© Yeni Arayış

Transfer siyasetinin perde arkası

Söz konusu transferler iktidarın ilk günlerinden beri yaslandığı geniş koalisyon için önem taşımaktadır. Aynı zamanda cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kamusal hafızada yer edinmiş tüm “yerli ve milli” kuvvetler iktidarın yanında sağlam bir blok meydana getirirken toplumun değerlerine yabancılaşmış “ötekiler” diğer tarafta yer almaktadır.

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun iktidar saflarına katılması çok konuşulmuştu. Şimdi de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Ege’deki yeni “gözde” belediyesine bir ziyarette bulundu.

Daha doğrusu iktidara yakın medyanın haber geçtiği şekliyle “Ev Sahibi Türkiye 6973 Kura Çekimi, 1482 Konut Anahtar Teslimi, Şehir Hastanesi ve Yapımı Tamamlanan Diğer Yatırımların Toplu Açılış Töreni” için Aydın’daydı. Burada karşılıklı övgü cümleleri, Erdoğan’ın belediye ziyareti ve belediyede düzenlenen tören, basının dikkatinden kaçmadı.

Hâl böyle olunca Aydın gibi CHP’nin Ege’deki sembol kentlerinden birisinin saf değiştirmesi tekrar gündeme oturdu. Keza CHP lideri Özgür Özel de eleştirdi.

Aydın ve diğer bazı belediyeler bağlamında son dönemde iktidara geçişlerin hızlanması masaya yatırılmaya başlandı.

Aslına bakarsanız muhalefet partilerinden iktidara kaymalar sadece son parlamenter dönemin bir ürünü değildir. AKP ilk kurulduğu günden itibaren geniş tabanlı bir siyasal koalisyonla vücut bulmuştur. Partinin baskın rengi Siyasal İslam gibi görünse de muhafazakârlıktan sol liberalizme ve hatta sosyal demokrasiye kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kucaklamıştır.

Türk siyasetinin içerisinde barındırdığı çelişkiler ve derin farklılıklara rağmen politik çeşitlilikleri ortak bir paydada buluşturabilmek kuşkusuz iktidarın başarısıdır. Mücavirindeki partileri ya kendisine katmış, ya da bir biçimde siyaset arenasından silmiştir. Has (Halkın Sesi) Parti’den veya Demokrat Parti’den tutun da Genç Parti’ye kadar çok sayıda örnekleri sıralanabilir.

AKP’nin neredeyse çeyrek asra yayılan iktidarında komşu partilere yönelik içinde eritme ya da siyaset sahnesinden silme politikaları epey teferruatlı bir konu elbette. Ancak söz konusu strateji sadece mücavir partiler için geçerli değildir.

Örneğin iktidarın tarihsel bakımdan “öteki” olarak kodladığı CHP’den önemli kadroları saflarına çektiği ve kritik görevlere getirdiği bilinmektedir. Bu konuda herkesin aklına ilk Savcı Sayan gelecektir herhalde.

Geçtiğimiz dönemde Ağrı Belediye Başkanlığı koltuğunda oturan Sayan, CHP’nin öne çıkan simalarındandı. Deniz Baykal ile yakın mesai içerisindeydi. Hatta bir ara kurultayda genel başkanlık için yarışmıştı.

Sonrası malum, sürpriz şekilde iktidar sıralarında gördük kendisini. Diğer sembol isimlerden birisi Ertuğrul Günay’dır. Mevcut iktidarın bir dönem Kültür ve Turizm Bakanı olan Günay, aktif siyasete 1970’lerde başlamıştı. O tarihlerde CHP’liydi.

Günay, CHP’de örgütlerden başlayarak genel sekreterliğe kadar hemen her göreve gelmişti. Benzer makamları, 12 Eylül’ün kapattığı CHP’nin yerine kurulan Erdal İnönü’nün SHP’sinde de almıştı. Aynı Sayan gibi gözünü CHP’nin genel başkanlığına dikmişti.

Erdoğan’ın siyaseten yükselişini simgeleyen 1994’teki yerel seçimlerde CHP’nin İstanbul adayıydı. Bir numaralı rakibi, ileride partisine katılacağı Erdoğan’dı. En nihayetinde katıldı da, Erdoğan’ın kabinesinde yer aldı.

Daha başka isimler de sıralanabilir şüphesiz.

Ama CHP, hem tarihsel olarak “öteki” iken, yani iktidarın söylemiyle milletin değerlerine yabancıyken ve belki de Türkiye’nin başına gelen büyük bir “anomali” iken, hem de oradan kadro devşirmek neyin nesiydi?

Bunun bir cevabı AKP’nin her daim geniş koalisyonlar ve görünür/görünmez ittifak sistemleriyle yol almasıdır. Çünkü partinin hâkim temasını meydana getiren renklerin o kadar da baskın olmadığı biliniyor.

İkinci bir yanıt; iktidar özellikle son zamanlarda CHP ve diğer partilerden yaptığı transferlerle Türkiye’nin bütün “yerli ve milli” unsurlarını kapsadığını, öbür tarafta kalanlarınsa “gayrı milli” olduğunu anlatmaya çalışıyor. Altta yatan rant sağlama gibi iddiaları göz ardı ediyor değilim. Ancak söz konusu geçişlerin iktidar tarafından kurgulanan “yerli ve milli” naratifine yakıt sağladığı da bir gerçek.

Söz gelimi “Kıbrıs fatihi” Bülent Ecevit’in partisi olan DSP, bugün iktidarın ittifak ortağı. DSP’nin hepi topu bir sandalyeyle iktidara ne katabileceği seçim zamanında çok konuşulmuştu. Kaldı ki DSP’nin oyları 2002’den bu yana ancak birkaç binle ifade edilebiliyor. 2015’ten beri genel seçimlere dahi katılamamış.

Ama burada gözetilen sadece oransal çoğunluk değil. Ecevit gibi Türkiye’nin tarihsel hafızasında yer edinmiş “yerli ve milli” bir figürün partisinin “ötekilerin” safında değil iktidarın yanında hizalanması durumu söz konusudur.

Şimdi akıllarınıza geçmişte Ecevit’in yaşı ve rahatsızlıklarıyla ilgili sarf edilen sözler gelecektir doğal olarak. Fakat önemli olan toplumun önüne bir hikâyeyi nasıl ısıtıp sunabildiğinizdir. Yoksa Devlet Bahçeli ve Erdoğan atışmaları daha meşhurdur. Gelgelelim ittifakın çatırdaması bir yana, hem siyasal düzlemde hem de tabanda gitgide konsolide oluyor.

DSP ve Ecevit üzerinden dönen anlatının benzerlerini başka ittifak ortakları için de kurmak mümkündür. Mesela gene kamuoyunun hafızasında yer edinmiş bir siyasal figür olan Muhsin Yazıcıoğlu’nun BBP’si de aynı şekilde iktidarın bir ortağıdır.

Yerli ve milliliğinden sual edilemeyecek birisi olan Yazıcıoğlu’nun ittifak denkleminde yer alması, biz ve öteki karşıtlığına siyasal destek sağlamaktadır.

Bu ortaklıkların yanında bir de doğrudan iktidar partisine katılımlar vardır. Esasında bahis konusu katılımlar da iktidar tarafından kurgulanan “yerli ve milli” anlatılarından bağımsız değildir. İlk akıllara gelen Mehmet Ali Çelebi örneği vardır. Kemalist/Atatürkçü kesimlerce büyük saygı duyulan Çelebi, geçmişte kumpas davalarında yargılanmış yıllarca hapiste kalmıştı. Hatta cezaevinde evlenmişti.

Çelebi gibi cumhuriyetin kurucu felsefesine paralel duran bir figürün iktidar saflarında bulunması da benzer bir “yerli ve milli” naratifini çimentoluyordu. Aynı şekilde Hulki Cevizoğlu, ya da belki Doğu Perinçek bile örnek verilebilir buna.

Açıkçası benzer ilişkiler ağı Cumhur İttifakı’nın Necmettin Erbakan’la somutlaşan Yeniden Refah başta olmak üzere diğer paydaşları ve dışarıdan destekçileri için de rahatlıkla kurulabilir.

Ezcümle söz konusu transferler iktidarın ilk günlerinden beri yaslandığı geniş koalisyon için önem taşımaktadır. Aynı zamanda cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kamusal hafızada yer edinmiş tüm “yerli ve milli” kuvvetler iktidarın yanında sağlam bir blok meydana getirirken toplumun değerlerine yabancılaşmış “ötekiler” diğer tarafta yer almaktadır.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER