Sudan’da savaş bininci gününü geride bıraktı. Gezegenin en büyük yerinden edilme krizine sahne olan ülke, bugün küresel sistemin kıyısında önemsiz bir detaymışçasına geçiştiriliyor. Oysa bu “unutulmuş” cephe, 30 milyonu aşkın insanı yardıma muhtaç kılan, sağlık sistemini çökerten ve açlığı kitlesel bir güvenlik meselesine dönüştüren bir yıkım haritası üretiyor.
Diplomatik yorgunluğun getirdiği bu kanıksama hali, uluslararası toplumun krizleri acil müdahale gerektiren bir yangın yerine kaçınılmaz birer dipnot olarak izlemesine neden oluyor. Sahel’de saldırılar azalmak bir yana ölümcül hale gelirken Güney Sudan’da barış anlaşmasının altı, Jonglei’deki hava bombardımanlarıyla oyuluyor. Orta Afrika ve Kongo havzasında ise çatışma coğrafyası giderek karmaşıklaşıyor.
Bugün Afrika haritasına uzaktan bakanlar için ortada birbirinden kopuk birkaç “iç çatışma” dosyası var gibi görünebilir. Gerçekte ise Sudan’dan Sahel’e uzanan geniş bir hat üzerinde aynı savaş tipinin farklı varyantlarını izliyoruz. Düşük yoğunluklu ama yüksek etkili, zamana yayılan, gündemden kolay düşen fakat bir türlü bitmeyen bir şiddet rejimi bu. Söz konusu rejim kıtadaki devletlerin kırılganlığının ötesinde küresel tedarik zincirlerini, göç rotalarını, enerji ve maden koridorlarını, hatta “yeni dünya düzeni” tartışmalarının gerçek zeminini şekillendiriyor.
Sudan’dan Yayılan Çöküş Rejimi
Sudan’daki savaş klasik anlamda bir “kriz” tanımını aşarak kalıcı bir çöküş düzeni üretti. Savaşın bininci günündeki tablo korkutucu; nüfusun yaklaşık üçte ikisi insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Hartum sokaklarında süren çatışmalar kentin hafızasını silerken eğitimli orta sınıfın göçü ülkenin geleceğini ipotek altına alıyor. 20 milyondan fazla insan sağlık hizmetine erişemezken 21 milyon kişi akut gıda güvensizliğiyle yüz yüze. Sağlık tesislerinin üçte birinden fazlası çalışamaz halde. İnsani yardım erişimi ise sistematik bürokratik engeller ve güvenlik riskleri sebebiyle sürekli tıkanıyor.
Askeri durum bu çöküşü daha da derinleştiriyor. Darfur’da dengeyi bozan ilerleyiş, doğuya sarkan hatlar ve kritik petrol sahalarının hedef haline gelmesi savaşın ekonomik damarları kesen bir karaktere büründüğünü gösteriyor. Heglig gibi kilit sahaların el değiştirmesi Hartum’un gelirlerini ve bölgedeki enerji güvenliğini doğrudan vuruyor. Sudan, Kızıldeniz’den Nil havzasına uzanan geniş alanda hem insani hem jeoekonomik bir risk yayıcıya dönüşmüş durumda.
Güney Sudan ve Jonglei: “Barış Süreci”nin Gölgesindeki Savaş
Haritada biraz güneye inildiğinde, kâğıt üzerinde barış anlaşmasına sahip Güney Sudan’da fiilen yeni bir savaş dalgası göze çarpıyor. Ocak ayında Jonglei Eyaleti’ne yönelik hava saldırıları ve kara çatışmaları birkaç hafta içinde 230 binden fazla insanı yerinden etti. Bu sayı tek bir eyalet için ürkütücü hızla büyüyen bir göç dalgasına işaret ediyor.
Nyirol, Uror, Akobo ve Duk gibi ilçelerde insanlar bombardımanlardan kaçarken insani yardım kuruluşlarının araçlarına ve teçhizatına el konulduğu haberleri geliyor. Bu durum insani alanı giderek daraltıyor. Petrol gelirlerinin kalkınma projeleri yerine silahlanmaya ve yerel elitlerin iktidar mücadelesine harcanması, krizin çözümünü zorlaştıran temel faktörlerin başında geliyor.
Ülke geneline ilişkin güncel veriler nüfusun yaklaşık üçte ikisinin 2026 boyunca yardıma ihtiyaç duyacağını ortaya koyuyor. Siyasal gerilimle iç içe geçmiş silahlı çatışmalar, yerel milis mobilizasyonu ve topluluklar arası şiddet Güney Sudan’daki kırılgan barış mimarisini kâğıt üzerinde bıraktı. Bu yapı Sudan’daki savaşla birleşince Nil havzasında birbirini besleyen iki düşük yoğunluklu çatışma havzası ortaya çıkıyor.
Sahel’de Görünmeyen Cephe: Daha Az Olay, Daha Çok Yıkım
Sudan hattından batıya, Sahel’e dönüldüğünde tablo farklı ama dinamik tanıdık. Burkina Faso, Mali ve Nijer’de son yıllarda cihatçı gruplar ve devlet güçleri arasındaki savaş klasik isyan bastırma çerçevesini aşıp toplum dokusunu hedef alan bir yıpratma modeline evrildi. ACLED verileri son dönemde olay sayılarında dalgalanmalar olsa da sivil kayıpların yükseldiğini, saldırıların daha derin etki bırakan nitelikler kazandığını kanıtlıyor.
Köy baskınları, toplu infaz iddiaları ve misilleme operasyonları çatışmanın “yaygın ama düşük görünürlüklü” karakterini pekiştiriyor. İstikrarsızlık sarmalı kuzeyden Gine Körfezi’ne, yani Benin ve Togo gibi kıyı ülkelerine doğru sarkarak bölgesel ticaret hatlarını tehdit eden yeni bir cephe açıyor.
Bölgedeki diğer bariz unsur uluslararası güvenlik mimarisinin geri çekilişiyle oluşan boşluk. Mali’de barış gücünün çekilmesi, Nijer ve Burkina’daki askeri yönetimlerin dış destekten koparak yeni ittifak arayışlarına girmesi sahayı daha parçalı bir güvenlik denklemine çeviriyor. Bu tablo Sahel’de terörizmin bölgesel bir sorunu aşıp küresel güvenlik gündeminin merkezine yerleşmesi gerektiğini hatırlatıyor. Zira son küresel değerlendirmelerde Sahel, terör saldırıları ve ölümlerinin yarısından fazlasının yaşandığı kuşak olarak öne çıkıyor.
Orta Afrika ve Kongo Hattı: Barış Misyonunun Sınırları
Sudan ve Sahel’in güneyinde, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ni kapsayan hat düşük yoğunluklu savaşın daha karmaşık bir versiyonunu sergiliyor. Orta Afrika’da bazı isyancı grupların dağılması ve silahsızlanma süreçleri ülkenin belirli bölgelerinde göreli bir rahatlama sunsa da maden havzalarında yeni silahlı ağların ortaya çıkması eski sorunların yeni aktörlerle sürdüğünü gösteriyor.
Dış güvenlik aktörlerinin, bilhassa özel askeri yapılanmaların madencilik sektöründeki ağırlığı çatışma ekonomisini kurumlaştıran bir tablo yaratıyor. Merkezi hükümetlerin sınır bölgelerindeki otorite kaybı, bu hatları harita üzerindeki sembolik çizgilere indirgeyerek yasa dışı geçişleri olağan hale getiriyor.
Doğu Kongo’da barışı koruma misyonunun sert ve esnek olmayan mandası sivillerin korunması konusunda ciddi tartışmalara yol açıyor. Yetki sınırları, siyasi kısıtlar ve bölgesel tansiyonlar misyonun sahadaki artan şiddete cevap verme kapasitesini zayıflatıyor. Sonuç, yıllardır süren ama bir türlü “büyük savaş” kategorisine girmeyen, buna rağmen her yıl binlerce insanı öldüren ve yerinden eden kalıcı bir çatışma coğrafyası.
Sessiz Savaşların Küresel Faturası
Sudan’dan Güney Sudan’a, Sahel’den Orta Afrika ve Kongo’ya uzanan bu sessiz harita küresel sistemin çelişkilerini çıplak biçimde ortaya koyuyor. Resmi söylemde “yeni dünya düzeni”nden, çok kutupluluktan, yükselen güçler dengesinden bahsediliyor. Fakat bu düzenin gerçek stres testleri tam da bu düşük yoğunluklu savaş coğrafyalarında yaşanıyor.
Enerji sahalarının el değiştirmesi, maden tedarik zincirlerindeki kırılmalar, gıda fiyatlarını yukarı çeken iklim-çatışma sarmalları ve yeni göç dalgaları küresel ekonomiye görünmez bir savaş vergisi bindiriyor.
Düşük yoğunluklu savaşların en kritik riski büyük güçler nezdinde yarattığı “yönetilebilir maliyet” hissidir. Çatışma ekranlara nadiren yansıdığından bütçe planlamalarında ve güvenlik doktrinlerinde bu dosyalar çoğu zaman tali kalemler olarak ele alınıyor. Oysa Sudan’ın, Sahel’in ve Orta Afrika hattının ortak mesajı çok net: Sessiz kalan bu savaşlar küresel düzenin gürültülü krizlerini besleyen altyapıyı kuruyor.
Pansuman tedbirlerle yürütülen yardım diplomasisi, siyasi çözüm iradesiyle desteklenmediği sürece kanamayı durdurmaya yetmeyecektir. Haritanın bu “sessiz” kısmı ciddiye alınmazsa yarın patlak verecek büyük krizlerin sürpriz sayılma hakkı kalmayacak.



























Yorum Yazın