Buzdan tabut: Trump’ın Grönland hamlesi ve ittifakın iflası
DIŞ POLİTİKATrump’ın gözü Arktik’teki harita parçasında olabilir. Ama her çıkışı, Batı’nın siyasi zeminini biraz daha bataklığa çeviriyor. Tarife sopasına yaslanan, dostunun sınırını pazarlık malzemesi yapmaktan çekinmeyen bir güvenlik düzeni uzun süre ayakta kalmaz. Zira sadece güç dengesiyle kurulan bina ilk fırtınada yerle bir olmaya mahkûmdur. Grönland dosyası, o binadaki çatlağın ta kendisidir. Bundan sonrası o çatlağa bakıp kimlerin frene, kimlerin gaza basacağıyla şekillenecek.
Kuzey’e, haritadaki o uçsuz bucaksız beyazlığa baktığımızda yüzümüze çarpan rüzgâr hiç de hayra alamet esmiyor. Uzaktan bakınca donmuş, sessiz ve siyasetten azade duran o coğrafya, masanın üzerine konulduğunda bambaşka bir tabloya dönüşüyor. Trump’ın Grönland’ı “mülk edinme” fikrini yeniden ısıtıp önümüze sürmesi tam da bu karanlık tabloya işaret ediyor. İlk bakışta şımarık bir liderin şahsi kaprisi gibi duran bu dosya, aslında hem Arktik’in geleceğini hem de Atlantik ittifakının omurgasını çatırdatan bir balyoz etkisi yaratıyor.
Grönland, haritalardaki o beyaz boşluktan ibaret sayılamaz. Atlantik’in kuzey kapısının kilit taşı, NATO’nun kuzey hattının tam kalbi orası. Ancak yürütülen tartışma, bir toprak parçasının el değiştirmesinin çok ötesinde. Aslında kimin güvenliğinin kimin onuru pahasına sağlanacağı oylanıyor. Trump’ın çıkışı tam bu noktada anlam kazanıyor.
Washington, meseleyi “ulusal güvenlik ihtiyacı” ambalajına sarıp önümüze koyuyor. Rusya’nın kuzeydeki gölgesi, Çin’in Arktik iştahı ve eriyen buzulların açtığı yeni ticaret rotaları... Hepsi o ambalajın süslü kurdeleleri. Fakat paketi açtığınızda, ittifakı bir emlak pazarlığına indirgeyen o çiğ gerçekle yüzleşiyorsunuz.
Ada Değil, Şantaj Mektubu: Grönland Üzerinden Avrupa’ya Ayar
Trump’ın siyaset tarzını artık ezberledik. Her dosyada iki ayrı metin yazar. Birincisi kameraların önünde okunan o bilindik replik: “Grönland stratejiktir, istiyorum.” İkincisi ise müttefiklerin kapalı kapılar ardında duyduğu asıl tehdit: “Ya planıma uyarsınız ya da bedelini ödersiniz.” Diplomasi lügatinde buna “müzakere alanı açmak” denilebilir. Fakat işin özüne inildiğinde, pek çok Avrupa başkentinde bu tutumun adı bellidir: Baskı hatta düpedüz şantaj.
Grönland ısrarı, Avrupa’nın sinir uçlarına dokunmak için kusursuz bir tercih. Ortada Danimarka’nın egemenliği ve NATO’nun ortak savunma şemsiyesi var. Washington o adayı istediğinde, aslında sadece Kopenhag’ı yoklamıyor. Tüm Avrupa’ya şu mesajı haykırıyor: “Müttefiklik sıfatınız sınırlarınızı dokunulmaz kılmaz, benim ajandam masadaysa sizin egemenliğiniz teferruattır.” Bu cümle bir kez kuruldu mu, geri dönüşü imkansızdır. Kâğıt üzerindeki hukuk metinleri yerinde dursa da ittifakın psikolojisi o an terk eder bedeni.
Risk, meselenin bir “satın alma” fantezisinden ibaret sanılmasıyla büyüyor. Grönland örneği, haritanın başka yerlerinde de sınırların pazarlık masasına meze yapılabileceği duygusunu besliyor. Bugün Danimarka, yarın kim sorusu, Avrupa kamuoyunun aklından bir türlü çıkmıyor.
Arktik Kapısı, Emlakçı Zihniyeti ve İttifak Hukuku
Arktik, uzun yıllar dünya siyasetinin kenar süsü gibi kaldı. Donmuş denizler, uzak üsler... Oysa şimdi buzlar çekildikçe altından çıkan gerçekler iştah kabartıyor. Enerji havzaları, nadir elementler, kısalan rotalar ve füze sistemleri gündemde. Grönland, bütün bu pastanın merkezindeki çilek.
Adanın kıymeti sadece konumla sınırlı görülemez. Yer altı hazineleri, iletişim altyapısı ve Amerika kıtasını kuzeyden koruyan o kalkan olma vasfı, iştahın asıl sebebi. Trump’ın zihin haritasında bu dosya, “gelecek on yılları bugünden garantiye alma” başlığına yazılmış durumda. Fakat kullanılan dil, bunu bir strateji belgesinden çok, Manhattan’da bir gökdelen pazarlığı havasına sokuyor.
İşte zurnanın zırt dediği yer tam burası. Bir müttefik, diğerinin egemenliğini bu kadar pervasızca “satın alınabilir” bir mal gibi görebiliyorsa, orada hukuk bitmiş, tüccar mantığı başlamış demektir. Güvenlik argümanı ne kadar haklı olursa olsun, izlenen yöntem ittifakın temelindeki güven harcını söküp atıyor. Güven duygusu zayıfladığında da NATO’nun tankı, uçağı değil, siyasal zemini tökezliyor. Trump, içeriye “Arktik’te daha güçlü bir Amerika” hayalini satarken, dışarıda Atlantik’in temelini sallayan bir dosya açıyor.
Tarife Sopası: Ekonomi Üzerinden Kurulan Baskı
Resmin diğer yarısında ise tarife silahı duruyor. Kâğıt üzerinde ticaret dengesi, haksız rekabet gibi teknik terimlerle anlatılan o hamleler... Aslında hepsi siyasi birer sopa. Tarife, “hayır” demenin maliyetini artıran bir şantaj aracına dönüşmüş durumda.
Senaryo tanıdık: Önce gümrük duvarlarıyla tehdit et, piyasaları sars, hükümetleri köşeye sıkıştır. Sonra “gelin anlaşalım” diyerek elini uzat. Yeni olan, bu ekonomik şiddetin Grönland gibi bir güvenlik dosyasıyla harmanlanması. Bir yanda Arktik haritası, diğer yanda otomotiv ya da çelik vergileri. Ekonomi, jeopolitik boyun eğdirmenin kaldıraç noktası haline getiriliyor.
Avrupa’nın elindeki kozlar da hafife alınacak türden değil. Misilleme tarifesi, herkesin bildiği klasik cevap. Ama daha az görünür başka araçlar var: Ortak pazarın büyüklüğü, teknoloji standartları, rekabet hukuku. Avrupa Birliği bu kanalları kullandığında Washington’daki şirketlerin canı sıkılabiliyor. Avrupa pazarı ABD şirketleri için dev bir nakit makinesi. Washington tarifeyle baskı kurmaya çalışırken, Brüksel regülasyonla oyunun kurallarını değiştirebilir.
Fakat sorun şu ki birlik kendi içinde her zaman tek ses olamıyor. Kimisi sertleşmek istiyor, kimisi “bir kriz daha kaldıramayız” diyor. Trump’ın oynadığı yer de tam burası. Tarife sopası, o iç ayrışmayı derinleştirmek için devreye sokuluyor.
Üstelik Avrupa’nın elindeki kaldıraçlar ekonomiyle sınırlı kalmayabilir. Avrupa’nın elinde daha sert bir koz da var. Kıta genelinde ABD’ye ait üsler, tesisler ve lojistik hatlar yalnız güvenlik düzeni üretmiyor; öte yandan Washington’a operasyonel konfor da sağlıyor. Bu konforun bedeli, bugüne kadar “ittifak dayanışması” diye yazıldı. Ancak tarife sopası kalıcılaşırsa, Avrupa’da şu soru büyüyebilir: Müttefike bu kadar alan açmak hâlâ rasyonel mi?
Üs meselesi açılırsa tartışma bir gecede büyüyebilir. Bazı ülkeler “dokunmayalım” der, bazıları “maliyet–fayda hesabı yapalım” çizgisine kayar. ABD geri çekilirse Avrupa güvenliği daha pahalı bir projeye dönüşebilir. Washington kalırsa bu kez Avrupa iç siyasetinde bağımlılık tartışması sertleşir. Böylece ittifakın askeri kası durur ve siyasi siniri acır. Tarife savaşı büyürse, Avrupa’da üsler “güvenlik” değil “pazarlık” başlığıyla anılmaya başlar.
Bu tablo Avrupa’da eski bir fikri yeniden diriltebilir: AB ordusu. Kâğıt üzerinde cazip görünür, sahada ise pahalı, uzun ve siyasi olarak sancılı bir yol olur. Yine de Washington’un tarife sopası sertleştikçe, ‘stratejik özerklik’ lafı vitrin cümlesi olmaktan çıkıp gerçek bir güvenlik arayışına dönüşebilir.
NATO’nun Görünmeyen Maddesi ve Grönland Provası
NATO denince akla hemen 5. madde gelir. O meşhur “birimiz hepimiz için” ilkesi... Ama ittifakı ayakta tutan asıl kolon o metinlerde yazmaz: Karşılıklı itimat. Birbirinin toprağına göz diken, sınırlarını pazarlık masasına süren ülkelerin kurduğu yapı, adı ne olursa olsun klasik anlamda “ittifak” olmaktan uzaklaşıyor.
Danimarka bu dosyada ateşten bir gömlek giymiş durumda. Geri adım atsa iç siyasette ağır yara alacak; dirense Washington’la gerilimi tırmandıracak. Diğer NATO üyeleri ise korkuyla sıranın kendilerine gelmesini bekliyor. Kuzeydekiler tansiyonu düşürmek istiyor, büyük ekonomiler “bu dil normalleşirse yandık” diye düşünüyor. Kanada ise dosyayı kendi egemenlik tartışmalarıyla birlikte okuyor.
Trump’ın tarzı, ittifak içinde fiili bir hiyerarşi kurmaya doğru evrilirse, NATO yeni bir sınavla karşılaşır. O zaman “Müttefik, müttefikine karşı siyasi baskı aracı kullanır mı?” sorusu teorik bir tartışma olmaktan çıkar. Günlük siyasetin ana maddesi haline gelir. Böyle bir atmosfer, NATO’yu askeri anlamda değil, siyasi anlamda kırılganlaştırır.
Sözün özü, ittifaklar her zaman cephede dağılmaz. Bazen, tam da böyle barış zamanlarında, o sinsi güvensizlik tohumları yüzünden içeriden çürür. Savaşta herkes aynı tehdide bakar; kriz bittiğinde her başkent kendi hesabına döner. Grönland üzerinden yaşanan gerilim, bu açıdan bir “prova” niteliği taşıyor. Haritanın bir yerinin açıkça pazarlık konusu yapılması, ittifakın dilini de zihniyetini de değiştiriyor.
Asıl felaket, bu yöntemin kanıksanması olur. Grönland meselesi bugün kapanır; ada el değiştirmez. Fakat müttefiklerin birbirine bu tüccar diliyle yaklaşması normal kabul edilirse, yarın başka bir coğrafya aynı tezgâha düşer. O zaman Atlantik’in iki yakasında da şu acı itiraf daha sık duyulur: “Bu ittifak, bildiğimiz o ittifak değil.”
Trump’ın gözü Arktik’teki harita parçasında olabilir. Ama her çıkışı, Batı’nın siyasi zeminini biraz daha bataklığa çeviriyor. Tarife sopasına yaslanan, dostunun sınırını pazarlık malzemesi yapmaktan çekinmeyen bir güvenlik düzeni uzun süre ayakta kalmaz. Zira sadece güç dengesiyle kurulan bina ilk fırtınada yerle bir olmaya mahkûmdur. Grönland dosyası, o binadaki çatlağın ta kendisidir. Bundan sonrası o çatlağa bakıp kimlerin frene, kimlerin gaza basacağıyla şekillenecek.
İlginizi Çekebilir