Darfur’dan Gazze’ye: İran Savaşı küresel çatışma haritasını nasıl daha kırılgan hale getiriyor?
DIŞ POLİTİKADarfur’dan Gazze’ye uzanan çizgi, bu yüzden coğrafi bir sıralama değil yeni dönemin zihniyetini gösteren bir işaret fişeği aynı zamanda. İran savaşı, bu hattaki her bir krizi tek tek kapatmak yerine hepsini daha sıkı ve daha sert bir ağın içine bağlıyor. Dünya, krizleri çözemediği bir düzende onları yönetilebilir saydığı sürece idare edebileceğini düşünüyor. Asıl soru işte bu haritanın ne kadar daha “yönetilebilir” kalacağı.
4 Mart akşamı Tel Aviv’de sirenler yeniden çaldığında, aynı saatlerde Hartum çevresinde çatışma haberleri geçiyordu. Bir yanda İran’a ve Lübnan’a uzanan füze-hava saldırısı trafiği, öte yanda Sudan ordusu ile milisler arasındaki yeni çatışma dalgası… Ekranlar İran savaşına odaklanmış haldeyken, Afrika kıtasının ortasında süren savaşların haber bültenlerinde daha aşağı sıralara düştüğü bir döneme girildi.
Bu durum sadece bir tesadüf olarak görülmemeli. Zira İran savaşı, Gazze’den Darfur’a uzanan çatışma kuşağını arka plana itmek yerine daha sert ve daha karmaşık hale getiren bir hızlandırıcı gibi çalışıyor. Ortadoğu’da açılan her yeni cephe, Afrika’nın zaten kırılgan olan sahalarını daha savunmasız bırakıyor. Krizleri çözmekten ziyade üst üste yığmaya dayalı bir dönemden geçiyoruz.
Gazze’den İran’a uzanan savaş hattı
Gazze, henüz kapanmamış bir dosya. Şehirler ağır bombardıman altında büyük yıkımlar yaşamışken, İran’a yönelik operasyonlar ve karşı saldırılar bu dosyayı yeni bir bölgesel savaş halkasının içine çekti. İsrail’in güvenlik öncelikleri artık tek bir cepheye odaklanmıyor. Gazze, Lübnan, Suriye ve İran hattı birbirine bağlı bir güvenlik zinciri olarak görülüyor. Bu da ateşi kontrol etmeyi zorlaştırıyor.
İran’ın sahaya girmesiyle birlikte, Gazze’de başlayan kriz Ortadoğu’nun tamamına yayılan bir güç testi haline dönüştü. Aynı anda hem kent merkezleri hem de nükleer ve enerji altyapısı tartışılıyor. Bir tarafta “caydırıcılık” söylemi, diğer tarafta sivillerin hayatına ve altyapıya binen yük var. Bu dil sertleştikçe, uzlaşma veya kalıcı ateşkes için açılabilecek dar pencereler daha en baştan kapanıyor.
Bu resim, Gazze’yi yalnız bırakan bir görüntü yaratmıyor aslında. Hatta tam tersine, Gazze’yi bölgesel bir denklemin içine hapsediyor. Savaşın mantığı, “tek dosya” üzerinden çözüm üretmek yerine dosyaları birbirine bağlayıp rakiplerin elindeki kartları çoğaltmaya dayanıyor. Böyle olunca her yeni hamle tüm bir kuşağı etkiliyor.
Darfur ve Afrika’nın sertleşen çatışma kuşağı
Afrika’nın tam ortasında, Sudan ve Darfur hattında ise bambaşka bir resim ağırlaşıyor. Yıllardır süren iç savaş, etnik gerilimler ve milis rekabeti İran savaşı sonrası dönemde yeni bir baskıyla karşı karşıya. Enerji ve gıda fiyatlarındaki her dalgalanma, kırılgan devlet ekonomilerini daha da zorluyor. Kuruyan bütçeler, yetersiz yardım akışları ve silahlı grupların yeni gelir arayışları aynı anda sahaya yansıyor.
İran savaşı gündemi doldurdukça, Darfur gibi dosyalara ayrılan diplomatik enerji ve mali kaynaklar da azalıyor. Barış misyonlarının kapasitesi sınırlı, arabuluculuk inisiyatifleri parçalı, bölgesel örgütler kendi iç krizleriyle uğraşıyor. Böyle bir ortamda silahlı aktörler “dünyanın gözü başka yerdeyken” daha sert hamleler yapma cesareti buluyor. İnsan hareketliliği artıyor, sınırlar daha geçirgen hale geliyor, kaçakçılık hatları hem silah hem gıda hem de yakıt için yeniden şekilleniyor.
Darfur yalnız değil. Sahel hattında, Kongo’da, Etiyopya çevresinde, farklı ölçeklerde benzer kırılganlıklar birikmiş durumda. Enerji ve gıda fiyatlarındaki yükseliş, bu coğrafyaların toplumlarına yalnızca mutfak masrafı olarak yansımıyor. Aynı zamanda milislerin yeni vergi noktaları oluşturmasına, kaçakçı ağlarının güçlenmesine, yerel yönetimlerin rüşvet ve yağmaya daha açık hale gelmesine zemin hazırlıyor. İran savaşı, bu kırılgan zeminin üzerine yeni bir baskı tabakası eklemiş halde.
Bu yüzden Darfur’dan gelen her yeni çatışma haberi aslında İran savaşından bağımsız okunamaz. Silah akışından para kanallarına, diplomasi gündeminden yardım önceliklerine kadar pek çok alan Ortadoğu savaşının gölgesinde yeniden çiziliyor. Haritada bombalar İran çevresine düşse bile, sarsıntıyı en sert hisseden yerler çoğu zaman Afrika’nın en yoksul bölgeleri oluyor.
Büyük güçler, sınırlı ilgi
Küresel güçler açısından bakıldığında, İran savaşı çoklu bir stres testi işlevi görüyor. ABD hem bu savaşı yönetmeye hem Ukrayna cephesine hem de Hint-Pasifik’teki gerilime aynı anda cevap vermeye çalışıyor. Savunma bütçesi ve diplomatik kapasite ne kadar büyük olursa olsun, bu kadar geniş bir coğrafyada aynı anda tutarlı bir strateji üretmek zor. Bu zorlanma hissi, Afrika dosyalarının “ikincil” görülmesini hızlandırıyor.
Avrupa’nın durumu daha da karmaşık. Enerji bağımlılığı, savunma kapasitesi ve iç kamuoyundaki savaş yorgunluğu kıtanın hem İran hem Ukrayna hem de Afrika dosyalarına aynı anda yoğunlaşmasını engelliyor. Bir yandan Hürmüz ve Kızıldeniz’den gelen riskler, diğer yanda Sahel’deki güvensizlik dalgası ve göç baskısı var. Böyle bir ortamda karar vericiler “öncelik sıralaması” yapmaya zorlanıyor. Bu sıralama yapılırken Darfur ve benzeri alanlar çoğu zaman listenin alt sıralarına itiliyor.
Çin ve Rusya ise bu durumu farklı okuyor. İran savaşı, Batı ittifakı içindeki uyum sorunlarını, enerji piyasalarındaki dalgalanmayı ve küresel Güney’deki rahatsızlıkları daha görünür hale getiriyor. Pekin, kendisini “daha temkinli ve diyalog odaklı” bir aktör olarak sunmaya çalışırken, Afrika’da ekonomik ve siyasi nüfuz alanlarını genişletmeye devam ediyor. Moskova ise enerji fiyatlarından aldığı görece avantajı hem Ukrayna sahasının hem de Afrika’daki askeri-siyasi varlığının maliyetini dengelemek için kullanıyor.
Sonuçta karşımızda şöyle bir manzara var. Büyük güçler, İran savaşıyla açılan yeni kriz alanını kendi çıkarları açısından yönetmeye çalışıyor; ama bu yönetim çabası, Darfur’dan Gazze’ye uzanan çatışma kuşağında gerçek bir yumuşama değil yeni sertleşme halkaları üretiyor. Herkes krizi kendi lehine nasıl kullanabileceğine bakarken çatışmaların bizzat içindeki toplumlar daha yalnız ve daha korunmasız kalıyor.
Sertleşen harita ve yeni norm
İran savaşı, uluslararası sistemin krizlere nasıl baktığını da ele veriyor. Masada artık büyük hedefler, kalıcı çözümler ya da kapsamlı barış anlaşmalarından çok “sınırlandırılmış çatışma”, “yönetilebilir istikrarsızlık” ve “kontrol altında tutulan risk” kavramları dolaşıyor. Gazze’de, Darfur’da, Sahel’de ve Ukrayna’da görülen şey tam da bu mantığın sonucu.
Bu mantık kısa vadede bazı başkentlere rahatlama hissi verebilir. Çatışma “uzakta” kaldığı, enerji ve göç baskısı bir süreliğine idare edilebildiği sürece sistem kendini başarılı sayıyor. Ancak orta vadede sonuç farklı. Sertleşen çatışma haritası, yeni göç dalgalarını, yeni radikalleşme alanlarını, yeni ekonomik kırılganlıkları beraberinde getiriyor. Bugün görmezden gelinen Darfur dosyası, yarın Avrupa’nın güvenlik tartışmalarının tam ortasına yerleşebiliyor.
Darfur’dan Gazze’ye uzanan çizgi, bu yüzden coğrafi bir sıralama değil yeni dönemin zihniyetini gösteren bir işaret fişeği aynı zamanda. İran savaşı, bu hattaki her bir krizi tek tek kapatmak yerine hepsini daha sıkı ve daha sert bir ağın içine bağlıyor. Dünya, krizleri çözemediği bir düzende onları yönetilebilir saydığı sürece idare edebileceğini düşünüyor. Asıl soru işte bu haritanın ne kadar daha “yönetilebilir” kalacağı.
İlginizi Çekebilir