© Yeni Arayış

Rastgele büyüme

Eğitim yani işgücü ve genel olarak faktör verimliliğinin temel belirleyicisi öğretim süreçleri dökülüyor, enflasyon çok yüksek, galiba dünya altıncısıyız, Allah’tan Sudan, Venezuela gibi ülkeler var, sonuncu olmuyoruz, inanılmaz bir hukuksuzluk ve öngörülemezlik mevcut ama yine de büyüme oranları dünya ortalamasından negatif olarak ayrışmıyor, bu durumun bir açıklaması şart, en azından bir açıklama denemesi gerekiyor.

Rastgele büyüme

Bu “rastgele büyüme” ifadesini ilk kez 1977-1978 akademik yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünde son sınıfta okurken bize Economic planning-İktisadi planlama dersine gelen bir misafir öğretim üyesi Fahrettin Yağcı’dan duymuştum ve kavram bana çok ilginç gelmiş idi.

Fanrettin Yağcı çok genç bir öğretim üyesi idi o tarihte, doktorasını da dünyanın en prestijli iktisat mekteplerinden biri olan London School of Economics’de yeni bitirmiş idi, tez hocası da çok önemli bir iktisat teorisyeni Morishima idi.

1978 senesi ülkenin çok karıştığı, enflasyonun çok yüksek olduğu, piyasalarda bazı malların kıtlığının yaşandığı bir dönem, 1978’de büyüme %1.5, 1979’da eksi%0.6, 1980’de eksi %2.4 ama 1981’de yani askeri darbeden hemen sonra %4.9.

1924-2024 ortalaması yüzde 4.8, 2004-2024 ortalaması %5.4, 2014-2024 ortalaması ise %4.8.

Bu ortalamalar genel olarak bu dönemlere ilişkin olarak dünya ortalamalarından çok farklı değil ve gelişmekte olan ülkelerin büyüme ortalamalarının da çok az altında.

Oysa tüm bu dönemlerde ulusal tasarruf oranı dünya ortalamalarının altında, tasarruf oranlarının daha yükseldiği dönemlerde de tasarruflar ya altına ya da güney kentlerimizde ikinci evlere kanalize olmuş ve tüm bu dönemlerde enflasyon hep dünya ortalamalarından daha yüksek.

2004-2010 arası dışında dış kaynak girişi çok düşük, 1954-2004 arası senede bir milyar doların altında mesela.

Tüm bu örnekler büyüme ortamının çok da iç açıcı olmadığını söylüyor ama yine de büyüme bu iç kapatıcı iktisadi ortamdan daha yüksek.

Çok da önemli olmak üzere büyüme oranlarının oynaklığı da yani seneler arası değişimi de çok yüksek.

Çok iyi hatırlıyorum Fahrettin Yağcı rastgele teşviklerden ve bu çözümlenmesi hiç de kolay olmayan rastgele, kayırmacı iktisadi teşviklerden rastgele büyüme oranlarının çıktığını söylerdi.

Fahrettin Hoca bugünleri göremedi maalesef ama bugün de durum çok farklı değil galiba.

Eğitim yani işgücü ve genel olarak faktör verimliliğinin temel belirleyicisi öğretim süreçleri dökülüyor, enflasyon çok yüksek, galiba dünya altıncısıyız, Allah’tan Sudan, Venezuela gibi ülkeler var, sonuncu olmuyoruz, inanılmaz bir hukuksuzluk ve öngörülemezlik mevcut ama yine de büyüme oranları dünya ortalamasından negatif olarak ayrışmıyor, bu durumun bir açıklaması şart, en azından bir açıklama denemesi gerekiyor.

Fahrettin Yağcı’nın eski bir talebesi olarak ben de rastgele diyebileceğimiz iktisadi teşviklerin bu süreçte rol oynadığını düşünüyorum ama başka şeyler de söyleyeceğim. 

1- Günlük Türkçemizde kaçak maden diye bir tabir var, mesela Zonguldak’ta ve başka yerlerde çok sayıda olduğu söyleniyor, ancak ölümlü bir kaza (!) olduğunda bu kaçak madenleri görüyoruz; Allah aşkına söyleyin, kaçak maden diye bir saçmalık ne demek, kaçak Marlboro mu bu cebe sokasın, valilikler, jandarma nasıl bilmez kaçak madenleri, nasıl müsaade edilir?

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para. 

2- Türkiye, Ahmet Hakan ve İçişleri Bakanı Yerlikaya ne derse desinler, bir uyuşturucu geçiş ve artık da tüketim ülkesi, bu trafikten Türkiye’de kim ne kadar para kazanıyor bilinmiyor ama işler çok karışık, 2020’de Kolombiya’da yakalanan 4.9 ton kokainin (kokainin Avrupa’da gram fiyatı 100 avro ile 200 avro arası ülkeden ülkeye değişiyor, siz 4.9 ton yani 4900 kilogram yani 4900000 gram kokainin değerini bir hesaplayın lütfen) varış ülkesinin Türkiye olduğu öğrenilince hukuki süreç başlamış, Süleyman Soylu da tarihin en büyük uyuşturucu operasyonu ve soruşturması demişti, 2024’de bu dosyadan tutuklu kimse kalmamış idi, biri de Çetin Gören idi, bu son Brezilya çıkışlı gemide dünya rekoru olarak on ton kokain ele geçti, sabah Yerlikaya bu gemi bize kayıtlı demez iken öğleden sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aksini söyledi ve Çetin Gören yine gözaltına alındı. Ekonomi tık nefes ama iç piyasa çok canlı, acep nedendir? 

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para. 

3-MESEM diye vicdanları çok rahatsız edici bir sistem var Milli Eğitime bağlı, 85 çocuk öldü, MESEM’de çıraklık (!!!!!) öğrenen çocuklar arasında bir tane bile annesi, babası AKP milletvekili, AKP il başkanı olan çocuk bahse girerim yoktur, bu çocuklar üretim süreçlerinde çok ucuz işgücü olarak kullanılıyor, üretim maliyetleri düşüyor, ihracat artıyor ama çocukların gelecekleri çalınıyor, ne gam.

Bir de göçmen işçiler var, Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu göçmen işçilerin çalıştığı yerler sanki Patagonya’da imiş gibi bu işçilerin ücretlerinde yaşanan hukuksuzluklarla hiç ilgilenmiyor.

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para. 

4-Ege’nin, Akdeniz’in cennet koylarında amyantlı gemi sökümleri çok yaygınlaşıyor, vatandaş isyan etmezse devletin sanki bu gemilerden hiç haberi yok, yoksa bu gemiler de kaçak Marlboro gibi mi, ceplerde, torbalarda mı geliyorlar bu koylara?

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para.

5-Yaklaşık her dört saatte, günde altı, bir iş kazasında bir işçi ölüyor bizim hukuk devletinde, sosyal devlette, bunun yegane sebebi maliyet kaygılarıyla çağdaş güvenlik harcamalarından tasarruf edilmesidir.

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para. 

6- Asli görevi tarım sektörüne, çiftçiye kredi vermek olan Ziraat Bankası (ismi ile müsemma) basın şirketlerinin el değiştirmesi için kullanılıyor, borç her sene yeniden yapılandırılıyor, kamu zararı oluştuğunda da vergi ödeyenler görevde ama ekonomi büyüyor değil mi?

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para. 

7-2026’da yaklaşık 15 trilyon vergi toplayacağız ama 3.2 trilyon vergi harcaması yapılacak bütçeden ve ve bu sütçe harcamalarından yararlanan hiçbir şirket bu bağışlanan vergi karşılığında ne kadar üretim yaptı, ne kadar istihdam üretti, bunları asla bilmeyeceğiz ama büyüme artacak değil mi?

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para.

8- Hazinenin açtığı DİBS (devlet iç borçlanma) ihalelerinde oluşan faizlere bir bakın, bu yüksek faizlerde her normal ülkede borsa düşer, hatta çöker ama bizde borsa rekor üzerine rekor kırıyor ama aynı zamanda da sürekli manipülasyon iddiaları gırla gidiyor. Bu para nasıl giriyor borsaya değil mi?

9- Devreye FATF (OECD) girene kadar kaç kez karapara aklama yasası çıkardık, yüzde bir stopajla ülkeye ne kadar karapara girdi, hatırlayan var mı? Ama ne yazar bizim vergi dairelerinin üzerlerinde, “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Türkiye çok muhtemeldir, uyuşturucu paralarının kutsandığı tek ülkedir dünyada.

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para.

10- İşsizlik sigortası fonundan işverenlere verilen paranın fayda-maliyet analizi yapıldı mı acaba bugüne dek, kaç işveren “ben bu fondan şu kadar para aldım, karşılığında şu kadar istihdam yarattım” diye devlete rapor sundu, bilen var mı?

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para. 

11- AİHM, AYM kararları uygulanmıyor ama büyüme oranları negatif değil hala, yaşasın karapara değil mi?

Bir eski şarkıda bir nakarat vardı, Para, Para, Para. 

Bu listeyi çok uzatmak mümkün ama bir gazete yazısında bu mümkün değil, rastgele büyüme ve finansmanı nasıl bir şey, hep beraber düşünmemiz, irdelememiz lazım.  

  

 

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER