CHP için çıkış ‘iç cephe’yi güçlendirmek geçiyor
SİYASETCHP lideri Özel ve yönetimin atacağı çok daha önemli bir adım var. Bu da, parti içinde Meclis'teki milletvekillerinden büyükşehirler başta olmak üzere belediye başkanlarına, geçmiş dönem belediye başkanlarından parti teşkilatlarına kadar geniş bir düzlemde tüm kırgınlarla, küskünlerle samimi bir kucaklaşma ve helalleşmedir. Yani Cumhur İttifakı söylemi ile söylersek CHP’nin dışardan gelecek tüm yargısal hamlelere karşı en büyük gücü partinin “iç cephe”sini tahkim etmesi olacaktır.
Hafta başında gerçekleştirdiğim iki günlük Ankara ziyaretine çok şey sığdırmaya çalıştım.
Mesleğimiz -ya da mesleki deformasyon- gereği olsa konuştuğumuz insanların çoğunluğu siyasetçi oldu.
Bu görüşmelerde, siyasetin kalbi olan Ankara’dan gördüklerini dinleme imkanı oldu.
Siyasetçilerin -ve gazetecilerin de- ana gündemi kuşkusuz İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olması, bu atamanın anlamı ve olası sonuçları üzerine idi. Özellikle de CHP’lilerin.
Bu atamanın somut sonuçlarından birini dün medyaya yansıyan İmamoğlu’na yönelik ziyaretçi kısıtlaması ile gördük. Nitekim kendisi, görev gelmesini takip eden günde Silivri’ye yapılan ziyaretler ve mektuplar konusunda; “bu konuda yasal boşluk var” açıklamasında bulunmuştu. İmamoğlu’na yönelik başlatılan kısıtlama bu boşluğu doldurma gayreti olsa gerek.
Siyasetçilerin en büyük endişesi Gürlek’in bakan olması ile bir bütün olarak CHP’ye karşı yargısal hamlelere girişecek olması.
YENİDEN MUTLAK BUTLAN MI?
Kulislerde en çok konuşulan konuların başında yerel mahkemede reddedilen mutlak butlan davası geliyor.
Davanın görüldüğü ilgili Bölge İdare Mahkemesi’nin, davanın taraflarından kurultay delege listesi istemesi haberleri, bu davanın konuşulmaya başlamasına yol açan başka neden.
Mutlak butlan davası, 4-5 Kasım 2023’te gerçekleşen 38. Olağan Kurultay’ın geçersiz yani mutlak butlan sayılması için açılmış davaydı. Dava 4. duruşma sonrasında yerel mahkemede reddedilmişti. Dava şu anda üst mahkeme olan istinafta.
Kulislerde yerel mahkeme kararının istinaf mahkemesinde bozulma olasılığını olduğu ve bunun da önümüzdeki aylara açıklanabileceği konuşuluyor.
Peki tehlike bununla sınırlı mı?
Görünen o ki değil.
Konuştuğum siyasetçiler –ve gazeteciler- uzak bir olasılık olsa da CHP’ye yönelik kapatma davası açılmasını da ihtimal dahilinde görüyorlar.
Buna gerekçe olarak da İBB İddianamesinde yer alan bir detayı hatırlatıyorlar.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı İBB İddianamesinde Başsavcılık, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe ile bilgi vermişti.
İddianamede, İBB’nin geliştirdiği “İstanbul Senin” adlı mobil uygulama ile kentte seçmen verilerinin Büyükşehir Belediyesi ve iştirakleri tarafından usulsüz bir şekilde toplandığı ve paylaşıldığı iddia edilmiş; bunun Anayasa 68. ve 69. maddeleri ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu kapsamında değerlendirilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe ile paylaşıldığı bilgisi var.
Başsavcılık tarafından gönderilen bu dilekçenin sonucunu bilmiyoruz ama, başsavcılığın referans verdiği Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleri siyasi partilerin kuruluşunu, yükümlülüklerini ve kapatılmalarını düzenleyen bir madde.
Bakalım iddianameyi hazırlayan yeni bakan, bu konuda bir adım atacak mı?
HEP TÜRBÜLANSTA OLAN BİR CHP İSTENİYOR
Bunu bilmiyoruz ama bildiğimiz şu; İmamoğlu’ndan sonra CHP Genel Merkez ve yönetimi de iktidar blokunun hedefinde olacak.
Peki neden?
Mevcut yönetimi görevden almak mı, yoksa partiyi kapatmak mı?
Ben bu ve benzer sorulara “evet” cevabını vermenin zor olduğunu düşünüyorum.
CHP lideri Özgür Özel’in mutlak butlan davası ile ilgili tespitini burada hatırlatmak isterim. Özel bu davanın, sonuç olmak üzere değil sürece yayarak partiyi sürekli gündemde tutarak ona güven duyulmasını önleme amaçlı olduğunu söylüyordu mealen.
Bu doğru bir tespitti.
Üstelik bu sadece mutlak butlan davası ile değil, İBB Davası ile de, olası kapatma davasıyla da hedeflenen CHP’yi kamuoyunda “sürekli türbülansta olan bir parti” olarak göstermek. Böylece partinin doğal seçmeninden çok, potansiyel seçmenlerini de partiden uzak tutmayı hedefliyor.
Sonuçta Erdoğan, CHP’nin bugünkü siyaseti üzerinden değil, partinin geçmişi (özellikle tek parti dönemi) üzerinden inşa ettiği hayali korkularla kendi tabanını konsolide etti. Bunu bitirmek değil sürdürmek istiyor.
Bu yüzden sık sık kültürel kimlik, yaşam tarzı üzerinden fay hatlarını sürekli canlı tutuyor.
O yüzden kapatılmış bir CHP değil, sürekli türbülansta olan bir CHP isteyecektir.
Özetle Erdoğan, CHP’yi seçmen gözünde, “oy verilmez”, “oy verilse de iktidar olamaz” algısı oluşturmak isteniyor.
Bunu da yargısal süreçlerle yapmaya çalışacak.
CHP NE YAPMALI?
Yukarıdaki tabloyu veri olarak aldığımızda CHP ne yapmalı ya da ne yaparsa kendine yönelik bu baskılardan kurtulabilir?
Bunun birbirine bağlı üç yolu var.
İlki güçlü, güçlü olduğu kadar ülkeye yönetebileceği konusunda toplumu ikna edebilmesi. Bu da kamuoyu araştırmalarında AK Parti ile başa baş ya da az farkla önde olmakla değil en az 4-5 puan önde olmasıyla gerçekçi bir seçenek haline gelebilir.
Yani ilk koşul kamuoyu desteğini büyütmektir.
İkincisi; partiye yönelik en kötü seçeneği göz önüne alarak, gerekirse CHP’ye alternatif bir parti kurmayı da gündeme almalıdır.
Bu seçenek, siyaseten CHP’yi kapatmak ya da tasfiye etmek için değil, tam tersine CHP’ye sürekli türbülansta göstermek, onu siyaseten felç etmek isteyen hamlelere karşı durmak içindir.
Bu seçenek, konuştuğum siyasiler için tahayyülü en zor olandı. Sonuçta CHP, sadece bir parti değil, Cumhuriyeti kuran ve Atatürk’ün iki mirasından birisi. Yani sadece kurumsal varlığı değil, tarihsel geçmişi de pek çok siyasetçi için değerli.
Ve son olarak CHP lideri Özel ve yönetimin atacağı çok daha önemli bir adım var. Bu da, parti içinde Meclis'teki milletvekillerinden büyükşehirler başta olmak üzere belediye başkanlarına, geçmiş dönem belediye başkanlarından parti teşkilatlarına kadar geniş bir düzlemde tüm kırgınlarla, küskünlerle samimi bir kucaklaşma ve helalleşmedir. Yani Cumhur İttifakı söylemi ile söylersek CHP’nin dışardan gelecek tüm yargısal hamlelere karşı en büyük gücü partinin “iç cephe”sini tahkim etmesi olacaktır.
Partinin bu aşamada en çok ihtiyacı olan içerde böylesine büyük bir kucaklaşma ve helalleşmedir.
Ve bu kucaklaşma ve helalleşme, önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu da kapsamalıdır.
CHP’nin iktidar olma yolunda önceliği yargısal operasyonlardan kurtulmaktır. Bunu da ancak kendi içinde güçlü bir birliktelikle sağlayabilir.
Siyasiler için hele liderler için bazı adımları atmanın zorluğunu onları tanıyan bir gazeteci olarak farkındayım. Ama büyük siyasetçi olmak da zor zamanlara böylesine adımları atmaktan geçiyor.
İlginizi Çekebilir