Suriye’de ateşkes, Türkiye’de çözüm: İki gerilim
SİYASET1999’da Abdullah Öcalan’ın ABD tarafından Türkiye’ye teslim edilmesi ve Kürt siyasal hareketinin altüst olduğu süreçlerle kıyaslandığında, bugünkü askeri ya da siyasi başarısızlık çok daha hafif kalıyor. Kürt toplumunda moral bozukluğu olsa da, politikleşme düzeyi, direnci ve duygusal bağlılığı yeni yollar üretmeye elverişli bir canlılıkta. Şimdi hep birlikte, Öcalan’ın yeni döneme dair ne önereceğini ve Ankara’nın değişen siyasal zemini gerçekten görüp görmeyeceğini, daha da önemlisi bununla yüzleşme cesareti gösterip göstermeyeceğini göreceğiz.
Suriye’de Kürt silahlı güçleri ile Şam yönetimi arasındaki kriz ve ateşkes süreci devam ediyor. Cumartesi akşamı sona eren ateşkes, ikinci kez 15 gün süreyle uzatıldı. Şam yönetimi uzatmanın gerekçesi olarak, ABD’nin Suriye’de tutuklu bulunan IŞİD’lilerin Bağdat’a nakli sırasında bir sorun yaşanmasını istememesini gösterdi.
Ancak ateşkesin uzatılmasının bununla sınırlı olmadığı açıktır. Kararın alınmasından bir gün önce peş peşe yaşanan gelişmeler bu açıdan dikkat çekiciydi.
Neden şimdi
Bunlardan ilki, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu adına 24 Kasım’da İmralı’ya giden AK Partili Hüseyin Yayman, DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve MHP’li Fetih Yıldız’ın Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşmeye ait 16 sayfalık tutanağın TBMM’nin internet sitesinde yayımlanması oldu.
Bilindiği gibi bu tutanaklar, muhalefet partilerinin ısrarına rağmen Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından daha önce yayımlanmamıştı. Üzerinden uzun süre geçtikten sonra, sürece dair güvensizliğin arttığı ve kırılmaların derinleştiği bir anda, MİT Başkanlığı’nın talebiyle yayımlandığına ilişkin yoğun spekülasyonlar ortaya çıktı. “Neden şimdi?” ve “Ne yapılmak isteniyor?” soruları kamuoyunda daha yüksek sesle sorulmaya başlandı.
İkinci gelişme ise birkaç saat sonra yaşandı. Yeni çözüm süreci başladıktan sonra daha önce de görüldüğü gibi, güvenlik bürokrasisinden sızdığı anlaşılan ve “Ankara merkezli güvenilir kaynaklar”a dayandırılan bilgiler, neredeyse aynı cümlelerle yazılmış haberler halinde hem muhalefet hem de iktidara yakın medya organlarında dolaşıma sokuldu.
Bunların, çözüm sürecine ilişkin bilinçli bir toplumsal algı oluşturma çabasının parçası olduğu gözden kaçırılabilecek gelişmeler değil.
Görünen o ki, iki siyasal güç arasında lokal silahlı çatışma, saldırı ve kuşatma sürerken; farklı coğrafyalarda, çok farklı siyasal görüş ve duyarlılıklara sahip Kürtlerin direnişi ve itirazı yükseliyor. Aynı anda ise ABD’nin kolaylaştırıcılığında ya da arabuluculuğunda iki siyasi güç arasında çok taraflı temas ve müzakere süreci devam ediyor. Suriye sahasında, 18 Ocak mutabakatının revize edilmesine yönelik çalışmalar sürüyor.
Suriye’de yaşananların Türkiye’deki çözüm sürecine nasıl yansıyacağı sorusuna, Komisyon tutanakları incelendiğinde kolay bir yanıt vermek zor. Ankara merkezli “güvenilir kaynaklar”a dayandırılan ısmarlama haberlere göre süreç devam edecek, hatta adının bile değişmesi mümkün. Ancak bundan sonra yeni çözüm sürecinin eskisi gibi ilerleme ihtimali oldukça zayıf görünüyor.
Bunun birkaç nedeni var. En önemlisi, güvensizliğin derinleşmiş olması. Medya ve siyaset dilinde Kürtlere yönelik ayrımcı ve ırkçı söylemlerin yeniden güncellenmesi bu güvensizliği daha da besliyor.
Bu süreçte iktidar, Şam, Arap ve Türk çevrelerinde “Kürtleri bir kez daha yendik” duygusu; Kürtlerde ise “askeri ve siyasi olarak başarısız olduk” düşüncesi gelişti. Ancak aynı anda Kürtler arasında yeni bir “Kürtlük” dalgası da yeşerdi. Bu dalga, birkaç gün içinde sarmaşık gibi, nerede bir Kürt varsa oraya yayıldı.
Yeni Kürtlük Dalgası ve Kadın Onuru
Kuşatma altındaki Kobani’ye sahip çıkma çağrıları ve saçları kesilerek bir başka erkeğe sunulan Kürt kadının onuruna karşı, Kürt kadınların başlattığı saç örme eylemlerinin hızla yayılması; Kürt duyarlılığının siyasal çitleri yıkan, projeleri ve farklı yaklaşımları ikincilleştiren bütünsel ve çoğulcu bir Kürtlük bilincine dönüştüğünü gösteriyor. Bu hareketlilik, Kürt kadınlarının onuruna sahip çıkma etrafında güçlü bir duygudaşlık yaratmış durumda. Kürtlerde Ankara’ya Şam’a karşı büyük duygu kırıklığı yaşıyorlar. Ama aynı anda kendi aralarında büyük bir duygudaşlık ve dayanışma yaşıyorlar. Bu Kürtlerin geleceği şekillendiren bir duygudaşlıktır.
Erbil–Kamışlı Hattında Kürt Duygudaşlığı
Irak, İran, Türkiye ve Kobani Kürtleri yeni bir yolun eşiğinde. 17–19 Kasım 2025 tarihlerinde Duhok’ta altıncısı düzenlenen “Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu”nun ana gündeminin tam da bu olması tesadüf değil. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi’nin de konuşmacı olarak katıldığı forumda barış, güvenlik ve diyalog vurgusu öne çıktı.
Erbil’deki bu forumdan önce, 26 Nisan 2025’te Kamışlı’da PYD, ENKS/KNC ve diğer Kürt siyasi ve sivil aktörlerin etkin katılımıyla gerçekleştirilen “Rojava Kürt Birliği ve Ortak Tutum Konferansı” tartışmaları ve arayışları da, Suriye krizinde son dönemde dışa vuran Kürt siyasal duygudaşlığının zeminini oluşturan kolektif arayışların bir parçasıydı.
Ankara’nın Algısı, Kürt Gerçeği
Yayımlanan görüşme tutanaklarında dikkat çeken bir diğer husus ise, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın, MHP Genel Başkan Yardımcısı Fetih Yıldız’ın PYD’ye ilişkin sorularına beklenen yanıtları vermemiş olmasıdır. Aksine, iki yönetimin ortaklaşmasına ve yerel yönetimlerin demokratikleşmesine vurgu yaptığı görülüyor.
Ancak Ankara farklı bir algı üretmeye çalışarak tam tersi politikalar ile süreç yürütüyor. Neden? Ankara’nın 25 yıldır Öcalan’ı çözememiş olması ihtimal dışıysa, geriye ya zamana oynamak ya da Kürt siyasi hareketi içinde ikilik ve yarılma yaratmayı hedefleyen bir süreci işletmek kalıyor.
Ankara hangi senaryoyla hareket ederse etsin, yanlış bir yığınak yapıyor. Kürt realitesiyle gerçek anlamda yüzleşmeyi erteliyor, Kürt siyasetiyle boğuşmayı tercih ediyor. Oysa Kürt mahallesindeki toplumsal, siyasal ve kültürel dönüşümü idrak etmeden Kürt sorununu kalıcı biçimde çözmenin bir yolu yok.
1999’da Abdullah Öcalan’ın ABD tarafından Türkiye’ye teslim edilmesi ve Kürt siyasal hareketinin altüst olduğu süreçlerle kıyaslandığında, bugünkü askeri ya da siyasi başarısızlık çok daha hafif kalıyor. Kürt toplumunda moral bozukluğu olsa da, politikleşme düzeyi, direnci ve duygusal bağlılığı yeni yollar üretmeye elverişli bir canlılıkta.
Şimdi hep birlikte, Öcalan’ın yeni döneme dair ne önereceğini ve Ankara’nın değişen siyasal zemini gerçekten görüp görmeyeceğini, daha da önemlisi bununla yüzleşme cesareti gösterip göstermeyeceğini göreceğiz.
Aksi halde iktidarın, geçici başarının ve Kürt yenilgisinin konforuna sığınıp, sorunu bilinçli kronik bir güvenlik problemine mahkûm etmeyi tercih edip etmeyeceği açığa çıkacak.
İlginizi Çekebilir