© Yeni Arayış

İslamabad’da tıkanan barış: Yeni belirsizlikler

İslamabad’da 21 saat süren kritik görüşmelerden sonuç çıkmadı; barış umutları yerini derin bir belirsizliğe bıraktı. ABD Başkanı Trump’ın ilan ettiği askeri zafer, sahada İran’ın siyasi direnci ve Hürmüz Boğazı üzerindeki hamleleriyle sarsılırken, küresel hegemonyanın sınırları da net bir şekilde görünür

Dünya, cumartesi günü adeta nefesini tuttu. ABD–İsrail–İran savaşının 40. gününde ilan edilen ateşkesin ardından, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da ABD ile İran arasında yürütülen müzakerelerin sonuçları merakla bekleniyordu.

Müzakere toplantısı açıklandığı ilk saatlerden itibaren televizyon ekranlarında ve gazete köşelerinde “savaşı kim kazandı?” tartışmaları erken ve kesin ifadelerle yapılmaya başlandı.

İslamabad’da 21 saat süren görüşmelerin ardından ise herhangi bir anlaşma sağlanamadı ve müzakere sona erdi. ABD heyeti Pakistan’dan ayrıldı. Masadan barış çıkmadı. Açıkçası, çıkmasını beklemek de gerçekçi değildi.

Tarafların ilk açıklamaları, müzakerelerin geleceğine dair belirsizliği artırdı. ABD heyeti başkanı ve Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’ın Washington’ın şartlarını kabul etmeyi reddettiğini belirtti ve görüşmelerin tıkanma nedeninin “İran’ın nükleer silah üretmeyeceğine dair kesin bir taahhüt vermemesi” olduğunu ifade etti. ABD heyetinin “nihai ve en iyi” tekliflerini sunduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ise daha taraflar masada buluşmadan savaşın kazananının ABD olduğunu ilan etmişti. Büyük bir askeri başarı elde ettiklerini duyurdu. Görüşme sonrasında da bir anlaşmaya varılmasının kendisi için önemli olmadığını ve İran’ı askeri olarak mağlup ettiklerini savundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise görüşmelerin güvensizlik atmosferinde gerçekleştiğini belirterek, tek oturumda anlaşmaya varılmasının beklenmemesi gerektiğini ifade etti. İran’ın Pakistan ve bölgedeki diğer ülkelerle temaslarını sürdüreceğini söyledi.

İran medyasına göre, görüşmelerde Hürmüz Boğazı ve nükleer materyallerin ülke dışına çıkarılması gibi kritik başlıklar öne çıktı.

Her şeyden önce, savaşın en önemli taraflarından biri olan İsrail müzakerelere dahil edilmemişti. Üstelik ateşkesin ilk saatlerinden itibaren Lübnan’ın ateşkes kapsamı dışında olduğu iddiası, sürecin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. İsrail, Lübnan’daki Hizbullah hedeflerine yönelik hava saldırılarını sürdürürken, Başbakan Netanyahu savaşın henüz bitmediği mesajını verdi.

Barış görüşmelerinin arabulucusu Pakistan ise ABD ve İran’ı ateşkes taahhütlerine uymaya ve kalıcı barış için çaba göstermeye çağırdı.

Şimdi herkes şu sorulara yanıt arıyor: İslamabad’da masada ne oldu ve bundan sonra ne olacak?

Konuya yalnızca askeri bilanço üzerinden bakmak yanıltıcı olur. Asıl mesele, ortaya çıkan siyasal tablodur.

ABD ve İsrail, İran’a savaş açarken ileri sürdükleri gerekçeler açısından somut bir sonuç elde edemeden müzakere masasına oturmak zorunda kaldı. Bu durumu ortaya çıkaran birçok faktör bulunuyor. Bunlardan biri, Trump yönetimi içinde yükselen itirazlar ve çekincelerdi.

Bir diğer neden ise savaşın plansız ve yanlış hesaplarla başlatılmış olmasıdır. Bu durum, ABD’nin küresel hegemonya hedefleri açısından yeni sorunlar üretmeye başladı ve tarihsel müttefikleriyle ilişkilerini zorladı.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden geliştirdiği hamlelerin enerji, ekonomi ve finans alanlarında yarattığı etkiler, savaşa zorunlu bir ara verilmesini beraberinde getirdi.

