© Yeni Arayış

Cumhurbaşkanının çağrısı kime?

Türkiye’nin Erdoğan’ın deyimiyle bir “barış adası”, “güvenli liman” söylem ve iddiası, Körfez’den çıkan sermayenin gelmesi için yeterli midir? Kabinedeki yetkililer, iktidara yakın isim ve son olarak Erdoğan yaptığı açıklama ile bu soruya olumlu cevap vermiş görünüyor. Peki bu beklenti söylendiği kadar gerçekçi mi? Evet, Türkiye’de savaş yok ve bu haliyle barış adası olabilir ama bunun gerçekleşmesinin koşulu sadece savaşın olmaması değil. Bununla birlikte en makro düzlemde asgari bir yargı bağımsızlığına ve mülkiyet hakları güvencesine de ihtiyaç var. Ne yazık ki, bunlar Türkiye’de yeterince güçlü değil. Bu tespiti, sadece yaşadığımız gündelik pratiklerden değil uluslararası araştırma sonuçlarından da görüyoruz.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”nda yaptığı açıklamalar ekonomistlerden çok siyasi yorumcular tarafından ele alınıp tartışılmaya devam ediyor.

Bu bağlamda tartışmanın esas noktası ise, Erdoğan’ın yaptığı çağrının karşılık bulup bulmayacağı, bulacaksa bu çağrıya kimlerin cevap vereceğinde.

Peki Erdoğan’ın yaptığı çağrıda ne var?

Erdoğan konuşmasında; “İstanbul Finans Merkezi dışında da transit ticaret faaliyetlerinde bulunanların bu kazançlarının yüzde 95'ini vergi dışı bırakıyoruz. Bir diğer önceliğimiz küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye'ye taşımalarını teşvik etmektir. Bu şirketlerin yurt dışı operasyonlarını Türkiye'den yürüterek elde ettikleri kazançlara güçlü bir vergi avantajı sağlıyoruz. Böylece önümüzdeki 20 sene boyunca İstanbul Finans Merkezi içinde elde edilen kazançların yüzde 100'ü, bunun dışında elde edilenin ise yüzde 95'i kurum kazancından indirilebilecek. Keza buralarda çalışan nitelikli çalışanlara belli şartlarla ücret istisnası getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın bu konuşması kuşkusuz ABD/İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşın güvensiz hale getirdiği Körfez’deki sermaye çıkışına yeni adres olma amacını da taşıyor. Yani bu çağrının hedeflerinden birinin, bölgeden çıkış yapan sermeye olduğu söylenebilir.

İSTANBUL DUBAİ OLUR MU?

Nitekim savaşın başlamasından sonra gündeme gelen sorulardan birisi; “İstanbul yeni Dubai olur mu?” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrısı tam da bu hedefe uygun düşüyor.

Türkiye’nin Erdoğan’ın deyimiyle bir “barış adası”, “güvenli liman” söylem ve iddiası, Körfez’den çıkan sermayenin gelmesi için yeterli midir?

Ya da devasa binalardan oluşan bir beton yığının olması?

Kabinedeki yetkililer, iktidara yakın isim ve son olarak Erdoğan yaptığı açıklama ile bu soruya olumlu cevap vermiş görünüyor.

Peki bu beklenti söylendiği kadar gerçekçi mi?

Evet, Türkiye’de savaş yok ve bu haliyle barış adası olabilir ama bunun gerçekleşmesinin koşulu sadece savaşın olmaması değil. Bununla birlikte en makro düzlemde asgari bir yargı bağımsızlığına ve mülkiyet hakları güvencesine de ihtiyaç var.

Ne yazık ki, bunlar Türkiye’de yeterince güçlü değil.

Bu tespiti, sadece yaşadığımız gündelik pratiklerden değil uluslararası araştırma sonuçlarından da görüyoruz.

İKİ SORUN ALANINDA TÜRKİYE’NİN DURUMU

Şimdi bu iki alana bakalım.

Dünya çapında gerçekleştirilen Dünya Adalet Projesi (World Justice Project) – WJP- verilerine göre Türkiye, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konularında ciddi bir düşüş yaşıyor.

2024 ve 2025 verilerine göre Türkiye, genel sıralamada 143 ülke arasında 117. sıradan 118. sıraya geriliyor.

Aynı konuda Avrupa Komisyonu tarafından her yıl yayımlanan Türkiye raporlarında “Yargı ve Temel Haklar” (23. Fasıl) başlığında; yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hakimlerin coğrafi teminatı konularında “ciddi bir gerileme” olduğu tespiti yapılmaktadır.

Benzer bir durumun mülkiyet hakları güvencesi için de var olduğunu söyleyebiliriz.

Mülkiyet Hakları Endeksi’nde (International Property Rights Index) -IPRI- Türkiye, araştırmanın alt kırılımı olan yargı sisteminin etkinliği ve fikri mülkiyet haklarının korunması başlıklarında zayıf puan alıyor.

Bu endekste Türkiye 2014’e kadar yükseliş trendinde (2014’te 10 üzerinden 5.6) iken, o tarihten sonra düşüş eğilimde. 2020’de bu rakam 5.3 iken 2025’te 4 seviyesine kadar düşmüş durumda.

Tarihler ve rakamlar bize bu alanda yaşanan düşüşün ülkenin tesadüfi olmadığını söylüyor.

BU ŞARTLARDA KALICI SERMAYE MÜMKÜN MÜ?

Dubai’den ayrılan uluslararası yatırımcılar, sermaye sahipleri ve mülkiyet sahipleri Türkiye ve İstanbul’a bu koşullarda gelir mi?

Mevcut koşullar için bu beklenti iyimser değil mi?

Şunu kabul edelim; yargı bağımsızlığı endekslerindeki düşüş, Türkiye’de "mülkiyet hakkının idari kararlarla veya siyasi müdahalelerle kısıtlanabileceği" algısını pekiştirmekte, bu da mülkiyet güvencesini sarsmaktadır.

Bu durum Dubai’den ya da başka körfez ülkelerinden kaçan sermayenin Türkiye/İstanbul’a gelmesinin önündeki en büyük engeldir.

Elbette bu çağrı mutlak karşılık bulmaz değildir. Gelme niyeti olan yatırımcılar ile yapılacak görüşmelerle onlara özel garantiler ya da özel dokunulmazlık anlaşmaları çeşitli güvenceler verilebilir ama bunun ekonomik maliyeti zaman içinde getirisinden daha fazla olabilir.

Bu açıdan bu çağrının muhatapları uluslararası hukuk sistemi içinde olanlardan çok sitem dışında olan sermeye ve kişiler gibi görünüyor. 

YERLİLER NEDEN GİDİYOR?

Elbette Türkiye’ye yabancı sermayenin gelmesi önemli ve gereklidir. Ama sıcak para olarak değil yatırım amaçlı olduğunda anlamlıdır. İktidarının bunu gerçekleştirmek istemesi de çok önemlidir.

Bunun gerçekleşmesinin koşulu vardır ve o da yapısal reformlardır. Yani yargı bağımsızlığı, mülkiyet güvencesi bunlardan sadece ikisidir.

Belki iktidarın ve Erdoğan’ın yabancı yatırımcıyı çağırırken, şu soruyu da kendilerine sormaları gerekiyor; son yıllarda nitelikli beşeri sermaye ve yerli yatırımcılar neden Türkiye’den gidiyor? 

Sadece meslek büyüğümüz Merdan Yanardağ'ın yaşadığı bunu açıklamaya yeter. Hakkında açılan "casusluk davası" nedeniyle sahibi olduğu Tele1'e el konuldu. Kendisi ilk duruşmaya çıkmadan kanal, TMSF tarafından satışa çıkarıldı. Masumiyet karinesi ortada dururken, mülkiyeti satılıyor. 

Zor, çok zor...

 

 

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER