© Yeni Arayış

İran savaşından çıkarması gereken dersler

Henüz tam olarak bitmemiş olan bu savaşın Türk siyasetine ve dış politikasına kalıcı etkisi daha çok bu iki husus bakımından söz konusu olacak. Türkiye yerli sanayiye daha fazla dayanan, dolayısıyla bağımsızlıkçı bir silah ve savunma politikasında ısrar etmek zorunda. Çünkü İsrail saldırganlığı kontrol altına alınamıyor. Dahası Trump ABD’si güvenilir bir müttefik değil. İran’ın dostluğu ise tarihsel ve yapısal açıdan kırılgan içeriğe sahip.   

ABD-İsrail ittifakının İran saldırısı başarısız oldu. Çünkü ilk çatışma başlamadan önce ABD ile İran müzakere masasındaydı. Birleşik Devletlerin talebi nükleer hazırlığın tümüyle sonlanması, balistik füze programının sınırlandırılması ve İran’ın vekil güçlere desteğini kesmesiydi. ABD bu müzakere sürecini İran’a sürpriz saldırı için kullandı. Savaşın başladığı gün Trump ve Netanyahu rejim değişikliğini de listeye ekledi. Böyle başlayan savaş saldıran tarafların hiçbir siyasi amacına ulaşmadığı nihilist bir sürükleniş içinde devam etti.

Siyasi amaç eksikliği savaştan sonra zaten açık olan Hürmüz’ün tekrar açılması gibi askeri bir hedefle doldurmaya çalıştı ABD yönetimi. Ateşkes olmasaydı Hürmüz’ü gemi trafiğine açmayı amaçlayan sınırlı bir kara operasyonu gündemde olacaktı. Şimdi taraflar müzakere sürecinde. Müzakere taviz demektir. Kimin hangi konuda ne ölçüde taviz vereceğini ilerleyen süreçte göreceğiz. İlk turdan olumlu sonuç çıkmadı ama. Dahası İsrail ve BAE gibi güçlerin kırılgan bir zeminde devam eden savaşı uzatmak ve (veya) askıda bırakmak için elinden geleni yaptığı da görülmekte. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları tam anlamıyla durdurmaması ve hatta Lübnan’ın güneyini ilhak etmeye hazırlanan siyasal stratejisi tansiyonun düşmesine izin vermiyor. ABD ile İran arasında kalıcı bir barış anlaşması imzalansa dahi İsrail soru işareti olmaya devam edecek. İran savaşının Türkiye’yi ilgilendiren kısmı ise bu yazının odak noktası. Savaş Türkiye için hangi mesajları içinde barındırıyordu? Doğru ve eksik yaptığımız şeyler ne?

Öncelikle iktidarın ve iktidarın organik aydınlarının savaşı söylemleştirme biçiminin kategorik olarak eksik olduğu ifade edilmeli. İsrail’i suçlayan ve öne çıkaran bir dil kullandı hükümet. İsrail eleştirilirken Trump ABD’si hakkında olumsuz bir değerlendirme yapılmadı. Bu savaşın İsrail merkezli Ortadoğu projesiyle bir ilgisi olduğu çok açık. Ayrıca İsrail’in de ABD’yi kolay bir zafere ikna ettiği. Ancak suçun büyüğü yine de Trump yönetiminde. Türkiye ise ABD ve Trump’ı neredeyse hiç eleştirmedi. İspanya’nın başını çektiği Avrupa ülkelerinin tavrı ortada. Siyasi iktidarın ABD’yi eleştirmekten kaçındığı, ABD-Avrupa ayrışmasında ABD’den yana tavır koyduğu görülüyor. Bu arada Ortadoğu analizinin fazlasıyla İsrail merkezli bir şekilde inşa edilmesi daha nüanslı bir şekilde tartışılmalı. Türkiye’nin ABD’ye ve ABD üzerinden NATO’ya yakınlığı bazı fırsatların kaçmasına yol açıyor. Artan Çin-Rusya ile ABD arasındaki rekabette taraf seçmiş oluyoruz bu şekilde. Ayrıca Türkiye çok kutuplu dünya ile tek kutuplu dünya arasında tercihini ikincisinden yana koyuyor. Bu durum orta ve uzun vadede riskli bir tercih. Türkiye’nin ABD yönetimine yakınlığı, onu Rusya, Çin, İran ve AB ülkeleri açısından ikincil bir pozisyona sürüklemekte. İran’ın savaştan önce ABD’yle yapılacak müzakerelerin İstanbul’da olmasına karşı çıkması ve (veya) arabulucu ülke yarışında Pakistan’ın Türkiye’nin önüne geçmesi tesadüfi değil bu nedenle.  

Bu noktada bir NATO tartışması da açmak gerekli. ABD Başkanının NATO’dan çıkma tartışması yaptığı günlerde Türkiye’deki NATO ağırlığı arttı. NATO’nun Irak’tan çekilmesinden sonra Türkiye’de bir NATO kolordusu kurulması gündeme geldi. Bu yeni birlik ihtimal ki Ortadoğu’ya yönelik olarak ve İncirlik üstünü koruma misyonu için devreye girecek. Düşük yoğunluklu bir şekilde devam etse de boğazlar için de benzeri bir tasarı basına sızdı. Rusya’nın Montrö hatırlatması boğazlara NATO veya ABD üstü kurulmasını şu an için gündemden çıkardı. Ayrıca hükümet de bu söylentileri yalanladı.

Savaş sırasında birkaç defa İran’dan Türkiye’ye füze düştü. İran resmi olarak saldırıları reddetse de İncirliğin hedef alındığı açık. İran’ın okuması İncirlik ve Kürecik üstlerinin ABD’ye istihbarat sağladığı yönünde. Tabii Türkiye İran savaşına açıkça destek vermedi. Türkiye’deki ABD/NATO üstleri İran’a yönelik hava saldırıları için kullanılmadı. Bu çok önemli. Türkiye’nin durduğu yer ABD’nin müttefiki olarak ve NATO üyesi bir ülke olarak saldıran tarafı açıkça suçlamamak, ama İran’a yönelik Amerikan kuşatmasına da destek vermemek şeklindeydi.

Çok yoğun bir şekilde olmasa da ülkenin savunma yeterliliği ve silah sanayisinin de İran savaşı nedeniyle tartışıldığına tanıklık ettik. Şöyle ki, İran’dan atılan füzelerin tamamı Amerikan savaş gemilerinden gönderilen hava savunma füzeleri tarafından imha edildi. NATO radarları füzeleri tespit etti. Bu durum Türkiye’nin kendi hava savunma sistemi yok mu sorusunu tekrar gündeme getirdi. Bahsi geçen mesele son 10 yıla damgasını vurmuş bir güvenlik krizi olarak yorumlanabilir. Türk silah sanayi hükümetin kararlı politikası nedeniyle ciddi bir atılım yaptı. Artık eskisine göre dışa daha az bağımlıyız. Ama hava savunma sistemi, muharip uçuk ve muharip tank konularında henüz istenilen düzeyde değil Türkiye. S-400’leri kullanmıyoruz. Alternatifi olan sistemler ancak kriz anlarında geçici olarak ülkeye konuşlandırılmakta. Yerli uçak ve yerli tankta epey mesafe kaydedildi. Ama bugün itibariyle hala yerli seri üretime geçemedik. Özellikle uçak temini ciddi bir sorun. Eurofighter alımı kaygıları bir ölçüde azalttı. Yine de Türkiye’nin uçak, hava savunma sistemi ve tank konusunda eksiklerini bir an önce tamamlaması lazım. İran ve İsrail gibi ülkelerin silah gücü ortada. Ortadoğu’ya komşu olmak ise başlı başına bir risk.

Ez cümle henüz tam olarak bitmemiş olan bu savaşın Türk siyasetine ve dış politikasına kalıcı etkisi daha çok bu iki husus bakımından söz konusu olacak. Türkiye yerli sanayiye daha fazla dayanan, dolayısıyla bağımsızlıkçı bir silah ve savunma politikasında ısrar etmek zorunda. Çünkü İsrail saldırganlığı kontrol altına alınamıyor. Dahası Trump ABD’si güvenilir bir müttefik değil. İran’ın dostluğu ise tarihsel ve yapısal açıdan kırılgan içeriğe sahip.   

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER