© Yeni Arayış

Saraybosna’nın Doğusu

Gözlem misyonları çoğu zaman teknik bir süreç gibi görülse de, sahada atılan her küçük adım, her konuşma ve her gözlem aslında bölgesel barışın ve demokratik güvenliğin parçası. Balkan coğrafyası hala tarihin yükünü taşıyor ama geleceğe dair ipuçlarını da sessizce veriyor.

Bosna-Hersek'e ilk gittiğimde yıl 2019'du. O dönemde Türkiye Öğrenci Senatosu Başkanı olarak Avrupa Öğrenci Birliği'nin bir toplantısına katılmıştım. Bundan 6 yıl sonra ise bu kez, Avrupa Konseyi'ni temsilen Bosna-Hersek'e bağlı Sırp Cumhuriyeti'nin, Cumhurbaşkanı Milorad Dodik'in görevden alınması sonrası gelişen olaylarla gerçekleşen erken seçimlerini gözlemleyen heyetin bir üyesi olarak geldim. Son gözlem misyonumda Saraybosna, Doğu Saraybosna, Banja Luka ve Pale arasında geçirdiğim günler, bana Balkan siyasetinin hala ne kadar çok katmanlı, ne kadar kırılgan ama aynı zamanda ne kadar dirençli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Doğu Saraybosna’ya Geçerken Değişen Renkler

Saraybosna merkezinden arabayla yalnızca birkaç dakika uzaklaştığınızda bile ülkenin nasıl iki farklı dünyaya bölündüğünü çıplak gözle görüyorsunuz. Ülkedeki iki entiteden biri olan Bosna-Hersek Federasyonu sınırından çıkar çıkmaz, Bosna’nın bildiğimiz mavi-sarı bayrakları bir anda kayboluyor; yerlerini mavi-beyaz-kırmızı Sırp bayraklarıalıyor. Sadece bayraklar değil; mağaza tabelaları, sokak isimleri, binaların mimarisi ve insanların ses tonu bile değişiyor. Sanki aynı yol üzerinde ilerlemiyorsunuz da derin bir hat boyunca iki farklı siyasal gerçekliğin içine giriyorsunuz.

Bu sembolik kopuş, ülkenin en karmaşık yönetişim modellerinden birine sahip olmasının nedenini daha yolun başında anlatıyor aslında.

Dodik’in Çok Belirgin Gücü

Republika Srpska’da siyaset Milorad Dodik’siz okunamaz. Bu cümleyi bölgede birkaç gün geçiren herkes kurar. Sokaklarda hissedilen güç ilişkisi, kurumsal yapıların ağırlığı ve politik söylemin yarısı, doğrudan ya da dolaylı şekilde ona bağlanıyor.

Nitekim bu seçimde de Dodik’in yoğun desteğini alan SNSD adayı Karan’ın kazanması, bölgedeki siyasal dengeyi anlamak için yeterince açık bir işaretti. Republika Srpska’da güç yalnızca sandıkla değil, zihinlerde ve sembollerle pekiştiriliyor.

Bu da seçim gözlemcisine şunu gösteriyor: Burada kurumsal mekanizmaları değerlendirirken, bölgedeki lider figürlerinin yarattığı atmosferi de hesaba katmak zorundasınız.

Republika Srpska’da bağımsızlık duygusu, günlük siyasetin çok ötesine geçmiş bir ruh hali. O kadar ki, bölgenin parlamentosunun adı dahi “Ulusal Parlamento”. Bir entitenin kendisini nasıl konumlandırdığı, bazen bir tabelada bile kendini belli ediyor.

Sırp yetkililerle yaptığımız temaslarda da bu güçlü duyguyu görmek mümkündü. Konuşmaların satır aralarında hep aynı ton vardı:

“Biz ayrı bir halkız, ayrılığımızın hukuki zemini güçlenmeli.”

Bu durum yalnızca politik bir söylem değil; kültürel, sembolik ve kurumsal bir gerçeklik halinde.

Schmidt’e Sert Tepki ve Dayton’ın Revizyon Talebi

Sahadaki en dikkat çekici gözlemlerimden biri de, Bosnalı Sırp yetkililerin Yüksek Temsilci Christian Schmidt’e karşı gösterdiği sert tepkiydi. Bunu yalnızca bir memnuniyetsizlik olarak nitelemek eksik kalır; bu adeta bir reddediş.

Birçok yetkili, Schmidt’in yetkilerini tanımadıklarını açıkça ifade etti ve Dayton düzeninin artık sürdürülebilir olmadığını belirterek anlaşmanın revize edilmesi gerektiğini çok güçlü bir biçimde vurguladı.

Bazı temsilciler ise Bosna-Hersek’i “kolonyal bir federasyon” olarak niteleyerek bugünkü düzenin dışarıdan dayatıldığına ilişkin algının toplumda ne kadar kökleştiğini ortaya koyuyordu. Bu sert dil, bölgedeki kırılgan siyasal güvenin derinliğini gösteren en somut işaretlerden biri.

Seçim Günü: Sessiz, Kontrollü, Kurumsal

Siyasal söylemin sertliğine rağmen, seçim günü sahadaki tablo oldukça sakin ve kontrollüydü. Sandık kurullarının disiplinli çalışması, oy verme süreçlerindeki düzen ve teknik standartların büyük ölçüde korunması, kırılgan demokrasilerde kurumların ne kadar kritik olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Bu, dışarıdan bakıldığında çelişkili görünebilir:

Bir yanda sert söylem, öte yanda prosedürlere sıkı sıkıya bağlı bir teknik işleyiş.

Fakat Balkanlar tam da böyle bir yer.

Gerilim ile kurumsallık, tarih ile gelecek, kimlik ile devlet aklı yan yana yürür.

Bosna-Hersek Federasyonu ve Republika Srpska

Bosna-Hersek’in iki entiteden biri olan ve Müslüman Boşnakların yoğunlukta olduğu Bosna-Hersek Federasyonu, Avrupa normlarına daha yakın bir siyasal dil benimserken, Republika Srpska’da ise söylem çok daha milliyetçi, çok daha kimlik merkezli bir tonda ilerliyor. Bu farklılık, iki entitenin yalnızca idari değil, siyasal olarak da ayrı dünyalara sahip olmasını beraberinde getiriyor.

Türkiye Açısından Bu Gözlemlerin Anlamı

Türkiye’nin Balkanlar’la tarihsel ve kültürel yakınlığı düşünüldüğünde, bölgede yaşanan her gelişme bizim açımızdan da anlamlı. Sahada gördüklerim, Türkiye’nin dış politikasının daha pragmatik, daha rasyonel ve daha öngörülebilir bir zemine oturmasının gerekliliğini bir kez daha ortaya koydu.

Geçmişte dış politikanın zaman zaman ideolojik veya mezhepsel eksenlere sıkışmasının maliyetini gördük. Bugünün karmaşık bölgesel ortamında, kurumsal diplomasiye dayanan bir yaklaşımın güçlenmesi hem Türkiye’nin hem de bölgenin çıkarına olacaktır.

Son Söz: Balkanlar’ın Sessiz Dersleri

Republika Srpska’da geçirdiğim bu günler bana bir kez daha şunu gösterdi:

Balkanlar’da hiçbir şey göründüğü kadar basit değil.

Her detay; bir bayrak, bir tabela, bir kelime, bir prosedür ardında onlarca yılın hafızasını taşıyor.

Gözlem misyonları çoğu zaman teknik bir süreç gibi görülse de, sahada atılan her küçük adım, her konuşma ve her gözlem aslında bölgesel barışın ve demokratik güvenliğin parçası. Balkan coğrafyası hala tarihin yükünü taşıyor ama geleceğe dair ipuçlarını da sessizce veriyor.

Bu yüzden orada gördüklerimiz, yalnızca bir seçim gününün değil; Avrupa’nın ve Türkiye’nin geleceğine ilişkin daha geniş bir resmin parçaları.

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER