© Yeni Arayış

Orta güçler için bir yol önerisi: Menüde değil masada olmak İçin

Uluslararası kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen yalan olduğunu biliyorduk. En güçlülerin işlerine geldiğinde kendilerini muaf tuttuklarını, ticaret kurallarının asimetrik uygulandığını, uluslararası hukukun sanık ya da mağdurun kimliğine göre farklı titizlikte işletildiğini biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı ve özellikle Amerikan hegemonyası kamusal fayda sağlıyordu: Açık deniz yolları, istikrarlı finans sistemi, kolektif güvenlik ve uyuşmazlık çözüm çerçeveleri. Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ritüellere katıldık. Retorik ile gerçeklik arasındaki boşlukları pek yüksek sesle dile getirmedik. Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım: Bir geçiş değil, bir kopuş içindeyiz.Son yirmi yıldaki finans, sağlık, enerji ve jeopolitik krizler aşırı küresel entegrasyonun risklerini gözler önüne serdi.

“Kanada ve dünya için bu dönüm noktasında sizinle birlikte olmak hem bir zevk hem de bir görev. Bugün, dünya düzenindeki kopuşu, güzel bir hikâyenin sonunu ve büyük güçler arasındaki jeopolitiğin hiçbir kısıtlamaya tabi olmadığı sert bir gerçekliğin başlangıcını konuşacağım.

Ancak orta güçler gibi ülkelerin, özellikle Kanada’nın, güçsüz olmadığını da savunuyorum. İnsan haklarına saygı, sürdürülebilir kalkınma, dayanışma, devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğü gibi değerlerimizi yansıtan yeni bir düzen inşa etme kapasitesine sahibiz.

Daha az güçlü olanların gücü, dürüstlükle başlar.

Her gün bize büyük güç rekabeti çağında yaşadığımız hatırlatılıyor. Kurallara dayalı düzenin solmakta olduğu söyleniyor. Güçlü olan yapabildiğini yapıyor, zayıf olan da katlanmak zorunda kalıyor.

Thukydides’in bu özdeyişi kaçınılmazmış gibi sunuluyor – uluslararası ilişkilerin doğal mantığının yeniden kendini dayattığı şeklinde. Ve bu mantık karşısında ülkelerin uzlaşma eğilimi güçlü: Uyum sağlamak, başını derde sokmamak, itaat ederek güvenlik satın alabileceğini ummak.

Alınmayacak.

Peki seçeneklerimiz neler?1978’de Çek muhalif Václav Havel, ‘Güçsüzlerin Gücü’ adlı denemesinde basit bir soru sormuştu: Komünist sistem kendini nasıl sürdürüyor?

Cevabı bir manavla başlıyordu. Bu esnaf her sabah dükkânının vitrinine ‘Dünya işçileri, birleşin!’ yazılı bir tabela koyuyor. Buna inanmıyor. Kimse inanmıyor. Ama yine de koyuyor – başını derde sokmamak, uyum sinyali vermek, idare etmek için. Ve her sokaktaki her esnaf aynı şeyi yaptığı için sistem devam ediyor.

Yalnızca şiddet yoluyla değil, sıradan insanların özelde yalan olduğunu bildikleri ritüellere katılmaları sayesinde. Havel buna ‘yalan içinde yaşamak’ adını verdi. Sistemin gücü hakikatinden değil, herkesin sanki hakikatmiş gibi davranmaya razı olmasından geliyor.

Kırılganlığı da aynı yerden: Bir kişi bile bu rütueli bıraktığında – manav tabelayı çıkardığında – illüzyon çatlamaya başlıyor.

Şirketlerin ve ülkelerin tabelalarını indirme zamanı geldi. On yıllardır Kanada gibi ülkeler, kurallara dayalı uluslararası düzen dediğimiz düzen altında refah içinde yaşadık. Kurumlarına katıldık, ilkelerini övdük, öngörülebilirliğinden yararlandık. Bu düzenin koruması altında değer temelli dış politikalar izleyebildik.

Uluslararası kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen yalan olduğunu biliyorduk. En güçlülerin işlerine geldiğinde kendilerini muaf tuttuklarını, ticaret kurallarının asimetrik uygulandığını, uluslararası hukukun sanık ya da mağdurun kimliğine göre farklı titizlikte işletildiğini biliyorduk.

Bu kurgu faydalıydı ve özellikle Amerikan hegemonyası kamusal fayda sağlıyordu: Açık deniz yolları, istikrarlı finans sistemi, kolektif güvenlik ve uyuşmazlık çözüm çerçeveleri.

Bu yüzden vitrine tabelayı koyduk. Ritüellere katıldık. Retorik ile gerçeklik arasındaki boşlukları pek yüksek sesle dile getirmedik. Bu pazarlık artık işlemiyor. Açık konuşayım: Bir geçiş değil, bir kopuş içindeyiz.Son yirmi yıldaki finans, sağlık, enerji ve jeopolitik krizler aşırı küresel entegrasyonun risklerini gözler önüne serdi.

Daha yakın zamanda büyük güçler ekonomik entegrasyonu silah olarak kullanmaya başladı. Gümrük vergileri baskı aracı, finansal altyapı zorlama yöntemi, tedarik zincirleri sömürülecek zayıflıklar haline geldi. Entegrasyonun karşılıklı fayda kaynağı olduğu yalanı içinde yaşanamaz; hele entegrasyon sizin bağımlılığınızın kaynağı haline geldiğinde. Orta güçlerin dayandığı çok taraflı kurumlar ; DTÖ, BM, COP(iklim değişimi konferansı) – kolektif sorun çözme mimarisi- büyük ölçüde zayıfladı.

Sonuç olarak birçok ülke aynı sonuca varıyor: Enerji, gıda, kritik mineraller, finans ve tedarik zincirlerinde daha büyük stratejik özerklik geliştirmeliyiz. Bu dönüşüm anlaşılır bir şey. Kendini besleyemeyen, enerji, kaynağı olmayam ya da savunamayan bir ülkenin seçenekleri azdır. Kurallar sizi korumuyorsa kendinizi korumalısınız. Ama bunun bizi nereye götüreceğini net görelim. Kalelerle korunan  dünya daha yoksul, daha kırılgan ve daha az sürdürülebilir olacaktır.

Ve bir başka gerçek: Büyük güçler kurallar ve değerler kavramını retorik olarak bile terk edip güç ve çıkarlarının sınırsız peşine düşerse, ‘hesap kitap siyaseti”nden elde edilen kazanımların kopyalanması da zorlaşır.

Hegemonik güçler ilişkilerini sonsuza dek paraya çeviremez. Müttefikler belirsizliğe karşı kendilerini çeşitlendirecek, sigortalar yaratmaya çalışacak, seçeneklerini artıracaktır. Bu, egemenliği yeniden inşa eder – eskiden kurallara dayalı olan egemenlik artık baskıya dayanma yeteneğine çıpalanır.

Klasik risk yönetimi elbette bedel ödemeyi gerektirir, ama stratejik özerklik ve egemenlik maliyeti paylaşılabilir. Dayanıklılık için kolektif yatırım yapmak herkesin kendi kalesini inşa etmesinden ucuzdur. Ortak standartlar parçalanmayı azaltır. Tamamlayıcılık pozitif toplam yaratır.

Kanada ve onun gibi orta güçler için soru şu değil: Yeni gerçekliğe uyum sağlayacak mıyız? Sağlayacağız. Soru şu: Sadece daha yüksek duvarlar mı öreceğiz, yoksa daha iddialı bir şey yapabilir miyiz?

Kanada uyanış çağrısını ilk duyanlardan oldu ve bu bizi stratejik duruşumuzu temelden değiştirmeye yöneltti.

Kanadalılar, coğrafyamızın ve ittifak üyeliklerimizin otomatik olarak refah ve güvenlik getireceği eski rahat varsayımının artık geçerli olmadığını biliyor.

Yeni yaklaşımımız Alexander Stubb’ın ‘değer temelli gerçekçilik’ dediği şeye dayanıyor – ya da başka bir deyişle, ilkeli ve pragmatik olmayı hedefliyor.

Temel değerlere bağlılıkta ilkeli: Egemenlik ve toprak bütünlüğü, BM Şartı’yla uyumlu olmadıkça kuvvet kullanımının yasaklanması, insan haklarına saygı.

Pragmatik olarak: İlerleme genellikle aşamalıdır, çıkarlar ayrışır, her ortağımız bizim değerlerimizi paylaşmaz.

Dünyayı olduğu gibi, açık gözlerle, stratejik olarak geniş bir şekilde ele alıyoruz. İstediğimiz dünya için beklemiyoruz, olduğumuz dünyayla aktif olarak var oluyoruz.

İlişkilerimizi değerlerimizle uyumlu derinlikte kalibre ediyor yani ince ayara tabi tutuyoruz. Dünya düzeninin akışkanlığı, bu akışkanlığın riskleri ve sonraki aşamaların yüksek riskleri nedeniyle etkiyi maksimize etmek için geniş angajmanlar önceliğimiz olacaktır.

Artık sadece değerlerimizin gücüne değil, gücümüzün değerine de güveniyoruz. Bu gücü içeride inşa ediyoruz.

Hükümetimiz göreve geldiğinden beri gelir, sermaye kazancı ve iş yatırımlarındaki vergileri düşürdük, eyaletler arası ticaretin tüm federal engellerini kaldırdık ve enerji, yapay zekâ, kritik mineraller, yeni ticaret koridorları ve daha fazlasında trilyon dolarlık yatırımı hızlandırıyoruz. Savunma harcamalarımızı 2030’a kadar ikiye katlıyoruz ve bunu yerli sanayimizi güçlendirecek şekilde yapıyoruz.

Dışarıda hızla çeşitleniyoruz. Avrupa Birliği ile kapsamlı stratejik ortaklık imzaladık, Avrupa’nın savunma tedarik düzenlemeleri SAFE’e katıldık.,

Son altı ayda dört kıtada on iki yeni ticaret ve güvenlik anlaşması imzaladık. Geçtiğimiz günlerde Çin ve Katar ile yeni stratejik ortaklıklar sonuçlandırdık. Hindistan, ASEAN, Tayland, Filipinler, Mercosur ile serbest ticaret anlaşmaları müzakere ediyoruz. Küresel sorunları çözmek için değişken geometri izliyoruz – farklı konular için farklı koalisyonlar, değerler ve çıkarlar temelinde konum alıyoruz.

Ukrayna’da Gönüllü Koalisyon’un çekirdek üyesi ve kişi başı en büyük katkı verenlerinden biriyiz. Arktik bölgesinin egemenliğinde Grönland ve Danimarka ile tam dayanışma içindeyiz, Grönland’ın geleceğini belirleme haklarını tamamen destekliyoruz.

5. Maddeye olan  taahhüdümüz sarsılmayacaktır. NATO müttefiklerimizle (Nordik Baltık 8 grubu dahil) Kanada’nın ufuk aşırı  radarı, denizaltı, uçak ve sahada asker yatırımlarıyla ittifakın kuzey ve batı kanatlarını daha da güvence altına almak için çalışıyoruz.

Grönland üzerindeki  gümrük tarife yaptırımlarına şiddetle karşıyız ve Arktik’te güvenlik ve refah için ortak hedeflere odaklanmış görüşme çağrısı yapıyoruz. Çok taraflı ticarette Trans-Pasifik Ortaklığı ile Avrupa Birliği arasında köprü kurma çabalarını destekliyoruz; 1,5 milyar kişilik yeni bir ticaret bloğu yaratıyoruz.

Kritik minerallerde G7 temelli alıcı kulüpleri kuruyoruz ki dünya yoğunlaşmış arz tekellerinden korunsun. Yapay zekâda benzer düşünen demokrasilerle işbirliği yaparak sonunda hegemonlar ile  yüksek ölçekli şirketler arasında seçim yapmak zorunda kalmayacağız.

Bu naif bir çok taraflılık değil. Zayıflamış kurumlara bel bağlamak da değil. Sorun bazında, yeterince ortak zemini olan ortaklarla işleyen koalisyonlar inşa ediyoruz.

Bazı durumlarda bu çoğunluk ülkeler olacak. Ve ticaret, yatırım, kültür üzerinden gelecekteki zorluklar ve fırsatlar için yararlanabileceğimiz yoğun bir bağlantı ağı yaratıyoruz.

Orta güçler birlikte hareket etmeli, çünkü masada değilseniz menüdesiniz. Büyük güçler yalnız gidebilir. Pazar büyüklükleri, askeri kapasiteleri, baskı kurma yetenekleri var. Orta güçlerin yok. Ama bir hegemonla sadece ikili müzakere edersek bu  zayıflıktan kaynaklanır. Sunulanı kabul ederiz. En uyumlu olmak için birbirimizle yarışırız.Bu egemenlik değidir. Sözde egemenlik gösterisi yaparken boyun eğmektir.

Büyük güç rekabeti dünyasında arada kalan ülkelerin iki seçeneği var: Birbirleriyle daha sevilen bağımlı   olmak için yarışmak ya da etki yaratacak üçüncü bir yol oluşturmak için birleşmek.

Sert gücün yükselişi bizi meşruiyet, dürüstlük ve kuralların gücünün– eğer birlikte kullanmayı seçersek- hâlâ güçlü olacağı gerçeğini görmezden gelmeye itmemeli.

Bu bizi Havel’e geri getiriyor.Orta güçlerin ‘gerçek içinde yaşaması’ ne anlama gelir? Gerçeği adlandırmak anlamına gelir. ‘Kurallara dayalı uluslararası düzen’i hâlâ reklam edildiği gibi sözde işliyormuş gibi adlandırmayı bırakın. Sistemi olduğu gibi adlandırın: Büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı en güçlülerin ekonomik entegrasyonu zorlama silahı olarak kullandığı bir dönem.

Bu şekilde davranmak tutarlı olmak anlamına gelir. Müttefiklere ve rakiplere aynı standartları uygulamalıyız.

Orta güçler bir yönden ekonomik baskıyı eleştirirken diğer yönden sessiz kalırsa tabelayı vitrinde tutmaya devam ediyor demektir.

İddiamız inandığımızı inşa etmektir.

Eski düzenin geri gelmesini beklemek yerine gerçekten işleyen kurumlar ve anlaşmalar yaratmalıyız. Ve zorlamayı mümkün kılan kaldıraçları azaltmalıyız.

Güçlü bir iç ekonomi her hükümetin önceliği olmalı. Uluslararası çeşitlendirme sadece ekonomik ihtiyat değil; dürüst dış politikanın maddi temelidir. Ülkeler, misilleme karşısında kırılganlıklarını azaltarak ilkeli duruş hakkını kazanabilir.

Kanada dünyanın istediği şeylere sahip :

Enerji süper gücü.

Muazzam kritik mineral rezervleri.

Dünyanın en eğitimli nüfusu.

En büyük ve en sofistike emeklilik fonları. Sermaye, yetenek ve kararlı hareket edebilecek muazzam mali kapasiteye sahip bir hükümet.

Ve birçoklarının arzuladığı değerler.

Kanada işleyen bir çoğulcu toplum. Kamusal alanımız gürültülü, çeşitli ve özgür. Kanadalılar sürdürülebilirliğe bağlı. Dünyanın istikrarsız olduğu bir dönemde istikrarlı, güvenilir ve uzun vadeli ilişkilere değer veren bir ortak.

Kanada’nın bir şeyi daha var: Olup biteni fark etme ve buna göre hareket etme kararlılığı. Bu kopuşun sadece uyumdan fazlasını gerektirdiğini anlıyoruz. Dünyayı olduğu gibi dürüstçe adlandırmayı gerektiriyor. Biz tabelayı vitrinden çıkarıyoruz.Eski düzen geri gelmeyecek. Onun için  yas tutmamalıyız. Nostalji bir strateji değildir.

Ama bu kırılmadan daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebiliriz. Bu, kalelerle korunan dünyadan en çok kaybedecek ve gerçek işbirliği dünyasından en çok kazanacak orta güçlerin görevidir.

Güçlülerin gücü var. Ama bizim de bir şeyimiz var – rol yapmayı bırakma, gerçeği adlandırma, içeride güç inşa etme ve birlikte hareket etme kapasitesi.

Bu Kanada’nın yolu. Bunu açıkça ve kendinden emin bir şekilde seçiyoruz.

Ve bu yol, bizimle birlikte yürümeye istekli her ülkeye açık.”

 

Çeviren: Çağatay Arslan 

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER