Blöfün ardında, Donald Trump İran’la bir barış anlaşmasına acilen ihtiyaç duyuyor: İşte bir çözüm*
ÇEVİRİSonuç olarak, bu planın ya da herhangi bir planın kabul edilmesi için üç koşulun mutlaka yerine gelmesi gerekiyor. Birincisi, yalnızca İran değil, Washington da uzlaşmalara gitmelidir. İkincisi, Trump 22 Nisan ateşkes süresini uzatmalı ve bu kadar karmaşık görüşmelerin zaman aldığını kabul etmelidir. Üçüncüsü, İsrail’in İran’a yapacağı bir saldırı her şeyi rayından çıkarabilir. Görüşmeler devam ederken Trump, Netanyahu’nun elini tutmalıdır.
İslamabad görüşmelerinin, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttükleri savaşı bitirememesi hiç şaşırtıcı değildi. Zira Washington’un 15 maddelik teklifi ile Tahran’ın 10 maddelik karşı teklifi arasında çok büyük farklar vardı.
İran’ın uranyum zenginleştirmesini sınırlayan 2015 Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA), müzakere edilmesi iki yıldan fazla süren ve kökleri aslında 2003’e dayanan bir anlaşmaydı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise nükleer sorunu ve birkaç başka konuyu içeren müzakereler için Islamabad’da bir tam günden az zaman geçirdi.
Şaşırtıcı olan, Vance’in başarısızlık için yaptığı açıklama oldu: İran, ABD tarafından sunulan şartları reddetti. Oysa Amerikan tarafı şartları dikte edebilecek konumda değildi, çünkü 8 Nisan ateşkesinin yürürlüğe girmesinden sonra İran kararlı duruşunu korumuştu.
Ancak Vance, patronu Donald Trump gibi, İranlıların yenildiğine ve ABD’nin geri adım atmak zorunda olmadığına inanıyor gibiydi. Vance’in dönüşünün ardından Trump, alışıldık tarzıyla el yükseltti ve İran limanlarına girip çıkan tüm gemiler için Hürmüz Boğazı üzerinden deniz ablukası ilan etti.
Abluka bir savaş eylemidir, dolayısıyla durum zaten tehlikeli. İran, petrol ihracatının engellenmesine karşılık ABD’ye bağlı Körfez monarşilerinin enerji altyapısına saldırma tehdidini yerine getirirse işler çok daha kötüye gidebilir. Bu da petrol, dizel, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve diğer kritik emtiaların fiyatlarını yükseltecektir.
Trump İran’a yeniden saldırabilir ve İsrail muhtemelen onu takip eder. Tam kapsamlı savaş geri döner. Bu yüzden görüşmelere yeniden başlamak gerekiyor.
Peki bundan sonra ne olacak? Neyse ki iki taraf da daha fazla müzakereyi tamamen dışlamış değil. Üstelik Pakistan ve Mısır gibi arabulucular, Tahran ile Washington arasındaki uçurumu kapatmak için perde arkasında yoğun şekilde çalışıyor. Hem Tahran’ın hem Washington’un yeniden savaşı önlemek için sebepleri var.
Trump, daha fazla savaşın, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve ekibinin “provokasyonsuz bir İran savaşının rejimi devireceği” yönündeki kesin güvencelerini kabul ederek kazdığı çukuru derinleştireceğini biliyor.
Enflasyon yükseliyor, zaten düşük olan anket rakamları daha da düşüyor ve ara seçimler yaklaşıyor. İran korkunç bir saldırıya dayanabildi, ancak mücadele yeniden başlarsa uğradığı muazzam hasar daha da artacak, yeniden inşayı zorlaştıracak ve geçmişte kitlesel huzursuzluğu tetikleyen ekonomik sıkıntıları uzatacaktır.
Bu koşullar yenilenmiş diplomasi için elverişli, ancak bunun için uygulanabilir bir çerçeve gerekiyor. Benim önerdiğim çerçeve her şeyi kapsadığını iddia etmiyor mesela İran’ın balistik füze programı hâlâ çözülmemiş bir konu ama uyuşmazlığın merkezindeki temel meseleleri ele alıyor.
Öncelikle, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf olarak sahip olduğu, barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkını tanıması gerekiyor. Zenginleştirme, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) güvenceleri altında %3,67 ile sınırlandırılmalı (ki bu zaten 2015 JCPOA limitiydi), elektronik ve yerinde UAEA denetimi yapılmalı ve İran’ın santrifüj parçaları sökülüp depolanmalı.
İran daha da ileri giderek, Washington’un istediği 20 yıllık moratoryuma razı olmadan, teklif ettiği beş yıllık maksimum sürenin ötesinde tüm zenginleştirmeyi durdurabileceğini belirtebilir.
Trump 2018’de JCPOA’dan çekildikten sonra Tahran, anlaşmayla kaldırılan yaptırımların yeniden (hatta daha da sıkılaştırılarak) uygulanması nedeniyle kendini zenginleştirme limitleriyle bağlı hissetmedi. İran şu anda 440 kg %60 zenginleştirilmiş uranyuma sahip. ABD, bunun tamamının kaldırılmasında ısrar etmek yerine, denetimli olarak seyreltilmesini (down-blending) kabul edebilir. Zenginleştirme anlaşması 20 yıl süreyle yürürlükte kalabilir ve yenilenebilir.
Çerçeve, İran’ın nükleer silah geliştirmemesi yönünde yazılı bir taahhütte bulunmasını öngörüyor. Bu, 28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırısında öldürülen merhum Ayetullah Ali Hamaney’in talimatıyla uyumlu. İran hükümeti sık sık bu talimata atıf yapıyor, dolayısıyla nükleer silahsızlık taahhütü vermesi de olası.
Hamaney’in ölümünden sonra İran Dışişleri Bakanı, Tahran’ın konumunda büyük bir değişiklik beklemediğini söylemişti. Ancak Hamaney’in oğlu ve halefi Müçteba, babasının yasağını yeniden teyit ederken; ABD ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri tarafından garanti altına alınacak paralel şekilde İsrail’in de İran’a asla nükleer saldırı başlatmayacağı güvencesi sağlanabilir.
İsrail ve ABD tarafından bir yıl içinde iki kez saldırıya uğradıktan sonra İran’ın nükleer silahlardan vazgeçmekte tereddüt etmesi anlaşılabilir. İşte bu yüzden çerçevenin diğer kısımları güçlü teşvikler içeriyor.
İran, ABD’nin asla ödemeyeceği savaş tazminatı talebinden vazgeçmeli. Karşılığında ABD, birincil ve ikincil yaptırımları tamamen kaldırmalı ve donmuş tüm İran varlıkları serbest bırakılmalı.
İran ayrıca, Hürmüz Boğazı’ndan geçen her petrol tankeri için 2 milyon dolar (£1,5 milyon) geçiş ücreti alma hakkını elde etmeli tabii ki bunun için Tahran’ın da geçiş hakkına saygı gösterme taahhüdünde bulunması ve Rusya ve Çin dahil bölge ve uluslararası bir koalisyon tarafından garanti sağlanması gerekecektir.
Körfez monarşileri, ABD’nin İran’da büyük yıkım yaratmak için üslerini kullanmasına izin verdiğine göre, Tahran’ın ekonomik yeniden inşa için kaynak talep etmesi mantıksız değil. Ayrıca geçiş ücreti düzenlemesi, tarafsız bir otorite tarafından tahmin edilecek yeniden inşa maliyetleri karşılandığında sona erecek ve İran’ın kendi önerdiği gibi, boğazın diğer tarafındaki Umman ile paylaşılacaktır.
ABD ve İran, yasama organları tarafından onaylanan ve bir BM Güvenlik Konseyi kararına bağlanan bir saldırmazlık paktı imzalamalıdır. İran, ABD silahlı kuvvetlerinin Orta Doğu’dan tamamen çekilmesi gibi ulaşılmaz talebinden vazgeçmelidir. Ancak saldırmazlık paktı bu tavizi telafi edecek ve Tahran ile Körfez devletleri benzer anlaşmalar imzalayabilecektir.
Sonuç olarak, bu planın ya da herhangi bir planın kabul edilmesi için üç koşulun mutlaka yerine gelmesi gerekiyor.
Birincisi, yalnızca İran değil, Washington da uzlaşmalara gitmelidir.
İkincisi, Trump 22 Nisan ateşkes süresini uzatmalı ve bu kadar karmaşık görüşmelerin zaman aldığını kabul etmelidir.
Üçüncüsü, İsrail’in İran’a yapacağı bir saldırı her şeyi rayından çıkarabilir. Görüşmeler devam ederken Trump, Netanyahu’nun elini tutmalıdır.
* Rajan Menon (New York Şehir Üniversitesi Powell School’da uluslararası ilişkiler profesörü ve Columbia Üniversitesi Saltzman Savaş ve Barış Çalışmaları Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisidir)
Çeviren: Çağatay Arslan
Orijinal Bağlantı: https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/apr/16/donald-trump-peace-deal-iran-washington-tehran-deadline
İlginizi Çekebilir