Muhalefetin sağ seçmen bilmecesi (2)
SİYASETİmamoğlu davası sadece hukuki bir süreç değil; iktidarın muhalefetin 'sağ-sol sınırlarını ihlal edebilen' en güçlü silahını etkisiz hale getirme operasyonuydu. Veri Enstitüsü'nün araştırmaları, Özgür Özel'in tüm çabalarına rağmen muhafazakâr tabana ulaşmada İmamoğlu kadar mahir olmadığını gösteriyor. Üstelik olası bir 'Kürt seçmen firesi' riski kapıdayken, CHP'nin acilen iktidarın ezberlerini bozacak ve sağ seçmene personasıyla nüfuz edebilecek alternatif bir liderlik denklemine ihtiyacı var.
Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim.
2017 yılındaki anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde elli şartını koyan Erdoğan, elbette Türk sağının temel bir amentüsüne güveniyordu. Buna göre Türkiye, nüfusunun çoğunluğu dini ve milli değerlere kökten bağlı olan özünde sağcı bir ülkeydi. Böyle bir sistemde CHP’li bir adayın çoğunluğun teveccühünü alması ancak ciddi bir anomali olabilirdi. Dolayısıyla tüm yetkilerin cumhurbaşkanında toplanması ve o makam için de çoğunluk oyu şartı aranması, sağ partilerin yapısal olarak avantajlı olduğu bir siyasal düzenin kurulması demekti. Erdoğan bu sistemle tek parti iktidarını uzun yıllar garantileyeceğini ve hiçbir siyasi kaygı yaşamaksızın ülkeyi istediği gibi yönetebileceğini düşündü.
Gerçek durum bundan bir nebze farklı oldu. İktidar ile muhalefet arasındaki farkın beklenenden az oluşu küçük partilerin göreli önemini arttırdı ve Erdoğan da yüzde elli oy alabilmek için koalisyon kurmaya mecbur kaldı. Yine de genel hatları itibariyle mevcut sistemin AKP iktidarının değirmenine su taşıdığına, sağdan gelen adaylar için daha konforlu bir siyasal alan sunduğuna kuşku yok. Yaşanan ekonomik krize ve eğitimden sağlığa değin pek çok alanda büyüyen sorunlara karşın Erdoğan’ı hala bir sonraki seçimin en güçlü adayı kılan da bu siyasi kurgu.
Böyle bir tablo karşısında CHP için tek çıkar yol, kendisini sağda konumlayan seçmenlere erişmek ve onların oylarını almak. Aksi durumda sandıktan bir CHP iktidarı çıkması neredeyse imkânsız. Özgür Özel yönetimi tüm çabasına karşın bu konuda yetersiz kalmış görünüyor. Veri Enstitüsü’nün önceki gün yayınladığı veriler de söz konusu yetersizliği bir defa daha ortaya koydu. Seçmen duygularının 19 Mart sonrasındaki değişimine odaklanan çalışmaya göre muhalefet seçmenlerinde İmamoğlu davasının siyasi karakterine dair pek az şüphe var. Ancak diğer seçmen bloklarında davanın hukuki bir süreç olduğu algısı yavaş yavaş yerleşiyor. Güçlü bir muhalefet kimliğine sahip olmayan seçmenlerin, yüzlerce mitinge ve muhalif basının tüm desteğine karşın iktidarın söylemini kısmen de olsa satın almaya başladığı görülüyor. AKP ve MHP seçmenlerinin 19 Mart’ın hemen sonrasında yaşadıkları kafa karışıklığına karşın, bir noktada partilerinin söylemine doğru meyletmelerinin olağan olduğunu elbette söyleyebiliriz. Ancak iktidarı hedefleyen bir partinin yapması gereken tam da hayatın bu olağan akışına çomak sokmak, İmamoğlu davasındaki adaletsizliği bir kaldıraç olarak kullanarak sağ seçmen ile iktidar bloğu arasındaki aidiyeti zayıflatmak olmalı.
Elbette muhalefetteki karar vericiler de bunun farkında. Nitekim bugüne değin muhafazakâr taban ile iktidar arasındaki bağı zayıflatmak ve karşı mahalleden oy alabilmek için pek çok yol denediler. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi ya da olası bir adaylık için Abdullah Gül isminin öne çıkartılması böyle bir arayışın sonucuydu. Bu çabalar beklenen karşılığı üretmeyince bu defa CHP içerisine daha düşük profilli sağ siyasetçileri dahil etme ve parti söyleminde dini ve milli sembollere yoğun biçimde yer verme arayışına gittiler. Kılıçdaroğlu döneminin son seçimi bu yöndeki çabaların zirvesiydi. Seçimlerin ikinci turunda Kemal beyin %47,5 oy aldığı düşünülürse, topyekûn başarısız olduğunu söylemek haksızlık olur. Ancak yeterince başarılı olamadığı ve bir sonraki seçimde CHP’nin daha fazlasını yapmak, daha çok sayıda iktidar seçmeninin oyunu almak zorunda olduğu açık.
