© Yeni Arayış

 Venezuela operasyonu üzerine: 1848 Devrimi 1648 Barışı’ndan büyüktür

Venezuela operasyonunun azımsanmaması gereken bir boyutu da sosyalist ideallerin aşağılanmasıdır. Tek bir insanın bile; değil 5 ülkeden, tüm ülkelerden daha değerli olduğunu savunan idealin adı sosyalizmdi.

ABD’nin Venezuela operasyonu, hiçbir şeyi olmasa bile dünyanın beşten küçük olduğunu bir kez daha gösterdi. Rusya’nın Ukrayna’da yapmaya çalıştığını, İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını da dikkate alırsak, dünya zaten beşten epey küçük görünüyordu. Ukrayna’nın beklenen sonucu vermemesi ve İsrail’in ABD desteği olmadan etkisiz kalacağı düşünüldüğünde, “dünya birden küçüktür” desek abartmış olmayız.

ABD’nin bu güç gösterisi, dünyayı şaşırttığından çok hayal kırıklığına uğrattı. Herkes Uluslararası İlişkiler’e Giriş derslerinde anlatılan Vestfalya Devlet Sistemi’nden bahseder oldu.

Yolunuz Almanya-Hollanda sınırındaki Münster kasabasına düşerse, katedralin kulesine asılı demir sepetleri gördükten sonra ikinci durağınız belediye binasındaki müze olmalı. Demir sepetler, dinsel sapkınlıkla suçlanan bir isyanın sorumlularını sergilemek için kullanılmış; mahkûmlar o sepetlerin içinde çürümeye bırakılmış. Zamanın ruhu bu hikâyeyi geride bırakmış; bugünlerde gündeme gelen Vestfalya Anlaşması’nın yapıldığı salona, yani belediyedeki müzeye geçebilirsiniz.

Kadim bir tozun örttüğü ahşap döşemeli, yüksek tavanlı salonun duvarlarını süsleyen prens ve aristokrat portreleri, anlaşmanın taraflarını temsil ediyor.1648’de –elektrik, otomobil, tuvalet kâğıdı henüz icat edilmemişken– politik insan, devletin önemini ve sınırların kıymetini kavramıştı. Bu kavrayışın nüvesi, 1648’in ana fikriydi.

Vestfalya Barışı, modern uluslararası sistemin başlangıcı olarak kabul edilir. Ulus-devlet egemenliği, iç işlerine karışmama ve diplomatik eşitlik gibi ilkeleri getirmiş; dinin siyaset üzerindeki hâkimiyetini azaltmıştır. Tarihçiler tarafından Ortaçağ’dan modern çağa geçişin simgesi olarak görülür. Bugün bile uluslararası ilişkilerde “Vestfalya Sistemi” olarak anılan düzenin temelini atmıştır.

Münster’e dair son bir güncel not da aklımızın bir köşesinde kalsın: Pek çok Türk’ün yaşadığı bu kentteki son konsolosumuzun malum bağlantısı nedeniyle görevden alındığı haberi yakın tarihli olarak medyaya yansıdı. Kapitalizmin kavramlarıyla konuşup sistemi sorgulamak, sizi (zamanında dinsel fanatizmin sembolü olmuş) Münster’e yolladığınız temsilcinizin profili ve yaptıklarıyla sınar.

Vestfalya Barışı, dini kavgaların sona ermesi ve sınırlara saygı vizyonuyla insanlığa bir model sunarak ortak akılda yerini aldı. Bugün, bu tarihten tam 378 yıl sonra, Amerika Birleşik Devletleri’ne yönelik eleştirilerin bir yönü Vestfalya Sistemi’ni ayaklar altına almasıdır. Sen nasıl olur da egemen bir devletin sınırlarını ihlal eder, seçilmiş(?) başkanını derdest edersin?

Tabii 378 yıl içinde –ABD’nin kurulması dâhil– pek çok olay yaşandı. Bu olaylar arasında, egemen bir devletin başka bir egemen devletin sınırlarına saygı göstermediği sayısız örnekle karşılaştık. Modernitenin doğuşu da esasen 1648 sonrasına denk gelir. Modernite –yani dünyayı bugünküne yakın kavramlarla açıklama çabası– başta söylediğim buluşların hayata geçmesiyle yakından ilişkilidir.

Vestfalya’dan 266 yıl sonra Birinci Dünya Savaşı, 289 yıl sonra İkinci Dünya Savaşı oldu. İnsanlık, Vestfalya ideallerine ulaşmak için ilk savaştan sonra Milletler Cemiyeti’ni, ikinciden sonra Birleşmiş Milletler’i kurdu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” derken kastettiği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyeden oluşmasıdır. ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’dan büyük bir dünya olduğunu söyleyerek mevcut sisteme itirazını dillendirir. Bu beş ülkenin ortak özelliği, İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri olmalarıdır. 1945 dünyasında daha anlamlı bir nitelik olabilir miydi? Hitler’den dünyayı kurtarmanın ödülüydü bir anlamda.

Bugün yaşadığımız çağa verilen adlardan biri de post-postmodern çağ. İnternet teknolojisi dünyayı küçülttü, cebimize soktu. Bu çağda, 22 yıl içinde 400. yılını kutlayacak Vestfalya Anlaşması’nın hâlâ değerli olması azımsanmamalı. Demek ki insanlık, teknolojide ilerlese de siyasi ilişkilerde sınırlarının farkına varalı epey zaman geçmiş.

Venezuela operasyonunun azımsanmaması gereken bir boyutu da sosyalist ideallerin aşağılanmasıdır. Tek bir insanın bile; değil 5 ülkeden, tüm ülkelerden daha değerli olduğunu savunan idealin adı sosyalizmdi. Vestfalya’da vurgulanan sınırları, dinin tasallutunu ve 1648’den sonra kökleşen kapitalizmi çözümleyen yargılayan sosyalizmdi.

Maduro yaptıkları ve yapmadıklarıyla bu sosyalist ideali 21. yüzyılda bir kez daha başı önde sahayı terk etmenin utancı ile tanıştırdı Venezuela için konuşmanın başlangıç noktası, sosyalist ideallerin özünde tek adam rejimlerinin, popülist sözlerin ve nepotist ağların yer olmadığını hatırlamaktır.

Dünyanın daha adaletli bir yer olması için aslında 1848 devrimi, 1648 anlaşmasından daha büyüktür.

1648’de Münster’in o yüksek tavanlı salonunda, modernitenin ışıkları henüz yanmamışken, insanlık sınırların ve egemenliğin kıymetini kavramış, kaosa karşı ortak bir sigorta oluşturmuştu. 378 yıl sonra Caracas’ta helikopter sesleri yükselirken, o sigorta bir kez daha zorlandı – ama bu kez sosyalist idealler adına değil, onların tek bir kişinin tekelinde uygulanışının yarattığı otoriter enkaz adına.

Teoride sınırları aşmayı ve insanı özgürleştirmeyi vaat eden sosyalizm; pratikte tek adam rejimlerine, popülist yalanlara ve nepotist ağlara dönüşerek kendi ideallerini zincire vurdu. Maduro’nun kelepçeli elleri, sosyalizmin değil, onun kötü uygulamasının utancıdır. 1848’in devrimci ateşi 1648’in soğukkanlı düzeninden daha parlak yanmıştı; ama bugün görüyoruz ki, o ateş yanlış ellere düştüğünde kalan küllerin üzerinde hâlâ Vestfalya’nın gölgesi duruyor. Yazık ki insanlık, iyi niyetli ideallerin kötü uygulamalarından korunmak için sınırlara hâlâ muhtaç.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER