Denizlerin fikrini burca taşımak
SİYASETDenizlerin bağımsızlık türküsünü yeniden anlamlı kılmanın yolu, evde, işyerinde, sokakta, okulda, derste, sıra ve insanın yaşadığı bilumum alanlarda yüz yüze sıcak iletişim kurmaktan geçer. Bizim için otokrat bir iktidarı uygun gören “Küresel Hükümdarın” planlarını ters yüz etmek için atılması gereken ilk adım budur. Aşılması olanaksız görünen pek çok sorunu aşmanın yolu, Denizler gibi, insanın olduğu yere gidip, etkin çalışmaktan geçer. Denizlerin fikrini burca taşımak, örgütlü mücadeleyi gerektirir.
“Bağımsız Türkiye” denince akla gelen simge isimlerinden biridir Deniz Gezmiş. Yusuf ve İnan ile birlikte çıktıkları darağacında, bizlere seslenmelerinin üzerinden 54 yıl geçmiş. Yirmili yaşlarda, bozuk düzene, işbirlikçi iktidarlara kafa tutan bu genç insanların idealleri uğruna kendilerini feda etmeleri, bu toprakların en güçlü damarına işaret eder.
Bu topraklar, çok acı çekmiş, çok savaş görmüş; buna rağmen hep dik durmasını bilmiş bir coğrafyanın parçasıdır. Bu toprakların insanını tarif eden iki sözcükten bahsetmek gerekirse bunlardan biri sabır, diğeri ise hiledir. İç içedir bu sözcükler; biri karşı dururken, diğeri işbirlikçilikte bulur kurtuluşu.
Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanında, Sivas Kongresini anlatırken şu dizelere başvurur:
“Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul'dan gelen zevat.
Sivas, mandayı kabul etmedi fakat
‘Hey gidi deli gönlüm,’
dedi
‘Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
ya İSTİKIAL, ya ölüm!’
dedi.”
Görüldüğü üzere insanlık var olduğundan beri durum böyledir; bir tarafta “işbirlikçi”, diğer tarafta bağımsızlık tutkunları vardır.
Bazı sözcüklerin, iklimden iklime anlam farklılaşması yaşadığını biliriz. Örneğin bizim dilimizde sabır, “zorluklara tevekkül ederek katlanmak” anlamına gelirken, Arapçada, "belli bir hedef için gösterilen tutum ve davranışlarda kararlı olmayı” ifade eder.
Hile de öyledir; bizde, hile, “sinsice yöntemlere başvurarak, muhatabını aldatmak ve böylece bir çıkar sağlamak” anlamına gelirken, Arapçada ise hile, “bilimsel bilgiden yararlanılarak, insanın enerjisini, yerinde, zamanında ve doğru biçimde kullanan bir aygıt” demektir. Modern dünyada buna strateji deniyor.
KARARLI, TUTARLI VE GÜVEN VEREN SİYASET
Siyaset, pek çok kavramla birlikte bu iki kavramı da kapsayan uzun süreçli bir eylemdir. Bir hedefiniz var ve bu hedefe varmak istiyorsanız öncelikle kararlı olmalısınız. Kararlı olmak, tutarlı olmayı ve güven vermeyi de gerektirir.
Tutarlılığınızı kim ölçecek?
Elbette hedefinize varmak için desteğini almak istediğiniz topluluk…
Kime güven vereceksiniz?
Hiç kuşkusuz, desteğini almak istediğiniz topluluğun size güven duyması gerekecek.
Bunun için ne yapmalısınız?
Öncelikle bilimsel bilgiden yararlanmak şarttır. Bilgi, güçtür çünkü. Bilgiye sahip olan, olmayana göre daha avantajlı olur ve hedefine varmak için toplumsal desteği arkasına alma sürecini hızlandırır.
Nedir mesele?
Mevcut enerjimizi, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru biçimde kullanmaktır.
Ankara’ya ilişkin vereceğim kısa bir bilgi, bu konudaki meramımı anlatmak için yeterlidir.
Fotoğraf, tam olarak şöyle:14 Mayıs 2023 milletvekili seçimlerinde, Ankaralıların yüzde 32.5’u oyunu AKP’yi vermiş. Toplamda Cumhur ittifakının oy oranı, yüzde 42.7 olarak tecelli etmiş.
Buna mukabil, en zayıf zamanlarında dahi Ankara’da güçlü bir seçmen tabanına oturan CHP ise yüzde 30.6’da kalmış.
Aradan geçen iki yılın ardından AKP oyları, 29.1’e; Cumhur ittifakının toplam oylarıysa 37.5’a gerilemiş. CHP’nin oy oranıysa yüzde 39.8’e çıkmış.
EKONOMİ KÖTÜ, YARGI TERAZİSİ ŞAŞMIŞ VE DEMOKRASİ AŞINMIŞSA…
İktidar partilerindeki bu gerileme ve CHP’deki bu yükselişin elbette psikolojik, sosyolojik, ekonomik gibi pek çok nedeni var. Hepimiz biliyoruz; her geçen gün cebine girende azalma, cebinden çıkanda artış ile karşı karşıya kalan vatandaş, artık bu iktidar tarafından yönetilmek istenmiyor. İktidar da, başvurduğu bütün baskıcı yöntemlerine rağmen yönetemiyor.
CHP ise yerel seçimlerde kanıtlandığı üzere yaşadığı her türlü zorluğa rağmen Türkiye’de olduğu gibi Ankara’da da birinci parti olma özelliğini artırarak sürdürüyor. Tartışmasız hep önde olduğu Ankara 1. Bölgede, daha önce her 2.5 seçmenden birinin oyunu alırken, son araştırmalara göre bu durum, her iki seçmeden birine dönüşmüş görünüyor. İkinci bölgede ortalama yüzde 20.6 olan oyunu yüzde 30.2’ye, üçüncü bölgede ise yüzde 27.9 olan oyunu, yüzde 42.3’e çıkarmış bulunuyor.
Nedir bunun en önemli nedeni?
Ekonomideki kötü gidiş, yargı terazisinin şaştığına ilişkin kanaat ve demokrasinin aşındırılması, yurttaşı bir arayışa itmiş bulunmakla birlikte, bu süreci CHP’nin lehine hızlandıran en önemli etken ise başta Mansur Yavaş olmak üzere belediye başkanlarının gösterdiği performansla doğrudan ilintili olduğu kuşkusuzdur.
18 Mart 2025 günü diploması iptal ettirilerek ve ardından tutuklanması sağlanarak yarış dışı bırakılmak istenen İmamoğlu ile başlayan süreç, pek çok belediye başkanına uzanmış; başlangıçta, toplumun yarısından fazlasının zihninde oluşan “acaba?” sorusu, iktidarın, rakibini yok etme politikasına dönüştüğünün anlaşılması üzerine hızla üçte bire kadar gerilemiş durumdadır.
Kimdir o üçte bir?
Halen AKP ve MHP’ye oy vermekte ısrar eden kesimler.
Nedir bu seçmenin karakteristiği?
Sanıldığı gibi bu seçmen profili, artık milliyetçi ve muhafazakar olarak tanımlanamaz; milliyetçi-muhafazakar seçmenin, iktidardan hızla uzaklaştığını herkes görüyor. Buna rağmen iktidara destek veren bir seçmen kitlesi var ve bu seçmen kitlesinin en belirgin özelliği, iktidar nimetlerinden yararlanıyor olmalarıdır.
OLGULARIN ALGI ÜZERİNDEN TARİFİNE İTİRAZ ETMENİN TAM ZAMANI
“Beşli çeteler”in sayısı sınırlı bu seçmen kitlesinin içinde. Söz konusu seçmen kitlesinin önemli bölümü yararlandığını sandığı “nimet”in, esasen, kamunun üstlenmesi gereken bir görev olduğunun ayırdında değildir. Üstelik bu seçmen kitlesinin ayırt edici bir diğer özelliği de, başta CHP olmak üzere muhalefeti, “AKP’nin tarifi” üzerinden tanımaktadır.
Siyasal iletişim, bu süreci, “algı yönetimi” olarak tarif etmektedir. Algı yönetiminin en belirgin özelliği, olguların, algılar üzerinden tanımlanmasıdır ki bu yöntem bazen, aslanı kedi, karıncayı fil olarak gösterebilecek yanılsamalar zincirinin en önemli halkasını oluşturur.
Siyaseti ilgilendiren esas nokta da burasıdır ve buradan yazının başlığında atıfta bulunduğum iki kavrama geri dönmemiz şarttır. Sabır olarak özetlenebilecek, belli bir hedef için gösterilen tutum ve davranışlarda kararlı olmak ve bilimsel bilgiden yararlanarak, siyasal enerjiyi doğru kullanmak olarak tanımlanabilecek doğru bir iletişim stratejisi oluşturmak…
Bütün bu kötü yönetime rağmen hala her üç seçmenden birini kendi periferisinde tutan iktidarın seçmen üzerindeki etkisini boşa çıkartmanın yolu buradan geçer. Hiç kuşkusuz, değişim için insana dokunmaktan daha sihirli bir değnek yoktur.
Denizlerin bağımsızlık türküsünü yeniden anlamlı kılmanın yolu, evde, işyerinde, sokakta, okulda, derste, sıra ve insanın yaşadığı bilumum alanlarda yüz yüze sıcak iletişim kurmaktan geçer. Bizim için otokrat bir iktidarı uygun gören “Küresel Hükümdarın” planlarını ters yüz etmek için atılması gereken ilk adım budur. Aşılması olanaksız görünen pek çok sorunu aşmanın yolu, Denizler gibi, insanın olduğu yere gidip, etkin çalışmaktan geçer. Denizlerin fikrini burca taşımak, örgütlü mücadeleyi gerektirir.
İlginizi Çekebilir