© Yeni Arayış

Gemi

Her gemi yanaştığında yeşeren bir umut, her kalabalık dağıldığında ayaklar altında ezilen sarı laleler... Kimini, neyini beklediğini zamana yenik düşerek unutan bir adamın rıhtımdaki sessiz direnişi. Beklemenin, kayboluşun ve hiç gelmeyecek olanın acısını çekmenin o derin, melankolik öyküsü...

Onu görecekti bilmem kaç yılın ardından. Ellerini sıkı sıkı tutacak, sonsuz kez öpecekti. Denizleri kıskandıracak mavilerinde kaybolacaktı. Tam üç dakika sonra gemiden inecekti. Her onsuzluğa kapıldığı anı, dökülen gözyaşlarını hiç yaşanmamışçasına silecekti. Biliyordu ki, onu gördüğü dakika yaşananlar ve yaşanacaklar adeta yok olacak; geriye yalnızca o kalacaktı. Her şeyden daha net, daha gerçek.

Yağmur çiseliyordu. Üzerindeki ceketi çıkardı ve onun için aldığı çiçeklerin üzerine dikkatlice örttü.

—Her gün mü gelir buraya?

—Her gün.

—Ne yapar peki?

—Şimdi ne yapıyorsa onu yapar. Oturur öyle.

—Sadece oturur mu yani?

Balıkçı derin bir nefes çekti. Çattık, diye düşündü. “Bu adamın derdi nedir, yalnız biçareyi ne diye merak eder?”

— Bekler.

— Neyi? Kimi?

— Onu ben bilmem. Gemileri seyreder. İnenlere bakar, yüz yüz inceler. Birini ararcasına dikkatli. Bazı bazı kalkar yolcuların arasında dolanır. Sonra banka geri oturur, öyle içli içli ağlar.

— Akşamları eve gidip sabah erkenden de gelir o zaman?

Adam, gence kanlanmış gözleriyle sertçe, bıkkınca baktı.

— Gemi seferlerinin çok olduğu geceler burda, bankta yatar. Her gemiyi seyreder, inenlerin arasında birini arar gözleri.

Genç, balıkçıyı rahat bırakması gerektiğini anlayarak teşekkür etti. Bankı görebileceği bir yere oturdu ve gözlemlemeye başladı.

Tıpkı balıkçının anlattığı gibi de oldu. Gemi kıyıya yanaşınca adam çiçek demetini alıp yerinden kalktı. Kalabalığın içinde birini aramaya başladı, baktığı her yüzün aradığı kişiye ait olmadığını fark edişinde paniğe kapılıyordu.

Yağmur şiddetlendi. Onu bulmak için koşuştururken çiçekleri farkına varmaksızın birer birer yere düşürüyordu. Sarıları pis, kara suya bulanan laleler; ayaklar altında ezilmişti. O yoktu.

Gemi limana dönüyordu. O da ağlayarak banka geri oturdu. Sırılsıklam olmuştu, şüphesiz üşütecekti. Nefessiz kalana, soğuktan titreyene değin ağladı. Biliyordu,gemi yine gelecekti. Hatta belki bir sonrakinden o da inecekti. Ama o kadar uzun süredir bekliyordu ki, neyi; kimi beklediğini unutmuş, zamana yenilmişti. Bekleyişlerin esiri olmuş, ufalmıştı.

Genç adam yerinden fırladı. “Kendinin ötesinde bir hikayesi var. Öyle ki bu herkesçe bilinmeli. Bir köşede çürümesine, yitip gitmesine izin verilmemeli.”

Hayat koca bir bekleyişten ibaret. Birini, bir şeyi, hiç gelmemiş ya da gelmeyecek olan. Bazen de hisleri özlemek… Hiç sahip olmadığın bir şeyin acısını çekmek gibi. Kalbindeki sızı, gözündeki yaş ve bir parça yalnızlık… Beklemek, beklemek, beklemek… Yorulsan da, kahrolsan da, bilinmezliklerden daralsan da beklemek. Derin bir nefes al ve sakinleş. Önünde uzun yıllar var sabırla beklenecek.

Unutulan ruhlardan olduk şimdi. Yaşananları bir düş gibi bizden dışarıya üfleyip, çekip aldılar. Ufukta birkaç kayboluş ve varoluş. Bulanık, üstü tozlu. Yağmur önce hafifledi. Her gözyaşı kurur. Sonra dindi.

Güneş doğdu. Balıkçılar denize açılıyor, rıhtım hareketli. Yine bir şeyi, birini bekliyor. Belki de bir sonraki gemiyi…

                             

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER