Türkiye’nin enflasyon sorunu, son yıllarda yapısal kırılganlıklar ile kısa vadeli politika tercihlerinin birleşmesi sonucu kronikleşmiştir. Döviz kuruna yüksek bağımlı üretim yapısı, ithal girdi oranının fazlalığı ve enerji fiyat şokları maliyet enflasyonunu sürekli beslemektedir. Buna ek olarak, genişlemeci maliye politikaları ve uzun süre uygulanan düşük faiz yaklaşımı iç talebi artırmış, fiyatlar genel seviyesini yukarı çekmiştir. Enflasyon beklentilerinin bozulması ise fiyatlama davranışlarını kalıcı biçimde etkilemiştir.
İkinci olarak, para politikasının kredibilite kaybı enflasyonun yerleşmesinde kritik rol oynamıştır. Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı hedefinden uzaklaşması ve politika öngörülebilirliğinin azalması, TL’nin değer kaybını hızlandırmış, bu da kur geçişkenliği yoluyla enflasyonu derinleştirmiştir. Türkiye gibi açık ekonomilerde döviz kuru hareketleri doğrudan tüketici fiyatlarına yansımakta, bu durum ücret–fiyat sarmalını tetikleyerek enflasyonu daha dirençli hale getirmektedir.
Üçüncü olarak, verimlilik artışının zayıf olması ve arz yönlü problemler enflasyonu yapısal bir karaktere büründürmektedir. Tarımda planlama eksikliği, lojistik maliyetlerin yüksekliği ve sanayide teknoloji yoğun üretimin sınırlı kalması arz kısıtlarını artırmaktadır. Bu ortamda büyüme büyük ölçüde kredi genişlemesine dayandığı için talep artışı üretim kapasitesini aşmakta, sonuçta fiyatlar yükselmektedir. Bu durum sürdürülebilir olmayan bir büyüme–enflasyon döngüsünü beslemektedir.
Çözüm tarafında öncelikle güçlü ve bağımsız bir para politikası çerçevesi tesis edilmelidir. Enflasyonla mücadelede politika faizinin temel araç olarak kullanılması, sade ve şeffaf iletişimle desteklenmesi gereklidir. Maliye politikası ise harcama disipliniyle uyumlu hale getirilmeli, bütçe açıkları kontrol altında tutulmalıdır. Ayrıca kur riskini azaltacak rezerv politikaları ve sermaye girişlerini teşvik eden güven ortamı oluşturulmalıdır.
Son olarak, kalıcı başarı için yapısal reformlar kaçınılmazdır. Üretimde yerli ara malı payının artırılması, tarımda verimliliğin yükseltilmesi, eğitim–teknoloji yatırımlarının güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğünü pekiştiren kurumsal reformlar enflasyonla mücadelenin uzun vadeli ayağını oluşturur. Ancak bu şekilde Türkiye, yüksek enflasyon sarmalından çıkıp fiyat istikrarını sağlayabilir ve sağlıklı, kapsayıcı bir büyüme patikasına girebilir.




























Yorum Yazın