İstanbul’da CHP, Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı başlığıyla sıra dışı bir toplantı gerçekleştirdi. Konferans, bu nitelemeyi hak edecek ölçüde hem katılımcılar tarafından olumlu karşılandı hem de farklı medya organlarında çeşitli yönleriyle yer buldu.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açılış konuşmasında, önümüzdeki dönemde “Ortak Gelecek Buluşmaları” başlığı altında planlanan toplantı dizisinin ilki olduğunu vurgulaması bile konferansın sıra dışı niteliğini göstermeye yetiyordu.
Siyasetin yüksek risk altında seyrettiği, ülkemizin ve bölgemizin kritik eşiklerden geçtiği bir dönemde böyle bir toplantının yapılması, bu sıra dışılığı daha da anlamlı kılıyor. CHP’nin Kürt meselesinde yeni bir pozisyon arayışını derinleştiren mesajlar verdiği bir süreçte, söylemsel düzeyin ötesine geçen ve yeni bir politika inşa etmeyi amaçlayan bir iradenin ortaya konulması oldukça kıymetli.
Esas sıra dışılığını CHP tarihinde ilk kez Kürt sorununun farklı boyutlarının, farklı siyasal partilerin temsilcileri ve akademisyenler tarafından ele alındığı, ilk kez bu denli geniş katılımlı konferans düzenlenmiş olması oluşturuyor. Kemal Kılıçdaroğlu döneminde kapalı toplantılarla başlatılan, CHP tabanını ve siyasal zemini farklı çevrelere açma girişimi, bu konferansla yeni bir aşamaya taşınmış oldu.
CHP, Kürt meselesi gibi kendi “Aşil topuğu” sayılabilecek bir konuda, kritik bir dönemde geniş katılımlı bir konferans düzenleyerek önemli bir sıçrama yapma kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Son beş-altı yılda zaman zaman kritik çıkışlar yapan, ancak bunları süreklilik kazanan bütünlüklü bir politik çerçeveye dönüştürmekte zorlanan CHP açısından bu adım, bir başlangıç olarak ayrıca anlamlıdır.
Konferansta toplumsal barış, demokrasi, kalkınma ve bölgesel dinamiklerin birlikte ele alınması; çok katmanlı bir perspektif kurulmaya çalışıldığını gösteriyor. Bu yaklaşım, sınırları ve yönü zamanla netleşecek yeni bir politik hattın ilk adımı olarak değerlendirilebilir.
Açılışta okunan Silivri’den gönderilmiş iki belediye başkanın mektupları ve CHP lideri Özgür Özel’in açılış konuşması; farklı sorun alanlarını görünür kılan ve kendi içinde anlamlı bir bütünlük oluşturan bir çerçeve sundu.
Silivri Mektupları ve Rejim Eleştirisi
Konferansın fikir sahibi olarak mesajı okunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahin, CHP’ye yönelik iktidar operasyonlarını—özellikle “kent uzlaşısı” gerekçesiyle gerçekleşen tutuklama ve görevden almaları—gündelik siyasal hesaplardan ayırarak bir rejim tercihi olarak çerçeveliyor. Herkesi barış, demokrasi ve temel haklar temelinde bütünlüklü bir mücadeleye davet ediyor.
Bu yaklaşım, klasik “hukuksuzluk” eleştirisinin ötesine geçerek doğrudan bir rejim eleştirisi sunuyor. Kayyum atamalarını ve tutuklamaları yalnızca “Kürt illeri” ya da istisnai uygulamalar olmaktan çıkarıp, Türkiye genelinde yerel demokrasinin tasfiyesi olarak kodluyor.
Şahin’in mesajı, güncel ittifak tartışmalarına örtük ama bilinçli bir müdahale niteliği de taşıyor. “Kent uzlaşısı” veya “İstanbul İttifakı”nın zorunluluktan yan yana gelme olarak eleştirilmesine dolaylı bir yanıt vererek, CHP çizgisini kurucu değerlerini çoğulculuk ekseninde yeniden tanımlamaya çalışmış.
İmamoğlu’nun Mesajı: Hesaplı
Ekrem İmamoğlu’nun mektubu, Cumhurbaşkanı adayının Kürt meselesine ilişkin mesajını erken vermesi olarak okunabilir. Bunun iki nedeni var: Kürt meselesindeki gelişmelerin hızlanması ve seçim takvimine hâlâ görece uzun bir zaman olması.
İmamoğlu, Kürt meselesini artık yalnızca bir haklar tartışması olarak değil, devletin ve toplumun beka ve dayanıklılık meselesi olarak ele alıyor. Bu çerçeve, iktidarın güvenlikçi diline bir yanıt üretirken CHP’nin “devlet dili”ni yeni bir içerikle doldurma arayışını da yansıtıyor.
Devlet ve millet temelli demokrasi vurgusu; kapsayıcılık ile güçlü devlet söylemini bilinçli bir denge siyaseti içinde ele alıyor. Kürt meselesini otoriterleşme eleştirisinin merkezine yerleştirerek, meselenin yalnızca Kürtlerin değil, tüm toplumun sorunu olduğunu ifade ediyor.
Ancak eşit yurttaşlık tanımı kolektif hakları içermiyor. Bu noktada, ne söylendiği kadar ne söylenmediği de önemli. Devletin inkâr siyasetini reddederken, hakları bireysel yurttaşlık çerçevesiyle sınırlı tutuyor. Bu yaklaşım Kürtlerin talepleri karşılamaktan uzak; fakat devlet elitleri ve merkez seçmen açısından kabul edilebilir bir eşik sunar.
Bu nedenle İmamoğlu’nun mektubu bir “çözüm planı”ndan ziyade, Türk milliyetçi seçmenlere duyulan ihtiyaç nedeniyle şekillenen bir siyasal yön tayini belgesi olarak değerlendirilmelidir.
İdari yapı olarak yerel merkez ilişkisine veya ademi merkeziyetçilik konusuna değinmeden; kolektif hakları kırmızı çizgi ilan etmek bir yönüyle bugün Suriye ve Türkiye’de sürecin tıkandığı alana yani egemenlik hakkının bir tür paylaşım arayışını dışlamak ve iktidarın belirlediği çember içinde hesaplı bir çözüm arayışıdır.
Özgür Özel’in Konuşması: CHP’yi Barışın Özneliğine Taşımak
Özgür Özel’in konuşması ise, CHP gibi kırılgan ve tarihsel olarak merkez sağa yakın bir ana muhalefet partisinin lideri olarak, kendi seçmenini de dönüştürme iddiası taşıyan, çok sesli toplumsal muhalefeti kapsama hedefi olan bir konuşma olarak öne çıktı.
“Kendine ait siyaseti olmayanlar, başkalarının planlarında figüran olurlar” sözleri, CHP’nin Kürt meselesinde kendine özgü bir çözüm politikasına duyulan ihtiyaca işaret ediyor.
“Çoklu krizleri, çoklu kimliklerimizle yan yana durarak aşabilmek” vurgusu ise partinin yeni rotasını tarif ediyor.
Özel, Kürt meselesinde “gecikmiş ama doğru yerde durduklarını” söyleyerek CHP’nin tarihsel pozisyonunu yeniden sabitlemeye çalışıyor. Kürt sorununun yalnızca bir güvenlik meselesi olarak ele alınmasını reddediyor ve CHP’yi açık biçimde bir barış anlatısının içine yerleştiriyor.
Bu konuşma, CHP’nin Kürt meselesinde çekingen destek veren değil, bedel ödemeyi göze alan bir özne olmak istediğini ilan etmesi bakımından önemlidir.Son dönemdeki Kürt meselesindeki çıkışların bir bütünsellik içinde hak temelli güncel tercihler ve duruşlar olduğu gösterdi.

































Yorum Yazın