ABD’den Zorunlu Mola

28 Şubat 2026’da başlayan saldırılarla birlikte Orta Doğu merkezli, küresel etkileri olan yeni bir enerji savaşı ortaya çıktı. 8 Nisan itibarıyla bu savaşa iki haftalık bir ara verildi.

ABD ve İsrail, büyük bir yıkım kapasitesine sahip olduklarını gösterdi. Ancak bu askeri gücü kalıcı bir siyasi sonuca dönüştürmenin zorluğu da ortaya çıktı.

Bu süreçte ABD’nin küresel ölçekte zor kullanma kapasitesinin sınırı daha net görünür oldu. . Buna rağmen saldırı ve tehditlerin sürmesi, ABD’nin küresel etkisini daha da zayıflatacak  ve güven üretme kapasitesini aşındıracaktı.

İran ise ağır yıkıma rağmen teslim olmayarak siyasi açıdan önemli bir direnç göstermiş oldu. İran rejimi, ABD–İsrail’in üstün askeri gücü karşısında ülkedeki yıkımı engelleyemedi; ancak teslim de olmayarak siyasi açıdan önemli bir direnç sergiledi. Bu durum, İran açısından sınırlı da olsa bir pozitif bir hava oluşturdu.

Kapitalist emperyalist sistemin kendi kurallarını dahi zorlayan bir biçimde İsrail ile birlikte İran’a savaş açan ABD Başkanı Trump’ın, iki haftalık ateşkes sürecinde içine düştüğü zor durumu toparlayabilecek bir kapasite ve zihniyete sahip olduğu söylenemez.

Trump, ABD’nin sarsılmaz olduğunu düşündüğü küresel gücüne güvenerek, İsrail ile birlikte tüm dünyayı sarsan ve Orta Doğu’yu ateş altına alan bir savaş başlattı. Yanıldığı ortaya çıktı.

Şimdilik nasıl tornistan edeceğine karar vermiş değil. Bu nedenle ateşkes süreci içinde ya da sonrasında savaşın yeniden başlaması ihtimali oldukça yüksektir.

Enerji taşımacılığı açısından kritik önemde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması oldu. Ve yeni statüsü etrafında ilk raunttun nasıl sonuçlanacağı savaşın yeni döneminin gidişatına ilişkin ilk işaret olacak. İran elindeki en önemli kozu saldırmazlık güvencesi alana kadar tutmak isteyecek. ABD ise müttefiklerini az da olsa yumuşatacak bir sonuca bir an önce ulaşmak istiyor. 

Bundan sonrası

Artık hiçbir şeyin Trump için eskisi kadar kolay olmayacağı da açıktır. Müttefikleri, bölge ülkeleri ve kendi seçmeni nezdinde itibarı ciddi biçimde zedelenmiş durumdadır.

ABD’nin aynı tutumu ve politikaları sürdürmesi,  saldırılarına ve tehditlerine devam etmesi, küresel etkisini daha da zayıflatabilir. Bu rıza üretme kapasitesinin aşınması anlamına gelecektir. 10 Nisan’daki İslamabad toplantısında ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in de bunu yakından görmüş ve hissetmiş olması muhtemeldir.

İran açısından ise mevcut durumu korumak dahi bir “kazanım” olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık ABD ve İsrail’in yeni bir siyasi anlatıya ihtiyacı bulunmaktadır.

Trump’ın temel motivasyonu, düşük maliyetli bir çıkışla bir zafer hikâyesi üretmekti. Bundan sonra belirleyici olacak olan, İran ile müzakerelerin sürdürülüp sürdürülmeyeceği ve İsrail’in bu sürece nasıl dahil edileceğidir.

28 Şubat’ta başlayan bu savaş, birçok yerleşik kabulü sarstı. Yeni küresel güç dengelerinin şekillendiği bu dönemde, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıkça görülmektedir. Dünya, çok katmanlı ve derin bir belirsizlik sürecine girmiştir.

 

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER