© Yeni Arayış

Kapitalizmin yeni yüzü

Öyle görünüyor ki bu yeni milliyetçilik anlayışıyla yürüyecek bu yeni düzen yeni savaşlara gebe.... Bu nedenle de yürümekte olan “Çözüm süreci” çok önemli.

Amerika’nın 2. Dünya savaşı sonrası kapitalizmin tek seçenek olması için kurduğu ve kendinin nerdeyse tek “düzenleyicisi” olduğu dünya düzeni Trump’la birlikte çökünce yeni bir yüzle karşılaştık. Yeni dedim ama bu yüz aslında tanıdık bir yüz. Sömürgeci, soykırımcı, darbeci ve yalnızca güce tapan bir yüz.

Bu yüzün sahipleri 2. Dünya savaşından sonra kılık değiştirmiş ve dünyaya “serbest piyasa”, “serbest ticaret” ve “parlamenter demokrasi” adları altında yeni bir düzen dayatmışlardı. Ne de olsa kendi ülkelerinde denemiş ve karlı olmadığına karar vermiş oldukları “kölelik düzeni” ile başka ülkelerde denemiş ve karlı olmadığına karar vermiş oldukları “sömürgecilik” düzeni yerine bu düzen, iki dünya savaşından bıkmış bir insanlığa daha barışçı ve daha insancıl görünmüştü.

Bugüne böyle geldik. Ve bugüne böyle gelirken de bu yüzün sahiplerinin gizledikleri asıl yüzleri daha bir görünür oldu. Nihayet tam bir korsanlık hikayesine dönüşmüş bir operasyonla bir ülkenin başkanı ve karısını kaçırmaları bu yüzlerini daha açık bir biçimde ortaya koydu. Tabii gerekçeleri de bildik bir gerekçeydi. Güya, suçları “uyuşturucu” ticaretiymiş de ve Amerika’nın “bekası” tehlikeye girecekmiş de vs. vs.

Bu olayın bir yanı bu “sömürgeci” güç gösteriyse de diğer yanı da ülkeler arasında oluşmuş bulunan ilişkileri tümüyle havaya uçurabilecek siyasi bir boşluk üretmiş olmasıdır. Bu boşluk “güçlü” olanın doldurabileceği yeni bir dünya düzenine işaret ediyor. Nitekim İsrail’in Ortadoğu’da Filistinlilere, İran’a, Suriye’ye ve Yemen’e yaptıkları ile bu son Venezuela olayı bu yeni düzenin en açık kanıtları.

Öyle görünüyor ki bu yeni milliyetçilik anlayışıyla yürüyecek bu yeni düzen yeni savaşlara gebe. Bu savaşların nerede ve nasıl olacağını bilmiyoruz. Ama yerkürenin depremlere en çok gebe olduğu bizim coğrafyamızın da bu gelişmelerden nasibini alma ihtimali küçümsenecek bir ihtimal değil.

Bu nedenle de yürümekte olan “Çözüm süreci” çok önemli. Türkiye’nin kendi Kürtleriyle ve onların akrabaları olan Suriye’deki Kürtlerle ilişkilerini yumuşatması ve barış yoluna girmesi bu yeni dönemin “sömürgeci ve soykırımcı” güçlerine karşı, onların doldurmak istedikleri bu boşluğu doldurması çok doğru ve yerinde bir yaklaşım olacaktır.

Bu iktidarın bu yönde nasıl adımlar atacağını bilmiyoruz. Ama muhalefetin ve özellikle de CHP’nin bu süreçte daha aktif bir rol alması, kendi içindeki “ulusalcıları” ikna ederek barış için mücadelede safları sıklaştırması ülkenin geleceği bakımından çok önemlidir.

Bu sürecin “demokrasi” konusunda eksikliği bir gerçekse de, Kürt sorununun çözümü yolunda atılacak her bir adımın demokrasinin önünü açacak adımlar olacağı da bir o kadar gerçektir. Bu nedenle de sürece mesafeli durmaktansa, risk alıp onu sahiplenmek gerçek bir yurtseverliktir.

Ve kurucu partiye de bu yakışır!

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER