Baharı bekleyen rakamlar
EKONOMİNetice itibarıyla; Şubat, ekonomide baharı müjdeleyen bir ay değil, aksine kışın ne kadar süreceğini gösteren bir "sabır testi" ayı olacak. Vatandaş için etiketlerin sakinleşmesi en büyük öncelik iken, ekonomi yönetimi için "itibar ve güven" yönetimi her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor. Geminin rotası belli, ama deniz Şubat ayında beklendiğinden biraz daha dalgalı olabilir.
Ekonomi yönetimi, piyasa oyuncuları ve geçim derdindeki milyonlar için Şubat ayı, takvimde sadece 28 günden ibaret kısa bir sayfa değil; 2026 yılının dezenflasyon rotasının ne kadar "gerçekçi" olduğunu test eden devasa bir laboratuvar niteliği taşıyor. 2025 yılının ikinci yarısında yakalanan o nispeten sakin hava, Ocak ayında yaşadığımız ve "ocak ayı etkisi" olarak adlandırılan yüzde 4,84’lük sıçramayla sarsıldı.
Şimdi gözler, Mart’ın ilk haftasında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanacak olan Şubat verilerine kilitlenmiş durumda. Ancak bu kez mesele sadece bir veri seti değil; bu veri, ekonomi yönetiminin "enflasyon düşüyor" söyleminin altının ne kadar dolu olduğunu, piyasanın bu söyleme ne kadar kredi tanıdığını ve sokağın bu sürece ne kadar tahammülü kaldığını gösterecek. Masadaki rakamlar sadece ekonomistlerin kristal küreleri olan Excel tablolarını mı ilgilendiriyor, yoksa bir noktada sokağın, pazarın ve mutfağın gerçeğiyle el sıkışabilecek mi?
Beklentilerin Savaşı – yüzde 2,54 mü, yüzde 3 mü?
Ekonomide "beklenti yönetimi", bazen rakamların kendisinden bile daha kritiktir. Merkez Bankası’nın son Piyasa Katılımcıları Anketi, Şubat ayı için aylık TÜFE artışı beklentisini yüzde 2,54 olarak sabitledi. Bu rakam, "Ocak geçti, fırtına dindi, şimdi durulma zamanı" mesajı veriyor. Ancak piyasanın daha temkinli aktörleri, özellikle gıda ve hizmetler sektöründeki "yapışkanlık" faktörünü masaya koyarak bu oranın yüzde 3 bandına dayanabileceği konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor.
Yıllık bazda tablo daha da grileşiyor. Ocak ayında yüzde 30,65 seviyesinde dengelenen yıllık enflasyonun, Şubat’taki baz etkilerinin zayıflaması ve beklenen aylık artışla birlikte yüzde 31’in üzerine hafif bir tırmanış yapması artık kaçınılmaz görünüyor. Dezenflasyon sürecinde bu tür "kısa süreli molalar" teorik olarak normal karşılanabilir. Ancak asıl tehlike, bu molanın kalıcı bir "direnç" noktasına dönüşmesi ve yüzde 30 seviyesinin bir "taban" haline gelmesidir. Eğer Şubat verisi yüzde 3'ü geçerse, piyasada "enflasyon katılaşıyor mu?" korkusu başlayacaktır.
Masadaki Üç Büyük Risk ve Görünmeyen Dinamikler
Şubat enflasyonunu sadece tek bir veri seti olarak okumak, ormanı tek bir ağaç üzerinden tarif etmeye benzer. Bu ayın verisini şekillendiren, birbiriyle iç içe geçmiş üç temel katman var:
1. Gıda ve Mevsimsellik
Olumsuz hava koşullarının etkisiyle Ocak ayında hızlanan gıda fiyatları, Şubat’ta da henüz tam olarak sönümlenmiş değil. Tarla ile raf arasındaki o meşhur ve bir türlü kapatılamayan makas, nakliye maliyetlerindeki artış ve enerji kalemlerindeki dolaylı yansımalarla birleşince mutfak enflasyonu beklentileri yukarı çekmeye devam ediyor. Taze meyve-sebze grubundaki fiyat oynaklığı, sadece mevsimsel bir geçiş değil, aynı zamanda tarımsal üretim maliyetlerinin artık fiyata tamamen yansıdığının bir kanıtı.
2. Hizmet Enflasyonunun "İnadı"
Kira, eğitim, sağlık ve dışarıda yeme-içme... Bu kalemlerdeki fiyat artışları, mal grubuna (beyaz eşya, tekstil vs.) göre çok daha yavaş geriliyor. Hizmet sektörü, doğası gereği "geriye doğru bakarak" fiyat belirleyen bir yapıya sahip. Yani bugünün fiyatı, geçmişin enflasyonu ve geleceğin korkusuyla harmanlanıyor. Hizmet sektöründeki bu yapışkanlık, Merkez Bankası'nın faiz indirim senaryolarını da Mart ve Nisan ayları için daha "temkinli" bir zemine itiyor. Eğer bir lokantadaki menü fiyatı ayda iki kez değişiyorsa, orada para politikasının aktarım mekanizmasında bir tıkanıklık var demektir.
3. Beklenti Farklılaşması
Piyasa katılımcıları yıl sonu enflasyonunu yüzde 24,1civarında görürken, hanehalkı anketleri hâlâ %48-50 bandında geziniyor. Bu devasa uçurum, ekonomi politikaları için en büyük riski oluşturuyor. Çünkü vatandaş "yarın daha pahalı olacak" diye inanmaya devam ettikçe, tüketimini öne çekiyor ve bu talep enflasyonu besliyor. Sokaktaki insanın "zammın duracağına dair" algısı kırılmadıkça, faiz silahı tek başına yeterli gelmiyor.
Para Politikası – "Bekle-Gör" mü, "Harekete Geç" mi?
Merkez Bankası, Ocak ayında yaptığı faiz indirimiyle piyasaya bir "normalleşme" sinyali vermişti. Ancak Şubat verisinin "piyasa dostu" gelmemesi, yani yüzde 2,5’in üzerinde bir sapma göstermesi, Mart toplantısında atılacak adımların elini kolunu bağlayabilir.
Genel kanısı, TCMB'nin 12 Mart'taki toplantıda 100 baz puanlık bir indirim yapabileceği yönündeydi. Ancak Şubat enflasyonu eğer yüzde 3 ve üzerini test ederse:
Bu indirim ya pas geçilecek, Ya da piyasaya "şahin" bir metinle beraber sembolik bir indirim sunulacaktır.Şu anki konjonktürde Merkez Bankası'nın en büyük lüksü "sabır" gibi görünse de, piyasa faizleri ile politika faizi arasındaki dengeyi korumak zorundalar. Sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki daraltıcı etkisi ile enflasyonla mücadele arasındaki ince çizgi, Şubat verisiyle daha da netleşecek. Tüm bunlara bir dipnot düşmek gerekirse de; Merkez Bankası faiz indirirse pek de doğru hamle yapmış olmayacaktır.
Toplumsal Yansımalar ve "Psikolojik Enflasyon"
Enflasyon sadece matematiksel bir artış değil, aynı zamanda toplumsal bir aşınmadır. Şubat ayı itibarıyla hanehalkı bütçelerinde en büyük baskıyı hisseden kesim, sabit gelirliler olmaya devam ediyor. 2026 yılı için belirlenen yeni hedefler, vatandaşın cebindeki alım gücüyle kıyaslandığında oldukça iyimser kalıyor.
Buradaki en büyük tehlike, "enflasyon ataleti"dir. İnsanlar bir kez yüksek enflasyon ortamına alıştığında, fiyat artışlarını kanıksamaya başlar. Ekonomi yönetiminin Şubat verisiyle beraber bu kanıksamayı yıkması gerekiyor. "Fiyatlar artmıyor, sadece hızı yavaşladı" argümanı, market kasasında geçerli olan bir savunma değil maalesef.
Sabır Testi mi, Dönüm Noktası mı?
Şubat ayı enflasyonu, 2026’nın geri kalanı için bir "nirengi noktası" olacak. Eğer beklentiler dahilinde, yüzde 2,5 civarı ve hatta altında bir artış gelirse, dezenflasyon hikayesinin rayında olduğu teyit edilecek; piyasalar nefes alacak, yabancı sermaye girişi ivme kazanacak ve "bahar" gerçekten hissedilmeye başlanacaktır.
Ancak verinin bu sınırları aşması ve yıllık bazda yüzde 31'li seviyelerde kalıcılık sinyali vermesi, revize edilmiş yıl sonu hedeflerini ciddi anlamda zora sokacaktır. Bu da ekonomi yönetimi için yeni bir "iletişim kazası" ve güven kaybı riskini beraberinde getirir.
Netice itibarıyla; Şubat, ekonomide baharı müjdeleyen bir ay değil, aksine kışın ne kadar süreceğini gösteren bir "sabır testi" ayı olacak. Vatandaş için etiketlerin sakinleşmesi en büyük öncelik iken, ekonomi yönetimi için "itibar ve güven" yönetimi her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor. Geminin rotası belli, ama deniz Şubat ayında beklendiğinden biraz daha dalgalı olabilir.
İlginizi Çekebilir