© Yeni Arayış

​​​​​​​Canavarlar zamanında mıyız?

hangi dönem olursa olsun her yeni dönem sıfırdan başlayan bir oyun değildir. Herkes o döneme, sahip olduğu güçlerle girer ve bu güçler belirleyici olur. 1945 sonrası kurulan uluslararası düzende de bu böyle oldu. Burada sorun belirsizlik değil, bu belirsizlikte yeni düzene kim(ler)in karar verdiği. Bu açıdan  hem Carney’in “orta güçler” çağrısını hem de Fink’in “halk masada yok” isyanını tek bir çizgide buluşturuyor.

Her yıl ocak ayında gerçekleşen ve dünyanın en önemli isimlerinin katıldığı Davos, bu kez her zamankinden daha çok gündemde. Bunun nedeni Trump ile başlayan belirsizlik dönemi mi, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan büyük siyasal değişimler mi, yapay zekânın giderek hayatımızda daha çok yer kaplayarak gündelik hayatımızdaki soru işaretlerini artırması mı, yoksa başka nedenler mi?

Cevap ne olursa olsun, çok açık ki tek başına hiçbir cevap yaşananı açıklamakta yeterli olmayacaktır.

Bu yıl Davos’a damga vuran birkaç konuşma oldu.

Bunlardan ilki Kanada Başbakanı Mark Carney’indi. Yeni Arayış olarak biz dâhil pek çok internet sitesi bu konuşmayı Türkçeye çevirip yayımlama ihtiyacı duyduk.

Carney ne dedi?

“Şirketlerin ve ülkelerin tabelalarını indirme zamanı geldi. On yıllardır Kanada gibi ülkeler, kurallara dayalı uluslararası düzen dediğimiz düzen altında refah içinde yaşadık. Kurumlarına katıldık, ilkelerini övdük, öngörülebilirliğinden yararlandık. Bu düzenin koruması altında değer temelli dış politikalar izleyebildik.

Uluslararası kurallara dayalı düzen hikâyesinin kısmen yalan olduğunu biliyorduk. En güçlülerin işlerine geldiğinde kendilerini muaf tuttuklarını, ticaret kurallarının asimetrik uygulandığını, uluslararası hukukun sanık ya da mağdurun kimliğine göre farklı titizlikte işletildiğini biliyorduk.

Bu kurgu faydalıydı ve özellikle Amerikan hegemonyası kamusal fayda sağlıyordu: Açık deniz yolları, istikrarlı finans sistemi, kolektif güvenlik ve uyuşmazlık çözüm çerçeveleri.

Orta güçler birlikte hareket etmeli, çünkü masada değilseniz menüdesiniz. Büyük güçler yalnız gidebilir. Pazar büyüklükleri, askerî kapasiteleri, baskı kurma yetenekleri var. Orta güçlerin yok.

Orta güçlerin ‘gerçek içinde yaşaması’ ne anlama gelir? Gerçeği adlandırmak anlamına gelir. ‘Kurallara dayalı uluslararası düzen’i hâlâ reklam edildiği gibi işliyormuş gibi adlandırmayı bırakın. Sistemi olduğu gibi adlandırın: Büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı, en güçlülerin ekonomik entegrasyonu zorlama silahı olarak kullandığı bir dönem.

Kanada’nın bir şeyi daha var: Olup biteni fark etme ve buna göre hareket etme kararlılığı. Bu kopuşun sadece uyumdan fazlasını gerektirdiğini anlıyoruz. Dünyayı olduğu gibi dürüstçe adlandırmayı gerektiriyor. Biz tabelayı vitrinden çıkarıyoruz. Eski düzen geri gelmeyecek. Onun için yas tutmamalıyız. Nostalji bir strateji değildir.

Ama bu kırılmadan daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebiliriz. Bu, kalelerle korunan dünyadan en çok kaybedecek ve gerçek iş birliği dünyasından en çok kazanacak orta güçlerin görevidir.

Güçlülerin gücü var. Ama bizim de bir şeyimiz var: Rol yapmayı bırakma, gerçeği adlandırma, içeride güç inşa etme ve birlikte hareket etme kapasitesi.

Bu Kanada’nın yolu. Bunu açıkça ve kendinden emin bir şekilde seçiyoruz.

Ve bu yol, bizimle birlikte yürümeye istekli her ülkeye açık.”

Carney, açık biçimde kendi ülkesini de içine koyduğu orta büyüklükteki ülkeleri birlik olmaya davet ediyor. Ancak bunu yaparken de herkesi gerçekçi olmaya ve en önemlisi de siyaseten güçlü olmaya çağırıyor.

Davos’ta önemli konuşma yapan sadece Carney değildi.

Önemli ama daha da önemlisi bir uyarıyı BlackRock CEO’su Larry Fink yaptı. Fink, “Sistem 30 yıldır halka hiçbir şey vermedi. Şimdi de yapay zekâ, beyaz yakalıları yutmaya geliyor! Kapitalizmin son büyük faciasına hazırlanın!” dedi.

Bu uyarıyı, yönettiği varlıkların toplamı 11 trilyon doları aşan bir isim yapıyor. Fink, konuşmasında kapitalizmin Soğuk Savaş’tan bu yana tarihinin en büyük sınavıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, sistemin bu gidişle sınıfta kalacağı uyarısında bulundu.

Fink şöyle dedi:

“Berlin Duvarı 1989’da yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı. Ancak bu zenginlik, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine girdi. Bu kadar adaletsiz bir dağılıma hiçbir toplum uzun süre dayanamaz; eninde sonunda sistem çatırdar.

Küreselleşme fabrikadaki işçiyi nasıl vurduysa, yapay zekâ da şimdi aynısını ofis çalışanlarına, avukatlara ve finansal analistlere yapacak. Bu gelecekten değil, bugünden bahsediyorum!

Burada Davos’ta toplanmış bir grup elit, herkesin dünyasını şekillendirmeye çalışıyor. Ama esas darbeyi yiyecek olan halkın bu masada sandalyesi bile yok.

Sistemin tamamen çökmemesi için tek bir yol var: Halkı büyümenin kurbanı ya da sadece izleyicisi olmaktan çıkarıp, bu yeni zenginliğin ortağı hâline getirmek zorundayız. Aksi hâlde, adaletsizliğin yarattığı öfke tüm dünyayı saracak.”

Bu iki konuşma, birbirini tamamlaması açısından değerli. Carney, ülkeleri ortaya çıkan belirsizliği aşmak için ortak hareket etmeye davet ederken; Fink ise kapitalist sistemin kurtuluşunun yaratılan kârın daha adil dağıtılmasında olduğunu söylüyor.

Bu açıdan bakıldığında iki konuşmanın ortak özelliği, yeni bir döneme girdiğimize işaret etmeleri.

Ve bu dönemin temel nosyonu kuşkusuz belirsizliktir.

Belirsizliğin hâkim olduğu bir ortamda yeni düzen, gücü olanın her şeyi yapabildiği bir gelecek olabilir. Ancak bu, aynı zamanda insanlıktan çıkılmış bir dönemi de işaret eder.

Bunun alternatifi ise gücü olanların sistemi belirlediği bir düzen değil; herkesin eşit katılabildiği, güçlülerin de denetlenebildiği bir denge ve denetim sisteminin kurulabilmesine bağlıdır.

Bunu yapabilmenin yolu ise her ülkenin kendi imkân ve güçleri oranında siyaset üretebilmesine bağlıdır.

Ve en önemlisi, hangi dönem olursa olsun her yeni dönem sıfırdan başlayan bir oyun değildir. Herkes o döneme, sahip olduğu güçlerle girer ve bu güçler belirleyici olur. 1945 sonrası kurulan uluslararası düzende de bu böyle oldu.

Burada sorun belirsizlik değil, bu belirsizlikte yeni düzene kim(ler)in karar verdiği.

Bu açıdan  hem Carney’in “orta güçler” çağrısını hem de Fink’in “halk masada yok” isyanını tek bir çizgide buluşturuyor.

Yazıyı bitirirken Gramsci’nin sözünü tekrar analım:

“Eski olan ölürken, yeni olan henüz doğmamışsa, canavarların zamanı yaşanır.”

Evet o zamanlardan geçiyoruz...

 

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER