© Yeni Arayış

Savaşın pornografisi ve Orwell’in alegorik başyapıtları

Benim Orwell’den anladığım şu: Eğer insan olmayanlar nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyorsa, bu insan olanlar da nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyor anlamına geliyor. Bu ikisi birbiriyle ilişkili.Orwell savaşlarda, sömürgelerde bizzat yaşadıkları, gözlemledikleri ile insan olanlarla olmayanlar arasında herhangi bir farkın anlamsızlaştığını, olmadığını gördü. Kitaplarında nesneleştirici şiddetin bu ikisiyle ilişkili olduğunu göstermiş oldu. Bu yüzden Orwell’in bu alegorik baş yapıtı -tıpkı zamansız sanat yapıtları gibi- belli bir bağlama ait değilmiş gibi gözüküyor ve zamana direniyor ve sürekli güncelleniyor.

Donald Trump: "Hakkımda 'savaşı hemen bitirecek, o sıkılır' diyorlar. (Ama savaş benim için) Hiç sıkıcı değil."

Savaştan hoşlanan, keyif alan ve aynı zamanda da kendisini barışı savunan bir kişi gibi gören bir ABD başkanı… Bu sözler dünyada nasıl bir yankı yaratıyor? Kimileri “Trump bu, o böyle saçmalıklar yapar” diyor. 8 ile 12 yaş arasındaki 160’dan fazla kız öğrencinin bombalanan bir okulda feci bir şekilde can verdiği günlerde Trump’ın bu iğrençlik ötesi sözleriyle aklı başında olan herkesin sarsıldığını tahmin ediyorum.

Ama zannedersem kendisi pek sarsılmıyor. Bir taraftan masum insanların üzerine bombalar yağdırırken diğer taraftan barıştan söz edebiliyor.Yaptıkları nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne kendisinin aday gösterilmesini hayal etmesi, ya da “Barış Komitesi” ile kendisi gibi karar vericilerin üzerinde kendisine ayrı bir pozisyon biçmesi...  Şiddet yoluyla oyunun kurallarını koymaya çalışması...

Canlı yayınlarda şehirlerde patlayan bombalar, göğe yükselen dumanlar, yıkılan binalar, parçalanan insanlar… Bunların televizyon kanallarında yayınlanan dizilerden, savaş filmlerinden yani kurmacalardan hiç bir farkları yok.

Trump kendisini bir müsabakadaymış gibi hissediyor. Savaş onun için bir oyun. Çoklu ekranlardaki canlı görüntülerle savaş tıpkı bir müsabaka gibi izleniyor. Dikkatler başka yere çekilerek, müzakereler arasında İranlı üst düzey yöneticileri gafil avlandığında onlar da gol atmış futbolcu gibi seviniyor. Bir oyun gibi algılıyor ve sürekli “her şey çok iyi gidiyor” demekten geri kalmıyor. Felaket başka türlü nasıl bu kadar kolay izlenebilir?Bu dolaysızlık durumuna “savaşın pornografisi” deniyor.

Pornografinin özelliği bakan göz ile nesnesi arasındaki ayrımı ortadan kaldırması ve imgeler karşısında “gözüne ışık tutulan bir tavşan gibi” izleyiciyi felç etmesi. Ekran başında mıhlanıp kalmış olan seyirci gerçek ile kurmaca arasındaki farkı yitiriyor. Gördükleriyle arasında mesafenin kalmadığını zanneden özne nesneleştirilmiş hale geliyor. Üstelik bu pornografik şiddet kurgulayıcı ile izleyiciyi sanki eşitmiş gibi gösteren, failin gözüyle izleyicinin bakışını örtüştüren, felaketin tanıklığını dahi ele geçirecek kadar iğrençleşen bir oyun. Özneyi nesneye dönüştürmeye ve kendi bakışı doğrultusunda biçimlendirmeye çalışacak kadar hem totaliter, hem de onunla aynıymış gibi kendisini gösterecek kadar haysiyetsiz…

Bu yüzden olmalı ki bakışla görülen arasında mesafe koyan, sorgulatan alegorik imgelemin gerçeklik imgeleminden daha sorgulatıcı ve düşündürücü olduğuna işaret etmek gerekiyor. “Savaş Barıştır”, “Özgürlük Köleliktir” ve “Cehalet Güçtür”

Son günlerde ünlü yazar George Orwell’in “1984” adlı baş yapıtına referans veren kişilere sıklıkla rastlanıyor. Orwell’in 1948’de yazdığı karşı-ütopya denebilecek bu roman  sanki günümüzü anlatıyor.Rejimlerin düşünceler üzerinde nasıl hegemonik bir sistem kurduklarını, barış, özgürlük, hakikat gibi kavramları nasıl eğip büktüklerini parlak bir hicivle anlatan zamansız bir başyapıt. Bu arada hatırlatalım, 1950’li yıllarda bu ünlü roman Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çevirtilip yayınlanmış, okulların müfredatı içinde yer almış.  “Soğuk Savaş” dönemi koşullarında Sovyetler Birliği’ni eleştirdiği düşünülerek. Buna karşılık bu tür alegorik yapıtların kendilerini güncelleme kapasitelerinin olduğu da hesaba katılmalı. Nitekim bugün de öyle de oluyor.

Trump insanların gözüne baka baka aslında şunu söylüyor: “Kendinizi huzurlu ve başarılı hissetmeniz, yani barış için hepinizin savaşa ihtiyacı var. “Ancak çatışmalarla insanlar birbirini boğazladıkları sürece barıştan söz edilebilir, düzen istikrara kavuşur. “Savaş Barıştır”.  Çünkü çatışmalar, düşmanlıklar olmadan eşitsizlikleri, haksızlıkları gizlemek mümkün değildir. “Özgürlük Köleliktir.” Çünkü kitleler kendilerini özgürleştirdiklerini düşünürken köleliği, başkalarına yapılan eziyeti görmezler. Nihayet “Cehalet Güçtür”, çünkü kitleler kendilerini temsil ettiğini zannettikleri iktidarlara teslim olurken, onun eteğine yapışan medyanın ve hakikat sınıfının kendi çıkarlarını savunan bir zümreye dönüştüğünü fark etmezler.

Orwell’in 1945’de yayınlanan “Hayvan Çiftliği” (Animal Farm) başlıklı kitabı ise hayvanlar alemi alegorisiyle iktidarların değiştiğini, devrimlerin gerçekleştiği ama şiddetin, sömürünün hiç değişmediği bir dünyayı anlatıyor. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar kendilerini sömüren insan efendilerini deviriyorlar. Adalet ve eşitlik için yola çıkıyorlar. Ancak iktidar düşkünü domuzlar, zamanla bütün idealleri tersine çevirerek çiftlikte eskisinden daha acımasız ve baskıcı bir diktatörlük kuruyorlar.

Lise yıllarında okuma fırsatı bulduğum bu kitapta yer alan hayvanlar ve özellikle de bütün hayatı boyunca yağmurda çamurda araba çeken ve ihtiyarlayıp güçten düşünce de aldatılıp kasaba kıyma yapılmak üzere verilen “At Boxer” beni hep düşündürmüştür.“Hayvanlar Çiftliği” allegorik bir yapıt ama nereye kadar? Uzun zamandan beridir “sahi bu Orwell’inki de yalnızca bir allegori (ya da mecaz) midir” diye sormaktan kendimi alamıyorum. “Hayvanlar Çiftliği” görünüşte evet, allegorik bir yapıt ama nereye kadar? İnsan olanların da tıpkı “At Boxer” - ya da insan olmayanlar- gibi kolayca köleleştirilmesini, nesneleştirilmesini sağlayan ortak özellik ne olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca Orwell’in romanındaki insan olmayanların da insan olanlar gibi isyan ettikleri, iktidarı ele geçirdiklerinde ve hatta düzeni değiştirdiklerini zannettiklerinde bile kölelikten, sömürüden kurtulamadıklarını dikkate alırsak? Hep itaat eden, kolayca oyuna getirilen, en büyük haksızlıklar karşısında bile itiraz etmeye bile yeltenmeyen “At Boxer” kapitalist gerçekliğin, yani bu kurmaca dünyanın nesneleştirilen, köleleştirilen öznelerini temsil ediyor olabilir mi?

Bugünden bakıldığında Karl Marx’ın kapitalizmi sınıfsal bir perspektifle analiz ettiği tarihteki en büyük eksikliği acaba insanmerkezci (antroposantrik) yaklaşımı olabilir miydi? Kapitalizmi, sömürüyü, eşitsizliği insanmerkezci bir biçimde okuması mıydı?

Onun fikirlerini savunduklarını zannedenler acaba bu nedenle mi kendilerini kolayca kapitalist gerçekçiliğin içinde buluverdiler? Benim Orwell’den anladığım şu: Eğer insan olmayanlar nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyorsa, bu insan olanlar da nesneleştiriliyor ve köleleştiriliyor anlamına geliyor. Bu ikisi birbiriyle ilişkili.Orwell savaşlarda, sömürgelerde bizzat yaşadıkları, gözlemledikleri ile insan olanlarla olmayanlar arasında herhangi bir farkın anlamsızlaştığını, olmadığını gördü. Kitaplarında nesneleştirici şiddetin bu ikisiyle ilişkili olduğunu göstermiş oldu. Bu yüzden Orwell’in bu alegorik baş yapıtı -tıpkı zamansız sanat yapıtları gibi- belli bir bağlama ait değilmiş gibi gözüküyor ve zamana direniyor ve sürekli güncelleniyor.

Buna karşılık kendisinin simgesel bir kurgu olduğunu gizleyen, kapitalist gerçeklik nesneleştirdiklerinin yeni bedenlere kavuşan hayaletler gibi yaşanan felaketlerle geri dönmesine neden oluyor. Birbirleriyle zincirleme ilişkiler içinde karşılaşılan iklim krizi, afetler, savaşlar gibi felaketlerle.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER