Kürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine
SİYASETKürtlerin varlığı ve demokrasiyi ilerletmek yönündeki talepleri Türkiye’nin avantajlı iktidar elitlerini rahatsız ediyor. Çünkü Kürtlerin demokratik talepleri, mevcut sistemde, tıpkı diğer demokratik sivil toplum kuruluşlarının, sendikalar ve meslek odalarının talepleri gibi bir işlev görüyor. Bu da iktidarın Kürtler konusundaki tavrını büyük ölçüde açıklayan bir durum.
Her ne kadar öyle görünüyorsa da “Kürt sorunu” Türkiye için bir “beka sorunu” değil, iktidarın eğer demokratik seçimler yapılacaksa Kürtler nedeniyle kaybedeceği korkusudur. Yani konu Türkiye’nin Ali-menfaatleriyle değil bir avuç siyasi ve ekonomik elitin korkularıyla ilgilidir.
İçinde bulunduğumuz “demokrasi” anlayışı doğrudan seçimlere odaklanmış, iddiası öyle olsa bile toplumla doğrudan değil “temsilciler” aracılığıyla ilişkilenen bir yönetim biçimi haline gelmiş durumda. Bu nedenle de artık “Nasıl bir demokrasi?” sorusu ciddi bir konu haline gelmiştir.
Bugün her ülkenin “zenginler kulübünü” temsil eden yapısı ile ve Trump gibi tuhaf liderler ve inanılmaz servetlere sahip teknoloji baronları çıkarıyor olması ile demokrasinin büyüsünün kaybolduğu “dünyanın zenginler kulüplerinin liderlerini” toplayan Davos’taki konuşmalara bile yansımış durumda.
Bütün bu nedenlerle Rojava deneyimi “Nasıl bir demokrasi?” sorusunu cevaplamaya çalışan alternatif bir demokrasi deneyimiydi. Fikriyatını Öcalan’ın oluşturduğu demokratik bir yerel yönetim modeli olarak varlığını sürdürdü taa ki Suriye’nin IŞİD’den bozma ortaçağ kafalı birilerinin ABD, İsrail ve Türkiye’nin destekleriyle sonlandırana kadar. (Doğrusu Rojava’da tam olarak neler olduğunu bilmiyorum. Umarım varolmaya devam eder).
Rojava’nın varolan ve adına hala “demokrasi” dediğimiz yönetim biçimine karşı meydan okuyan varlığı çoğu ülkeyi tedirgin ediyordu. Tamam! Bu modelin tartışılması gereken bir çok yanı vardı kuşkusuz. Tıpkı Arjantin’de ve Brezilya’da denenmiş olan “kooperatif” modellerinde olduğu gibi. Ama bir arayış olarak bile Rojava çok önemli bir girişimdi. Umarım öyle olmaya da devam eder.
Demek istediğim bugünün dünyasında demokrasiler toplumların “avantajlılarına” hizmet eden “dezavantajlılarıyla” da kavga eden bir yapıya dönüşmüş durumda. Bu nedenle de demokrasi idealine uygun gelişmeler onlar için rahatsız edici gelişmeler olarak görülüyor. Örneğin, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, meslek odaları gibi girişimler toplumun “avantajlı” iktidar elitlerini hep rahatsız eden girişimlerdir.
İşte tam da bu nedenle Kürtlerin varlığı ve demokrasiyi ilerletmek yönündeki talepleri Türkiye’nin avantajlı iktidar elitlerini rahatsız ediyor. Çünkü Kürtlerin demokratik talepleri, mevcut sistemde, tıpkı diğer demokratik sivil toplum kuruluşlarının, sendikalar ve meslek odalarının talepleri gibi bir işlev görüyor. Bu da iktidarın Kürtler konusundaki tavrını büyük ölçüde açıklayan bir durum.
Ama toplumların nasıl evrimleşeceği büyük ölçüde hangi siyasi görüşlerin rıza üretmede daha başarılı olacağına bağlıdır. Bu da demokratik bir ülkede yaşamak isteyen herkesin önümüzdeki günlerde, Kürtlerin varlığıyla ilgili kötü söz söyleyenlere inat, onların tıpkı kendimizin içinde olduğu demokrasi mücadelesinin bir parçası olduklarını hatırlayarak davranması ülkenin bu tuhaf “demokrasiden” kurtulmasını sağlayacak değerli bir yaklaşım olacaktır.
İlginizi Çekebilir