Önümüzdeki seçimlerde bu konu belki önceki seçimlerden de daha kritik ve belirleyici olacak. Zira bugüne değin muhalefet bloğunda olduğu varsayılan Kürt oylarının, süregiden çözüm süreci neticesinde iktidara meyletme olasılığı söz konusu. Böyle bir durumda ana muhalefet 2023 seçimlerinde eksik kalan 2,5 puanlık oyu almakla kalmayıp, Kürt seçmenlerden eksilecek desteği de yine sağ seçmenlerin teveccühü ile telafi etmek zorunda kalacak. Bunun yolları üzerine şimdiden kafa yormak ve belirlenen stratejiyi bir an önce uygulamaya geçirmek, bu bağlamda Özel ve arkadaşlarının birinci önceliği olmalı.
Kanımca CHP için sağ seçmene hitap edebilmenin iki yolu var. İlki Kılıçdaroğlu’nun stratejisini devam ettirmek ve partiyi gerek içerisindeki siyasi yüzler bakımından gerekse söylem bakımından sağa çekmek. Ancak bu stratejiyi parti kimliğini kaybetmeden ve mevcut çekirdek seçmenini küstürmeden uygulamak zorundalar. Bu da sağa kayma stratejisinin doğal bir sınırı olduğu ve bir noktadan sonra partiye zarar vereceği anlamına geliyor. 2023’te bu sınıra epey yaklaşılmıştı. Buna rağmen Erdoğan seçimlerde ipi göğüslemeyi başardı. Bugün yine aynı yöntemi denemek ve daha da ileri götürmeye çalışmak seçim başarısını garantilemeyeceği gibi, parti içi konsolidasyonu da tehlikeye atacaktır.
İktidar seçmenlerin oylarını alabilmenin ikinci yolu ise Erdoğan’ın çizdiği bu siyasi koordinat uzayında hareket ederek sağa yanaşmak yerine, bu ayrımı en baştan reddetmek olabilir. Mademki cumhurbaşkanı her seçimde sağ-sol sembolizmi üzerinden kendi desteğini devşiriyor, muhalefetin yapması gereken de ülke seçmenini ikiye ayırdığı varsayılan afaki bu sınırı enine kesen ve söz konusu ayrımı anlamsızlaştıran bir siyasi yaklaşımı ileri sürmek olmalıdır.
Normal şartlarda bunu yapabilmek elbette kolay değil. Çünkü yeni bir söylemi toplumsallaştırmak ve sol-sağ ayrımının yerine geçecek alternatif siyasi kimlikler tesis edebilmek zaman alacaktır. Ancak Türk siyasetinin lider odaklı işleyişi muhalefete burada bir avantaj sağlıyor. Seçmenlerin siyasi aidiyetleri söylemden çok lidere bağlılık üzerinden kurulduğu için, yepyeni bir siyasi anlatının topluma nüfuz etmesini beklemek yerine Erdoğan’ın yaslandığı sol-sağ sembolizmini şahsında anlamsızlaştıran bir lideri öne çıkartmak muhalefet için başarıya giden kestirme bir yol olabilir. Nitekim İmamoğlu’nu özel kılan niteliklerden birisi tam da böyle bir isim olmasıydı. AKP iktidarının geleneksel siyasi kutuplaştırma ezberleri İmamoğlu üzerinde sakil duruyor, seçmen gözünde ikna edici olamıyordu. Ekrem başkanın AKP karşısında tekrar tekrar kazandığı seçimlerin sırrını biraz da burada görmek gerek. Ancak İmamoğlu’nun siyaset yapmasının engellendiği bir ortamda öne çıkan Özel figürünü aynı paralelde değerlendirmek mümkün değil. Zira CHP genel başkanı parti içinde ve tabanda çok sevilmesine karşın, iktidarın alışık olduğu, iyi tanıdığı bir siyasetçi tipi. 19 Mart’tan bu yana geçen süre Özel’in muhafazakâr tabana ulaşma konusunda İmamoğlu kadar mahir olmadığını ortaya koyuyor. Bu durumda ana muhalefet partisinin ihtiyacı İmamoğlu’nun yerini doldurabilecek, sol-sağ ayrımını salt personası ile işlevsizleştiren bir alternatif adayı öne çıkarmak ve iktidar seçmenine onun aracılığı ile seslenmek olmalı.
İlginizi Çekebilir