte, fakat fazla üzerine gidilmemektedir. Bu kişilerin “yaramaz çocuklar” olduğuna inanılmakta, zamanla yatışmaları beklenmektedir. Kursları, yayınları, yandaş kazanmak için izledikleri siyasetler vardır. Ancak bu işleri sahiplenen zevat dindar olduğundan, onlarla uğraşmamak gerektiği düşünülmektedir. Esas amaç dindar ve kindar bir nesil yetiştirmektir. Bu hedefinde hükümetimizin fazla başarılı olamadığı aşikardır. IŞİD’cılar ise hem dindar hem de kindardır. Dolayısıyla eylemlerinin fazla üzerine gitmeye gerek yoktur. Hatta, tem tersine, bu inançtaki insanların çoğalması muhtemelen hükümetin arzuladığı bir şeydir.

Bu noktada hükümetin bir olayı fazla farkına varmadığını söylemek gerekiyor. Hükümet dini iktidarda kalmasını sağlayacak ve kitlelerin kendisine itaatı benimsemesini temin edecek bir araç olarak görmektedir. İzlediği siyasi strateji ülkeyi din ekseninde kutuplaştırmak, kendisi dışındakilerin ülkede dini özgür yaşamaya karşı olduğunu ileri sürerek iktidarını devam ettirmektir. IŞİD ise dini bir düzen kurmak peşindedir. Böyle bir düzenin kurulması karşısındaki en büyük engellerden biri de dindar olduğu izlenimini veren fakat aslında, yani IŞİD’a göre, her bakımdan dinden uzak bulunan hükümettir. Dolayısıyla onun hoşgörüsünden yararlanılabilir ama en büyük düşmanın da o olduğunun bilinmesi gerekir.

Eğer teşhisimiz doğru ise, yani IŞİD’ın dini bir düzen kurmak istiyor ve dindar görünümü veren hükümeti de rüyasını gerçekleştirmekte engel olarak görüyorsa, hükümetin ona göre tedbir alması gerekmektedir. Başlangıç olarak, IŞİD’ın bir müttefik olmadığını kabul etmek gerekecektir. Bu sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Hükümeti destekleyen güçler arasında kendisini IŞİD’a yakın hisseden kişiler ve partiler olduğu gibi, bunlara zamanla iflah olacak yaramaz çocuklar olarak bakanlar da vardır. Halbuki IŞİD’a karşı benimsenecek bir tutum değişikliği iktidarın olağan bir siyasi parti olarak algılanmasını ve diğer partilerle işbirliği yapmasını kolaylaştıracaktır.

İkinci olarak, hükümetin herkesi dindar yapma sevdasından vazgeçmesi, ancak dindar kesimin arzularına saygı göstermesi gerekmektedir. Herkesi dindar yapma sevdası aslında IŞİD’ın arzuladığı ama kitleleri ikna etmekte zorlandığı bir yaklaşımdır. Kendi yaklaşımının resmi olarak desteklenmesi IŞİD’ın sadece memnun olmasını sağlar, kendi hareketine katılacak kadroların sağlanmasında bir kolaylık getireceğini düşünür. Örneğin, gençlerin sayıları giderek artan İmam-Hatip okullarına gitmeye zorlanması, böylece toplumun marjinal olarak algıladığı, iyi yetiştiği tartışmalı olan, işsiz adayı gençlerin çoğalması tam da DEAŞ’ın sevineceği bir ortamın yaratılmasıdır çünkü bu harekete ilgi duyanlar marjinal, işsiz güçsüz ve düzenin kendilerine değer vermediğini, haksızlık ettiğini düşünen gençlerdir.

Üçüncü olarak, hükümetin daha demokratik ve hukuk normlarına saygılı bir tutuma yönelmesi zorunludur. Demokratik ortam, değişimi zorla getirmek isteyenlerin destek bulmasını zorlaştırır. IŞİD yasaklanmasından, otoritenin dönem dönem de olsa, üstüne yürümesinden güç almakta, bu koşullar nedeniyle üyelerinden daha yüksek bir dayanışma düzeyi beklemektedir. Baskıcı icraat olmayınca, IŞİD’ın üye bulması, dolayısıyla varlığını ülke yönetimine bir tehdit olarak sürdürmesi zorlaşacaktır. Demokratik bir ortamda, bu ortamın gereklerine inanmayan örgüt mensuplarının yargıya sevki ve cezalandırılmaları da diğer tüm toplum kesimleri tarafından haklı ve anlaşılabilir bir eylem olarak değerlendirilecek, yadırganmayacaktır. Başka türlü ifade edecek olursak, kimse siyasal değişmeyi zor yoluyla gerçekleştirmek isteyen bir toplum hareketine itibar etmeyecektir.

Gördüğünüz gibi, IŞİD’la yaşanan tecrübeyi basit bir asayiş olayı olarak görmek doğru değildir. Hükümetin gerçeklerden kopuk IŞİD vizyonunu kendisine dost olarak değil, düşman olarak görmesi, onunla mücadele etmesi gerekmektedir. Dinin siyasette daha etkili olmasını isteyen muhtelif düşünce sahiplerini bir araya getirerek kurduğu koalisyonla ülkeye hükümet etmeyi düşünen hükümet, ortaklık ettiği kesimlerin içinde onu yıkmayı tasarlayan unsurlara yer vermek mecburiyetinde değildir. Tarihin gösterdiğine göre, böyle hareketler başarıya ulaşacak olurlarsa, önce kendilerine en benzeyeni ortadan kaldırarak kendi düzenlerini getirmeye çalışmayı öngörüyorlar. Hükümetimizin böyle bir özlem içinde olduğunu hiç zannetmiyorum.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER