© Yeni Arayış

Trump tetikte, İran hedefte

İran bölgesel bir aktör olmaya devam ediyor; fakat bu güç artık toplumsal rızayla değil, güvenlik refleksiyle ayakta duruyor. Ekonomi çökerken, toplum nefessiz kalırken, dış cephelerde güç gösterisi yapmak içerideki boşluğu doldurmuyor. Aksine şu soru daha yüksek sesle soruluyor: “Paramız neden dışarıda, hayatımız neden içeride bu kadar zor?”

Sokak Kaynıyor, Devlet Sıkışıyor – ABD–İsrail Hattında Patlamaya Hazır Bir Toplum

ABD’nin, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletler düzenini fiilen hiçe sayarak Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu  “devirme, tutuklama ve ABD’de yargılama” söylemini açıkça dile getirmesi, artık dünyada hiçbir ülkenin ve hiçbir toplumun kendini güvende hissedemeyeceğini gösteriyor.

Donald Trump’ın, “gerekirse Venezuela’yı biz yönetiriz” sözleri, uluslararası hukukun ABD eliyle askıya alındığının itirafıdır. Bu yaklaşım yalnızca Latin Amerika’yı değil; Ortadoğu’dan Asya’ya kadar tüm kırılgan coğrafyaları doğrudan ilgilendirmektedir.

Nitekim Trump’ın son açıklamalarında Kolombiya, Küba ve İran’ı açıkça hedef göstermesi; özellikle “İran için elimiz tetikte” ifadesi, diplomatik bir uyarı değil, doğrudan tehdit dilidir.

Ve tesadüf değildir: İran günlerdir sokakta.

İran: Ekonomik Kriz Değil, Devlet–Toplum Kopuşu

İran bugün yalnızca bir ekonomik darboğazdan geçmiyor. Devlet ile toplum arasındaki sessiz sözleşme çözülüyor. Sokaklardaki öfke anlık bir patlama değil; yıllardır biriken yapısal bir çöküşün dışavurumudur.

Rakamlar çıplak:

            •          Dolar: 145 bin Tümen

            •          Asgari ücret: aylık 93 doların altında

Bu tablo yalnızca yoksulluk değil; yönetilemeyen bir ekonomik düzenin itirafıdır.

Bir işçinin maaşı Tahran’da bir evin kirasına yaklaşamıyor. Dört kişilik bir ailenin en temel yaşam giderleri asgari ücretin beş katını aşmış durumda. Et, pirinç ve ilaç artık gündelik ihtiyaç değil; erişilmesi zor birer lüks.

Bu koşullarda sokakların dolması şaşırtıcı değil.

Asıl dikkat çekici olan, bu öfkenin hâlâ örgütsüz ama yaygın biçimde ilerlemesi.

Ekonomik Krizden Meşruiyet Krizine

Bugün İran’da sorun yalnızca enflasyon değildir. Asıl mesele, önceliklerin kim için belirlendiği sorusudur.

Halk kemer sıkarken:

            •          “Ağazade” olarak bilinen elit çocuklarının lüks yaşamları sosyal medyada göz önünde

            •          İran’ın Suriye, Lübnan ve Irak’taki müttefiklerine aktardığı milyarlar, içeride geçim mücadelesi veren toplumda derin bir adaletsizlik duygusu yaratıyor

Buna ek olarak:

            •          Vergiden muaf

            •          Şeffaflıktan uzak

            •          Devasa türbe ve vakıf ekonomileri

Toplumda artık şu soru fısıltı olmaktan çıkmıştır: “Bu devlet kimin devleti?”

İnsanlar yalnızca fakir değil; görmezden gelindiklerini hissediyorlar. Bu duygu, her ekonomik krizden daha tehlikelidir.

ABD–İsrail Hattı: Dış Baskı, İç Kırılganlık

Tam da bu kırılgan zeminde, Benjamin Netanyahu’nun  ABD ziyareti ve İran halkını açıkça sokaklara çağıran açıklamaları, Tahran’da alarm zillerini daha da yükseltti.

ABD–İsrail hattı, İran’ı yalnızca askeri olarak değil; psikolojik ve toplumsal olarak da sıkıştırmayı hedefliyor. Bu nedenle rejim, protestoları yalnızca ekonomik talepler olarak değil, dış müdahaleye açık bir güvenlik riski olarak okuyor.

Güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri bu korkunun yansımasıdır.

Ancak tarih şunu gösteriyor: Baskı arttıkça öfke kaybolmaz; birikir. Ve biriktiğinde daha yıkıcı hale gelir.

Stratejik Yalnızlık: Bölgesel Güç, İçeride Zayıflık

İran bölgesel bir aktör olmaya devam ediyor; fakat bu güç artık toplumsal rızayla değil, güvenlik refleksiyle ayakta duruyor.

Ekonomi çökerken, toplum nefessiz kalırken, dış cephelerde güç gösterisi yapmak içerideki boşluğu doldurmuyor. Aksine şu soru daha yüksek sesle soruluyor: “Paramız neden dışarıda, hayatımız neden içeride bu kadar zor?”

Bugün İran’ın karşı karşıya olduğu tablo nettir:

            •          Felç olmuş bir ekonomi

            •          Meşruiyeti aşınan bir yönetim

            •          ABD–İsrail baskısıyla derinleşen stratejik yalnızlık

            •          Her an kitlesel bir kopuşa dönüşebilecek sokak hareketleri

Saatli Bir Toplumsal Bomba

İran sokakları bugün devrim sloganlarıyla değil; boş tencereler, ödenemeyen kiralar ve bulunamayan ilaçlarla konuşuyor.

Sürgündeki Veliaht Reza Pehlevi’nin  taraftarlarının giderek daha görünür hale gelmesi, muhalefetin dağınık yapısı içinde dikkat çekici bir gelişmedir. Ancak bu liderlik boşluğunun Pehlevi tarafından doldurulup doldurulamayacağını zaman gösterecektir.

Şu gerçek ise açıktır: Bu sessiz ama yaygın öfke bastırıldıkça kaybolmuyor; derinleşiyor.

Dış baskılarla iç çöküşün birleştiği krizler, yönetilmesi en zor krizlerdir.

Tatil Kararı, Geçici Fren

Hükümetin “soğuk hava” gerekçesiyle ülke genelinde tatil ilan etmesi ve eğitim kurumlarını kapatması, geçici bir kontrol manevrası olarak okunmalıdır. Perşembe ve Cuma zaten resmî tatildir; Çarşamba gününün fiilen tatil ilan edilmesiyle amaçlanan, toplumsal hareketliliği üç günlüğüne yavaşlatmaktır.

Bu yöntem geçmişte zaman kazandırmıştı. Ancak bugün koşullar değişmiştir. Toplumsal öfke artık idari manevralarla bastırılamayacak bir eşiği aşmıştır.

Hamaney–Musk Polemiği: Güç Dili ile Gerçeklik Çarpışması

Gösteriler yayılırken, İran lideri Ali Hamaney’in  X platformu üzerinden Amerika’yı tehdit etmesi dikkat çekicidir. Ancak daha dikkat çekici olan, Elon Mask’ın buna Farsça şu sözlerle yanıt vermesidir: “Zehi hayal-i batıl” – Ne boş bir hayal!

Bu ifade, Fars edebiyatının büyük isimlerinden Saib Tebrizi’nin şu dizelerine gönderme yapar:

“Bizi ayırmak isterse felek, ne boş bir hayaldir bu söz!

Çünkü koparamaz asla, aramızdaki bağın özünü…”

Musk’ın bu göndermesi, gerçekçilikten uzak tehdit diline karşı, edebi bir soğukkanlılıkla verilen sembolik bir cevaptır. Aynı zamanda İran yönetiminin söylem gücü ile sahadaki gerçeklik arasındaki kopuşu da gözler önüne serer.

Türkiye İçin Uyarı Zili

İran’daki protestolar görmezden gelinirse, bölge fokurdamaya devam edecektir. Suriye’den sonra diğer komşuda da istikrarsızlık hızla büyüyebilir ve Türkiye yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalabilir.

Bu noktada CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu sözlerinin altını çizmek gerekir: “Sömürgeci güçler kapınıza demokrasi getirmek için gelmezler. Canınıza, malınıza kastetmek; kaynaklarınızı ele geçirmek için gelirler. Zaman, milli kardeşlik zırhını giyme zamanıdır.”

Bu çağrı bir iç siyaset değil, bölgesel ve tarihi bir uyarıdır.

Bugün İran için esas soru şudur: Devlet, halkını yeniden duyacak mı? Yoksa sokaklar, devletten önce patlayacak mı?

Çünkü bu kez mesele yalnızca siyaset değil; hayatın kendisidir.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER