Hukukun iflası: 2026 başlarken Kiev, Gazze ve Karakas bize ne anlatıyor?
DIŞ POLİTİKA2026’ya girerken aslında bir dönemin bitişini izliyoruz. Hukuk, artık zayıfları koruyan bir kalkan olmaktan çıktı. Güçlülerin rakiplerini dövmek için kullandığı bir sopaya dönüştü. Dostlar söz konusu olunca görmezden gelinen, düşmanlar söz konusu olunca en ince detayına kadar işletilen bir mekanizma bu.
2026’nın kapısını araladığımızda yüzümüze çarpan rüzgâr hiç de hayra alamet esmiyor. Dünyanın üç ayrı ucundan üç fotoğraf karesi, sanki sözleşmiş gibi masanın üzerine düşüyor. Donbas’ın ayazında füzelerle karanlığa gömülen şehirlerin silueti, Gazze’de taş üstünde taş kalmamış o hayalet mahalleler ve Karakas’tan yükselen sisli darbe dumanları.
Bu üç kareye bakıp kafanızı çeviremezsiniz. Çünkü hepsi birleşip boğazımıza düğümlenen o soruyu haykırıyor: Bizim “uluslararası hukuk” dediğimiz o kutsal metinler, aslında kimin çıkarlarını koruyan birer kâğıt parçası?
Ukrayna: Mahkeme Celbi mi, Balistik Füze mi?
Ukrayna dosyasını açalım. Ocak ayının ilk haftasında Rusya, kışın en sert günlerinde “enerji vanalarını” füzelerle kapattı. Ülkenin batısındaki o kritik tesisler vurulurken, aslında hedef alınan sadece trafolar değildi. Moskova, milyonlarca insanı dondurucu soğukla baş başa bırakarak Batı’nın sabrını test ediyor.
Birleşmiş Milletler buna “kış krizi” diyor. Oysa sahadaki durum kriz kelimesiyle açıklanamayacak kadar vahim. Sivillerin donarak ölme riskiyle burun buruna gelmesi, Cenevre Sözleşmeleri’nin o süslü maddelerinin sahada hiçbir hükmünün kalmadığını yüzümüze vuruyor.
Hatırlayın, Lahey’deki savcılar daha geçen yıl Rus liderliği için yakalama kararları çıkarmıştı. “Çocukları kaçırmak savaş suçudur” demişlerdi. Peki sonuç? O kararlar Kremlin’in duvarlarını aşıp bir tek tankı durdurabildi mi? Hayır.
Burada acı bir gerçekle yüzleşiyoruz. Hukuk, nükleer bir gücün karşısında çaresiz bir seyirciye dönüşüyor. Mahkeme salonlarındaki o gür sesli yargıçlar, sahadaki generallerin hamleleri karşısında fısıltı gibi kalıyor. Meşruiyet dediğimiz kavram, füzelerin gürültüsü arasında eriyip gidiyor.
Gazze: Kelimelerin Tükendiği Yer
Gazze’ye döndüğümüzde ise hukukun dili tutuluyor, vicdanı ise çoktan enkazın altında kaldı. Aylardır süren bombardıman bir şehri haritadan sildi. On binlerce sivil hayatını kaybetti. Raporlarda geçen “kıyametvari koşullar” ifadesi bile orada yaşanan cehennemi anlatmaya yetmiyor.
Uzmanlar “soykırım riski” diyor, “insanlığa karşı suç” diyor. Ama bu terimler, açlıktan ölen çocukların karnını doyurmuyor. Lahey’deki yüksek mahkeme “önlem alın” diye ara kararlar verdi. İnsani yardımın önünü açın dedi.
Sahadaki gerçeklik ise bu kararlarla alay ediyor. Yardım tırları sınırlarda çürütülürken, bombardıman uçakları sortilerine devam ediyor. Hukukun en üst mercii “dur” diyor, sahadaki güç “devam” diyor.
Gazze örneği, uluslararası sistemin maskesini indiren en sert tokat oldu. “Kurallar herkes içindir” yalanı, Gazze’nin tozlu ve kanlı sokaklarında son nefesini verdi. Artık kimse bize hukukun evrenselliğinden bahsetmesin.
Venezuela: “Arka Bahçe”de Kurallar Değişir
Ve Venezuela... Burası işin renginin tamamen değiştiği yer. Savaş hukuku falan değil, burada düpedüz orman kanunları devrede. Yeni yıla girerken Karakas’ta yaşananlar, “rejim değişikliği” operasyonunun ders kitaplarına girecek türden bir örneği.
Devlet başkanının paketlenip ülke dışına çıkarılması, enerji hatlarına el konulması... Gerekçe ne? Demokrasi, güvenlik, uyuşturucuyla mücadele. Kulağa hoş geliyor. Ama altını kazıdığınızda petrol kokusu ve “nüfuz alanı” hırsı fışkırıyor.
İki asırlık Monroe Doktrini, 2026 model bir kılıfla geri döndü. “Burası benim arka bahçem, burada benim borum öter” diyen bir güç gösterisi bu. Ukrayna’da “egemenlik kutsaldır” diye dünyayı ayağa kaldıranlar, konu Latin Amerika olunca egemenliği teferruat sayıyor.
İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Hukuk, coğrafyasına göre esneyen, bükülen, işine gelmeyince rafa kaldırılan bir lastiğe dönüştü. Karakas’taki operasyon, “egemen eşitlik” ilkesinin tabutuna çakılan son çivi oldu.
Çifte Standart Artık Sır Değil
Bu üç fotoğrafı yan yana koyduğunuzda, sahnelenen oyunun tutarsızlığı gözünüzü alıyor. Ukrayna’da sivil altyapı vurulunca dünya ayağa kalkıyor, “barbarlık” manşetleri atılıyor ve yaptırımlar peş peşe sıralanıyor. Aynı suçlar Gazze’de işlenince birdenbire “meşru müdafaa” kalkanı devreye giriyor ve hukuk sus pus oluyor. Venezuela’da ise seçilmiş bir iktidarı devirmek için yapılan askeri hamlenin adı “demokrasi inşası” olarak parlatılıyor.
Bu açık tutarsızlık, Küresel Güney’in sinir uçlarına dokunuyor. Afrika’dan Asya’ya kadar milyarlarca insan bu tiyatroyu izliyor ve notunu veriyor. İnsanlar haklı olarak soruyor: “Ukraynalının egemenliği kutsal metinlerde yazıyor da Filistinlinin veya Venezuelalınınki neden dipnot muamelesi görüyor?”
Hukukun failin kimliğine göre tarife değiştirmesi, Batı merkezli düzenin inandırıcılığını kemiriyor. Kuralların kişiye ve coğrafyaya özel uygulanması, o meşhur evrensellik iddiasını da tarihin çöp sepetine atıyor.
Jeopolitik Kırılma ve Rakiplerin Fırsatı
İşte tam bu noktada Pekin ve Moskova, ellerini ovuşturarak bu tabloyu izliyor. Batı’nın kendi yazdığı kuralları müttefikleri veya çıkarları söz konusu olduğunda esnetmesi, onlara muazzam bir manevra alanı açıyor. Sistemin sahiplerinin yarattığı bu boşluk, çok kutupluluk isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor.
Rusya ve Çin, resmî açıklamalarında sürekli “uluslararası hukuka saygı” ve “iç işlerine karışmama” vurgusu yaparak Batı’yı kendi silahıyla vuruyor. “Bakın” diyorlar, “Sizin düzeniniz adalet değil, düpedüz tahakküm üzerine kurulu.” Bu söylem, egemenliklerine düşkün olan Küresel Güney başkentlerinde her geçen gün daha fazla alıcı buluyor.
Mevcut sistemin kusurları, artık rakiplerin elinde güçlü bir siyasi koza dönüşmüş durumda. Batı’nın kendi değerleriyle çelişmesi, dünyanın geri kalanını alternatif arayışlara itiyor.
Sonuç: Hukukun Cenaze Töreni
Sözün özü, 2026’ya girerken aslında bir dönemin bitişini izliyoruz. Hukuk, artık zayıfları koruyan bir kalkan olmaktan çıktı. Güçlülerin rakiplerini dövmek için kullandığı bir sopaya dönüştü. Dostlar söz konusu olunca görmezden gelinen, düşmanlar söz konusu olunca en ince detayına kadar işletilen bir mekanizma bu.
Bu çifte standart, sistemin kolonlarını çatlatıyor. Binalar yeniden yapılır, şehirler kurulur. Ama kaybolan adalet duygusu ve meşruiyet kolay kolay geri gelmez.
Önümüzdeki o üç fotoğrafa iyi bakın. Orada gördüğünüz sadece yıkım değil. Orada, kendi koyduğu kuralları kendi elleriyle boğan bir medeniyetin tükenişi var. Ve korkarım ki, hukukun cenaze namazı, savaşın o karanlık gölgesinde çoktan kılındı.
İlginizi Çekebilir