Bu buluşma, tutuklu bir siyasetçi ve belediye başkanı olarak benim için dışarıyla kurulan güçlü bir bağ, derin bir nefes oldu. Bugün itibarıyla Cumhurbaşkanı adayımız ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’yla birlikte başlayan Silivri tutukluluğumuz on bir aya yaklaşmış durumda. Özgürlüğünden mahrum bırakılmış bir insan için zaman, takvim yapraklarıyla ölçülemez. Bu süreçte asıl ağırlığını hissettiğim şey; sözümü ve emeğimi, ülkenin geleceğini inşa edecek adımlar için yeterince kullanamıyor oluşumdur.
Bu siyasi tutuklamalar, basit gündelik hesapların ötesinde; bu milletin evlatlarının kaderinin hangi doğrultuda belirleneceğine dair bir mücadelenin sonucudur. Önümüzde bir tercih vardır: Demokrasi, barış, hak ve özgürlükler ekseninde bir gelecek mi, yoksa yurttaş iradesinin belirsizlik ve güvencesizlik tehdidi altında sınırlandığı bir geleceksizlik mi?
Bir şehir plancısı, bir kamu yöneticisi ve bir siyasetçi olarak benim için bu normu belirleyen her zaman yurttaşın kendisi olmuştur. İlkesel olarak barıştan yana, stratejik olarak ise siyasal alanın genişlemesinin devleti güçlendireceğine inanan bir belediye başkanıyım. Bu nedenle önce belediye meclis üyesi, ardından Şişli Belediye Başkan adayı olduğum ilk seçimde de Cumhuriyet Halk Partisi’nin benimsediği İstanbul İttifakı–Türkiye İttifakı fikrini bir seçim taktiği olarak değil, Cumhuriyet’in kurucu değerlerine dayanan tarihsel bir sorumluluk olarak gördüm.
Farklılıkların yan yana geldiğinde birbirini tehdit etmediği; aksine birbirini besleyerek güçlendirdiği bir Türkiye Cumhuriyeti hayaline inandım. İnançların, kimliklerin ve hayat tarzlarının bir arada yaşama iradesiyle çoğaldığı bu ortak zemini, kamusal sorumluluğun temel dayanaklarından biri olarak kabul ettim. Bu anlayışı Şişli’de hayata geçirmek için gece gündüz çalıştık. Görev sürem boyunca plan çizerken de asfalt dökerken de; çocuklar, gençler, kadınlar ve yaşlılar için projeler üretirken de aynı ilkeyle hareket ettik.
Yurttaşın kamuyla ilişkisinin korkuya değil güvene dayanması; devletle toplum arasındaki mesafenin azaldığı, herkesin sokakta, kentte ve ülkenin her köşesinde kendini güvende hissettiği, haklarının korunduğuna dair inancın güçlendiği bir siyasal kültürün yerleşmesi için çaba gösterdik. Bugün tutuklu bulunmamın da, Cumhuriyet’in ilk adımlarının atıldığı ve şu an sınırları içinde bulunduğunuz Şişli’nin kayyum yönetimi altına alınmasının da nedeni budur: Eşitliği, adaleti ve hak temelli bir kent yaşamını sözde değil; uygulamayla, icraatla ve kararlılıkla hayata geçirme iradesi.
Değerli konuklar, demokrasi yerelden başlar. Gündelik hayatın içinde, göz hizasından kurulan ilişkilerle anlam kazanır. Yurttaşın kamuyla temas ettiği her anda yeniden üretilir. Yerel yönetimler; adaletin, eşitliğin ve güven duygusunun doğrudan sınandığı alanlardır. Eşit yurttaşlık fikri, sosyal demokrat siyaset anlayışının en güçlü dayanaklarından biridir. Bugün yerelde kurmaya çalıştığımız bu anlayışın, yarın ülkenin tamamında demokratik bir iklime dönüşeceğine yürekten inanıyorum.
Kıymetli katılımcılar, Türkiye bugün yeni bir devrin eşiğindedir. Açılan bu yeni sayfanın ilk cümlesi, bu vatanın bütün evlatları için yazılmalıdır. Yan yana gelebilen, konuşabilen, birbirini anlayabilen bir toplum olabilmek için… Ancak bu cümle, hepimizi kapsayan bir adalet ve eşitlik anlayışıyla kurulmadığı sürece kalıcı bir toplumsal barış mümkün olmayacaktır.
Genç kuşak siyasetçilerin bu topraklarda siyaset yapma iradesinin baskıyla değil; hukukla, siyasal rekabetle ve özgürlükle güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye’nin geleceğine dair söz söyleyen herkesin, bulunduğu makamdan bağımsız olarak devleti güçlendirmeye, hukuku güvenilir kılmaya ve milletin birbirine olan bağını onarmaya katkı sunması gereken tarihsel bir kavşaktayız.
Yaşadığım bu süreci, kişisel bir hikâyenin ötesinde; Türkiye’nin ortak geleceğini kurma iradesinin sınandığı bir dönem olarak görüyorum. Bugün özgürlüğümden mahrum bırakılmış olabilirim. Ancak bu ülkenin barışına, demokrasisine ve birlikte yaşama umuduna duyduğum sorumluluktan; bir evlat, bir eş, bir baba ve Cumhuriyet’in yetiştirdiği bir yurttaş olarak asla vazgeçmem.
Bu mayayı geleceğe taşımak hepimizin ortak görevidir. Bugün bu buluşmaya sahip olduğum tek bir imkânla katılıyorum: Bir kalem ve bir kâğıtla. Ama şunu biliyorum ki bu ülkenin geleceği, en zor zamanlarda bile sözünü sakınmayanların emeğiyle kurulacaktır.
Ben de elimden geldiğince bu ortak emeğe katkıda bulunuyor, sizleri inançla ve sorumluluk duygusuyla selamlıyorum.
Not: Resul Emrah Şahan'ın "Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı"na gönderdiği mektup

































Yorum Yazın