Önceki gün CHP’nin düzenlediği “Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı”na katılmış ve salondan izlenim yazmıştım. Yazıda ifade ettiğim görüşleri, yeniden başladığımız ve dün yayınlanan YouTube yayınında da ifade ettim.
Hem yazıda hem de yayında konferansın neden önemli olduğunu ifade ettim. Açıkçası bunu bir kez daha ifade etmek isterim.
Konferansı benim için önemli kılan, hem konuşmacılar hem de katılımcılar bağlamında sahip olduğu “çoğulculuktu”.
Bu sadece iktidar bloku üyeleri hariç siyasi çoğulculuk değil, ondan daha önemli olan toplumsal çoğulculuğun o salonda bir araya gelmesiydi.
Konuşmacılardan da katılımcılardan da çokça insan, ilk defa CHP’nin bir etkinliğine katılmış ve salondan memnun ayrılmıştır.
Bu siyasi ve toplumsal çoğulculuğu artırarak sürdürmek, CHP’nin meydanlarda verdiği siyasi mücadelenin kamusal alandaki yansıması olacaktır.
EKSİK YOK MUYDU?
Medyadan takip etme imkânınız olmuştur, ki bana da benzer sorular geldi: “Konferansın hiç eksiği yok muydu?” diye.
Elbette hatasız kul olmayacağı gibi, mükemmel olan zaten daha doğmamıştır. O yüzden her şeyin mutlaka birden çok eksiği vardır.
Burada bütün mesele, bu eksiğin nasıl okunduğuyla ilgilidir.
Ben de salonda eksiklikler gördüm.
Gördüğüm en büyük eksiklik; konferansı düzenleyen CHP’lilerin, CHP elitlerinin ilgisinin az olmasıydı.
En başta, adı konmadan Kürt sorununun pek çok veçhesinin konuşulduğu böylesine önemli bir toplantıda, CHP’nin Mecliste kurulan komisyonda olan üyelerinin biri (Sezgin Tanrıkulu) hariç hiçbirisinin olmaması açıkçası izaha muhtaçtır.
Aynı şekilde CHP’nin parti üst düzey yöneticilerinin ve İstanbul’da ilçe başkanı düzeyindeki katılımın az olması da bir zafiyettir.
Sonuçta, konferanstaki çoğulculukla tüm CHP’lilerin tanışması önemliydi.
Bunu dün toplantıyı düzenleyen ekipte olanlarla konuştum ve ifade ettiğim katılımın neden düşük olduğunu sordum. Bana; “konuyla ilgili herkesin davet edildiğini, bazılarının ‘geleceğim’ dediği hâlde gelmediğini, bazı komisyon üyelerinin yurt dışında olduğunu” söylediler.
Bunun dışında; “bazı yöneticilerin dün Çorum’da gerçekleşen miting ve bu hafta depremin yıl dönümünde bölgede yapılacak çalışmalar için sahada oldukları için katılmadıklarını” paylaştılar.
TÜRKİYE KADAR CHP İÇİ İTTİFAK DA ÖNEMLİDİR
Bu açıklama benim için yeterli olsa da, bu tartışma bağlamında bazı uyarıları yazmak durumundayım.
14 Mayıs 2023 milletvekili seçiminde seçilen milletvekilleri hâlen görevde.
4-5 Kasım 2023’te yapılan kurultay yapıldı. CHP Meclis Grubu Başkanı Özgür Özel, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu ikinci tur oylamada yenip yeni genel başkan seçildi.
İtiraf edelim ki, CHP Meclis Grubu başta olmak üzere az da olsa örgütlerde hâlâ Kılıçdaroğlu’na yakın olan isimlerin olması muhtemeldir. Ve bu da siyaseten normaldir ve yok gibi davranmak da kendini kandırmak olur. Ancak kendini CHP’li olarak tanımlayan herkesin şu an lideri Özgür Özel’dir.
Bu yüzden de Özel’e lider olarak önemli bir sorumluluk düşmektedir. Bu sorumluluk da parti içi kucaklaşmayı “tam” olarak sağlamaktır.
Mesele, 39. Olağan Kurultay’da tüm delegelerin —ki içinde milletvekilleri de var, doğal delege olarak— oyunu almakla kapanmamış olabilir.
Oyda sağlanan ortaklaşmayı siyaseten de sağlamak, yani hedefte de ortaklaştırmak önemlidir.
Türkiye İttifakı’nı siyaseten gerçekleştirmek elbette orta vadede önemli ama bunu daha güçlü yapabilmenin yolu da parti içi "küçük iktidar" alanlarını korumak değil, “partinin iktidar olacağı parti içi ittifakı” sağlamaktan geçtiği unutulmamalıdır.
Tarihi neredeyse bir ay önce belli olan böylesine önemli bir toplantıda, ev sahibi olarak CHP’nin en üst düzeyde katılım sağlaması kamuoyuna çok daha olumlu bir mesaj olacağı dikkate alınmalıydı. Bu katılım sorunu sahiplenmek açısından da önemliydi.
Ben yine de konferansın çoğulculuğunun, CHP için açılım olduğunu, devamlarının gelmesinin önemli olduğunu ifade etmek isterim.
BİR PARANTEZDE İMAMOĞLU İÇİN AÇMAK GEREKİYOR
İmamoğlu, Silivri’de verdiği mesajlarda ve yazdığı yazılarda Türkiye için düşünmeye, üretmeye, yazmaya devam ettiğini çok kez vurgulamıştı.
Konferansa yolladığı konuşma metninde, İmamoğlu’nun Kürt sorunu konusunda hayli çalıştığını söylemek mümkün.
İmamoğlu mesajında Kürt sorununun çözümünde üç ayaklı bir formül önerdi.
Bunları:
Eşit Vatandaşlık: Kürtlerin kimlikleri, dilleri ve kültürleriyle tanınması; resmî dil Türkçe kalmak kaydıyla Kürtçenin okullarda öğretilmesinin ve Kürt tarihinin müfredata girmesinin önünün açılması. Ancak İmamoğlu, “kolektif haklar” veren özel yasalara karşı olduğunu, çözümün üniter yapı içinde hukuksal eşitlikte olduğunu belirtmiştir.
Bölgesel Kardeşlik: Sınırların dışındaki (Irak ve Suriye) Kürtlerin “kardeş” ve “akraba” olarak görülmesi, onların esenliğini ve refahını isteyen bir bölgesel perspektifin geliştirilmesi.
Bölgesel Refah: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu ekonominin dinamosu hâline getirecek yeni bir kalkınma hamlesi; Diyarbakır, Van ve Mardin gibi şehirlerin komşu ülkelerle (Erbil, Süleymaniye, Haseke) ticaretinin önünün açılması,
şeklinde özetledi.
Elbette bunlar geliştirilmeye açık önerilerdir.
Ama şu bir gerçek ki, Türkiye tarihinde hapishaneler sadece iyi edebiyatın, şiirin, romanın yazıldığı yerler olmanın dışında; Türkiye’nin geleceği için düşünen, sorunlara çözümler üretilen mekânlar olarak da anılacaktır.


































Yorum Yazın