© Yeni Arayış

Çok büyük sorunlara bir çözüm önerisi arayışı

Bizde temel hak ve özgürlükleri düzenleyen anayasal maddelerin hemen altına yazılan, “ancak, ama, lâkin” ile başlayan sınırlamaların başına hep kamu düzeni gibi bir sınırlama nedeni getiriyoruz ama hep merak etmişimdir bu kamu düzeni kavramının evrensel tanımı nedir diye, bu tanımı yargıya mesela AYM’ye bırakırsanız da siyasi rüzgarlar bu sınırlama kavramını, kamu düzeni nedir sorusunu, hep etkiliyor, kanımca en iyisi hakaret, şiddet ve nefret söylemi, tanımlanmaları çok çok daha kolay, dışında sınırlamaları sıfırlamak.

Türkiye çok büyük, dev sorunlarla boğuşuyor, ekonomiden, hukuka, siyasetten, sosyolojiye, biraz daha özele inelim, dış politikadan, girişim özgürlüğünden temel hak ve özgürlüklere, din özgürlüğünden, ifade özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, 1 Mayıs yeni geçti daha, barışçıl gösteri yapma hakkına kadar toplumun üzerinde sanki bir mengene var.

Bendeniz de bu günkü yazıda bu dev sorunlardan ÜÇÜNE, ifade ve basın özgürlüğü (özünde aynı şey), barışçıl gösteri yapma özgürlüğü ve din özgürlüğü konularına bir çözüm önerisi getirme gayreti içinde olacağım.

Sadece Türkiye’de değil, başka ülkelerde de aynı sorun mevcut ama bizde bu sorun çok çok abartılı bir biçimde hukuk sistemimizde  kendini gösteriyor, bu büyük sorun şu:

Bugün gündeme getirme gayreti içinde olacağım bu çok önemli ve vahim üç sorun, üç temel özgürlük, aslında 1982 Anayasasında dahi ilk bakışta güvence altına alınmış görünüyorlar ama meselenin aması var, yukarıdaki sırayla gidelim.

Anayasa madde 26’nın üst başlığı “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”, şöyle diyor madde: Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim, veya* başka yollarla…….açıklama ve yayma hürriyetine sahiptir.

Ne güzel değil mi, insanın ülkeyi kıskanacağı geliyor ama hapishaneler ifade özgürlüklerini evrensel ilkeler çerçevesinde kullananlarla dolu, neden acaba ve bu sorun nasıl çözülür?

Ancak, hemen altında ilk paragrafta “Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni (ne demekse?) …….. amaçlarıyla sınırlanabilir.

Ve, burası benim bu yazım açısından önemli, bu sınırlamalar yasayla hayata geçiriliyorlar, birazdan açacağım bu konuyu.

Gelelim basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğünün mütemmim cüzü, ayrılmaz parçası.

Anayasa Madde 28 şöyle diyor: “Basın hürdür, sansür edilemez”.

Örnek bir basın özgürlüğü formülasyonu değil mi ama nedense yine hapishaneler gazetecilerle dolu, basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke içinde 163. sıradayız, kimse alınmasın ama bu bir ülke skandalı, ben de bu yazıyı 3 Mayıs Dünya Özgürlüğü gününde yazıyorum .

Çünkü 28. Maddenin hemen altında bir sürü sınırlama kaidesi(!) getiriliyor ve bu kaideler(!) yasalarla uygulanıyor, TCK’ya “Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” gibi gerçekten baştan aşağıya anlamsız ifadeler, maddeler girebiliyor çıkan bu yasalar (!) nedeniyle.

Gelelim barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkına.

Anaya Madde 34 şöyle diyor: Herkes önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yapma hakkına sahiptir.

Aynı maddenin hemen altında ise bu hakkın nasıl kısıtlanacağına ilişkin anayasal düzenlemeler (!) getiriliyor ve bu düzenlemeler yine TBMM’den çıkan yasalarla hayata geçiriliyorlar.

1 Mayısı yeni yaşadık, bu anayasal hakkın AYM kararlarına rağmen nasıl kısıtlandığını gördük.

Gelelim son ve üçüncü konuya yani din özgürlüğüne.

Anayasa Madde 24 din özgürlüğünü düzenliyor ama aynı maddenin hemen altında bu

özgürlüğün yasalarla nasıl sınırlanacağını da düzenliyor.

Aslında Anayasanın ikinci maddesinde de, özgürlükler demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bir iyi, nitelikli hakimler ülkesinde garanti altına alınmış ama yargının beşeri sermaye durumu ortada.

İlaveten Anayasanın 10. Maddesi var, özgürlükleri düzenliyor ama hemen dört madde sonra bu özgürlükleri sınırlayan 14. Madde geliyor. 

Peki ne yapmak lazım bu durumda?

Aşağıya ABD Anayasasının 1791 tarihli (bizde III. Selim Padişah aynı tarihte) birinci ekini (first amendment), birinci maddesi değil, aynen, Türkçe tercümesi ile aktarıyorum.

Amerika Birleşik Devletleri Anayasası Birinci Ek Maddesi;

Önce orijinal metin, Amerikanca:

Congress shall make no law respecting an establishment of religion, or prohibiting the free exercise thereof; or abridging the freedom of speech, or of the press; or the right of the people peaceably to assemble, and to petition the Government for a redress of grievances.

Şimdi de Türkçe tercümesi:

Kongre, dini bir kuruma ilişkin veya serbest ibadeti yasaklayan; ya da ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü kısıtlayan; ya da halkın sükûnet içinde toplanma ve şikâyete neden olan bir halin düzeltilmesi için hükümetten talepte bulunma hakkını kısıtlayan herhangi bir yasa yapmayacaktır.

Bu birinci ek ile ABD Anayasası din, ifade ve basın, barışçıl gösteri yapma, dilekçe vererek şikayet haklarını güvence altına alıyor ama nasıl?

Biz ve bizim gibi ülkeler din özgürlüğü, ifade ve basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri özgürlüğü gibi temel özgürlükleri anayasa ile belirliyoruz ama kullanımlarını, sınırlamalarını yasalarla yapıyoruz.

Oysa ABD Anayasası birinci eki 1791 senesinde harika bir formülasyonla Kongreye yani ABD yasama organına, bizde olsa TBMM’ye bu temel özgürlükleri sınırlayacak yasa çıkarma yasağı getiriyor (Congres shall make no law….) ve bu birinci eke yaklaşık iki yüz elli senedir çok büyük ölçüde uyuluyor, dokunulmuyor.

ABD’de Avrupa’ya oranla çok daha geniş, bence de çok mükemmel bir ifade ve basın özgürlüğü çerçevesi var, evet yakın dönemde sevimsiz bir Washington Post hikayesi var ama burada da piyasa koşullarında, yargı denetiminde bir mülkiyet devri yaşandı (Jeff Bezos, Amazon) ve bu mülkiyet devri gazetenin yayın politikasına yansıdı, yoksa kimse Washington Post’da bir gazeteciyi yargıya taşıyamadı, taşıyamaz.

Benzer bir çerçeve barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşleri için de birinci ek ile güvence altında.

Din özgürlüğü de aynı kapsamda; ABD Anayasasının birinci eki bir dini kurum inşası için yasa çıkarmayı yasaklıyor, böyle bir madde bizde olsa mesela Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum için yasa çıkarılamayacak, imamlar kamu parası ile maaş alamayacak, ne derseniz böyle bir düzenlemeye?

Bizde temel hak ve özgürlükleri düzenleyen anayasal maddelerin hemen altına yazılan, “ancak, ama, lâkin” ile başlayan sınırlamaların başına hep kamu düzeni gibi bir sınırlama nedeni getiriyoruz ama hep merak etmişimdir bu kamu düzeni kavramının evrensel tanımı nedir diye, bu tanımı yargıya mesela AYM’ye bırakırsanız da siyasi rüzgarlar bu sınırlama kavramını, kamu düzeni nedir sorusunu, hep etkiliyor, kanımca en iyisi hakaret, şiddet ve nefret söylemi, tanımlanmaları çok çok daha kolay, dışında sınırlamaları sıfırlamak.

Hayatımda parti siyaseti diye adlandıracağım bir çerçevede politika ile hiç alakam olmadı, hiçbir partiye üye olmadım, oy kullanırken de parti anlamında bir sürekliliğim hiç olmadı, o konjonktürde uygun gördüğüm partiye oy attım ama itiraf edebilirim Türkiye siyasetine ilişkin iki hayalim oldu hep (I have a dream), bu hayallerin birincisi ABD Anayasasının birinci ekini olduğu gibi, virgülüne dokunmadan bizim hukuk mevzuatımızın, anayasal sistemimizin bir parçası yapmak, ikinci de her ne pahasına (!) olursa olsun Türkiye’yi AB tam üyesi olarak görmek.

Ben de buna siyasette yaşanmış hayal kırıklığı derim doğrusu.          

*Anayasada veya bağlacı kullanılıyor, kanımca Türkçede yanlış bir formül bu, ve ile ya’nın birlikteliği anlamsız geliyor bana, kanımca doğrusu ya da bağlacı.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER