© Yeni Arayış

Lise mezunu profesör

Kâinatın ne kadar suçu varsa Ekrem İmamoğlu’na yüklemeye karar verdiklerinde konuların tamamen dışında bir kadın, bu absürdite içinde mesleki kariyerinin sona ereceğini aklının ucuna getiremezdi. Galatasaray Üniversitesi’nin Sorbonne doktoralı profesörlerinden biriydi. Gelgelelim, İmamoğlu’nun diploması iptal edilince onunla birlikte yatay geçiş hakkını kullanan Prof. Naciye Aylin Ataay Saybaşılı da kendini bir anda lise mezunu buluverdi. Böylece, Sorbonne’dan doktoralı lise mezunu bir akademisyenimiz oldu. Bu da bizim dünya akademisine özgün bir katkımız olarak telakki edilebilir.

Bizim dönemimizde üniversite okumak bir ayrıcalıktı. Öyle her yerde üniversite bulunmazdı. Hele küçük şehirlerin hiçbirinde olmazdı -bazılarında lise bile yoktu. Ama üniversitelerde iyi bir eğitim vardı, her bölümün hikmetinden sual edilemeyen hocaları olurdu, sınıfta, kantinde, avluda ciddi tartışmalar yaşanırdı.

Ben öyle büyük politik kamplaşmaların içinde olmadım hiç. Sağcılık bana sığ geldi, iktisat talebesi olarak solculuğun piyasayı yok sayışına bir türlü akıl erdiremedim -üstelik, hocalarımızın büyük bölümü Marksizme yakındı. Velhasıl, işte böyle arafta kaldım, daha doğrusu bir şekilde kalmayı becerebildim.

Narin de eczacılığı bitirdi, diplomasını aldı, kendi yerini açana kadar bir-iki eczanede çalıştı… Daha sonra, Mert de mühendis olarak göğsümüzü kabarttı. Pelin’le de üniversitede tanıştılar. Hiç koleje gitmedim ben, Narin de gitmedi, devlet okullarında okuduk; anadolu lisesini kazanamasaydı Mert’i göndermeyi düşünüyorduk ama bereket sınavı kazandı.

Sonra âlem değişiverdi.

Önce nitelik git gide erimeye yüz tuttu. Derken bu döneme geldik, eskinin bütün kurumları kayboldu. Ne anadolu liseleri kaldı, ne fen liseleri ne süper liseler. Mert küçük olsa herhalde Narin’le dişimizden kovuğumuzdan artırdığımızı özel okullara vermek mecburiyetinde kalacaktık.

Şimdilerde her yerde bir üniversite var. Süpermarketler gibi köşeyi döndüğünde bir yenisi karşına çıkıyor. Akademik niteliğin kalmadığı herkesin malumu. Haberlere bakıyorum, bir senede 4 bin kişi profesör olmuş mesela. Ya da kişiye özel bir günlük yasa çıkarılarak hak etmeyen biri rektör yapılmış. Kişiye özel çıkan işe alım ilanları ya da akademik nepotizmin artık haber değeri kalmadı.

Günün sonunda geldiğimiz yer dünyada ciddiye alınan bir üniversitemiz kalmayışı oldu. Boğaziçi’nin başına gelen felaketler silsilesi ortada. Ne ODTÜ dayanabildi buna ne İTÜ, palas pandıras aşağı yuvarlanıverdik.

Geçenlerde, dünyanın en muteber üniversitelerinden biri olan Sorbonne’a dair bizim gazetelerde çıkan bir haber içimin daha da kararmasına yol açtı.

Eskilerin çok sevdiğim sözüdür, “kul kurar, kader güler,” derler. Sen kendince hazırlanırsın edersin, her bir şeyi hale yola sokarsın ama omzunun dibinde yaptıklarınla alay eden bir şeyin olduğunu bilmezsin. Tam her şey iyi gidiyor sandığında, sabah bir uyanırsın ki, onca senenin emeği çoktan uçmuş gitmiş -benim kayınvalide nedense böylesi durumlarda “bir dilim ekmek oldu,” derdi.

Kâinatın ne kadar suçu varsa Ekrem İmamoğlu’na yüklemeye karar verdiklerinde konuların tamamen dışında bir kadın, bu absürdite içinde mesleki kariyerinin sona ereceğini aklının ucuna getiremezdi. Galatasaray Üniversitesi’nin Sorbonne doktoralı profesörlerinden biriydi. Gelgelelim, İmamoğlu’nun diploması iptal edilince onunla birlikte yatay geçiş hakkını kullanan Prof. Naciye Aylin Ataay Saybaşılı da kendini bir anda lise mezunu buluverdi. Böylece, Sorbonne’dan doktoralı lise mezunu bir akademisyenimiz oldu. Bu da bizim dünya akademisine özgün bir katkımız olarak telakki edilebilir.

İşin daha matrak kısmı, bu yatay geçişin bir okul, fakülte ya da seneyle sınırlı olmadığı halde sadece İmamoğlu’yla birlikte İstanbul Üniversitesi’ne geçenlerin diplomalarının iptal edilmesiydi. O sene başka bir üniversiteye geçse ya da bir sene sonra bu hakkını kullansa bugün hâlâ Galatasaray’da hocalık yapıyordu. Ama yanlış zamanda yanlış yerde olmanın bedelini ödemek durumunda kaldı. Usulsüzlük -o da varsa şayet- sadece İmamoğlu ile dönemdaş olmaktı.

Aylin Hanım işin peşini bırakmamış, gitmiş Sorbonne’a, doktoralı bir akademisyen mi yoksa lise mezunu bir sahtekâr mı olduğu ortaya çıksın istemiş, belgelerini vermiş. Sorbonne, kararı “oybirliğiyle” almış: Doktoranın geçerli olduğuna…

İşte akademi bu halde; aynı anda, hem Türkiye’de lise mezunu hem de Sorbonne’dan doktoralı olabilirsin. Öte yandan, Sorbonne doktoralı olarak Türkiye’de hiçbir değer görmeyebilirsin de.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER