Niccolò Machiavelli’nin siyaset felsefesi, etiği siyasetten radikal bir biçimde ayırarak, devletin bekası ve iktidarın muhafazası uğruna pragmatizmi en yüksek siyasi erdem olarak tanımlar. Antik geleneklerin aksine, Machiavelli siyaseti ahlaki bir idealizm alanı olarak değil; gücün elde tutulması için kurnazlık, aldatmaca ve gerektiğinde zor kullanımının meşru kabul edildiği acımasız bir arena olarak tanımlanmıştır. “Amaca giden her yol mübahtır” anlayışıyla özetlenen bu yaklaşım, yöneticilerin insan doğasının bencil ve çıkarcı yapısının üstünü örterek siyasi istikrarı sağlamalarını öngörür.
Modern İsrail siyasetinin en uzun süre görev yapan başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çeyrek asra yayılan siyasi kariyeri, Makyavelist ilkelerin 21. yüzyıl demokratik kurumları içerisinde nasıl ustalıkla uygulandığını gösteren bir vaka çalışması bizlere sunmaktadır. İsrail’in kurucu lideri David Ben-Gurion’u geride bırakarak tarihi bir siyasi hegemonya kuran Netanyahu, iktidarını korumak adına karşılaştığı her iç ve dış krizi, Makyavelist bir anlayış alanına dönüştürmüştür. Bu yazıda Netanyahu’nun psikolojik altyapısı, siyasi rakiplerini tasfiye stratejileri, krizleri kurumsallaştırma yöntemleri ve dış politikadaki pragmatik hamleleri, Machiavelli’nin “tilki ve aslan” metaforu perspektifinde analizinin yapılması amaçlanmaktadır.
Psikolojik Temeller ve Darwinist Dünya Görüşü
Makyavelist bir liderin eylemlerini anlamlandırmak, onun zihinsel haritasını ve tehdit algısını şekillendiren psikolojik altyapıyı incelemeyi gerektirir. Psikanalitik temelli araştırmalar, Netanyahu’nun dünya görüşünün merkezinde, babası Benzion Netanyahu’dan miras aldığı “Darwinist hayatta kalma mücadelesi”nin yattığını ortaya koymaktadır. Aşırı sağcı Siyonist bir tarihçi olan babası, Binyamin Netanyahu’ya dünyanın acımasız bir yer olduğu, uluslararası ilişkilerde hayırseverliğe yer bulunmadığı ve “herkesin onlara düşman olduğu” fikrini aşılamıştır. Bu köklü güvensizlik hissi, Netanyahu’nun siyasi kariyeri boyunca Arapları, uluslararası toplumu ve hatta kendi iç siyasi rakiplerini ontolojik birer tehdit olarak algılanmasına zemin hazırlamıştır.
Bu şüphecilik ve gücü tekelleştirme arzusu, niceliksel liderlik analizleriyle de desteklenmektedir. Margaret Hermann’ın modeline dayanan ve Netanyahu’nun siyasi söylemlerinin yazılımlar aracılığıyla incelendiği Liderlik Özellikleri Analizi (LTA), başbakanın karar alma mekanizmalarına dair veriler sunmaktadır.
Liderlik Özelliği (İngilizce Kısaltma) | Puan Değeri | Makyavelist Analitik Yorum |
Olayları Kontrol Etme İnancı (BACE) | 0.41815 | Kurumsal sınırlamalara saygı duymaktan ziyade onlara açıkça meydan okuma eğilimi. Çevresel engelleri manipüle edebileceğine olan sarsılmaz inanç. |
Özgüven (SC) | 0.54000 (Yüksek) | Kendi yeteneklerine duyduğu aşırı inanç; danışmanların, kurumların veya müttefiklerin tavsiyelerini göz ardı etme ve tek adam otoritesini pekiştirme eğilimi. |
Kavramsal Karmaşıklık (CC) | 0.34000 (Düşük) | Dünyayı dost-düşman ekseninde “siyah ve beyaz” olarak görme eğilimi; ideolojik şablonlara sıkı sıkıya bağlılık ve alternatif perspektiflere kapalılık. |
Güvensizlik (DIST) | 0.36000 (Orta) | Özellikle İran, Hamas ve iç muhalefet gibi spesifik tehditlere karşı yoğun, odaklanmış ve sürekli bir şüphecilik durumu. |
Bu veriler ışığında Netanyahu’nun narsisistik bir yapıya sahip olduğu, kişisel başarısını ideolojik dogmalarının bile önüne koyabildiği ve çevresindeki aktörleri sadece kendi siyasi amaçları için sömürülecek araçlar olarak gördüğü anlaşılmaktadır. Uluslararası arenada Bill Clinton, Barack Obama ve Angela Merkel gibi liderlerin teyit ettiği üzere, aldatmayı meşru bir diplomatik araç olarak kullanması, Machiavelli’nin prensinin sözünü tutma zorunluluğundan azade olması gerektiği yönündeki tezinin pratik bir yansımasıdır.
Tilki ve Aslan Paradigması: İç Siyasette Hegemonya İnşası
Machiavelli, gücü korumanın zorunlu şartı olarak aslanın caydırıcılığı ile tilkinin kurnazlığını bir arada kullanmayı şart koşar. Netanyahu’nun iç siyasetteki başarısı, bu iki rol arasında kurduğu pragmatik denge sayesinde mümkün olmuştur.
Netanyahu’nun siyasi ömrünü uzatan temel mekanizma, böl ve yönet stratejisiyle rakiplerini alt etme yeteneğidir. Kendi partisi Likud içindeki potansiyel lider alternatiflerini palazlanmadan yok etmesi, bunun en klasik örneğidir. 2014 yılında parti liderliği için kendisine meydan okuyan Danny Danon’u yenilgiye uğrattıktan sonra Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi olarak ataması, yüzeysel bir terfi gibi görünse de aslında Danon’u İsrail iç siyasetinden ve parti tabanından izole eden bir sürgün operasyonudur. Benzer şekilde, Likud içinde güçlenen Gideon Sa’ar marjinalize edilmiş, sadık medya organları ve aile üyeleri (özellikle oğlu Yair Netanyahu) üzerinden hain ilan edilerek sistem dışına itilmiştir.
Tilki kurnazlığının en yıkıcı örneği ise 2020 yılındaki merkez-sol lideri Benny Gantz’a kurulan koalisyon tuzağıdır. Sadece Netanyahu’yu devirmek amacıyla bir araya gelmiş Kahol Lavan (Mavi ve Beyaz) bloğunu parçalamak için COVID-19 pandemisini bir “ulusal acil durum” silahı olarak kullanan Netanyahu, Gantz’ı acil durum birlik hükümeti kurmaya ikna etmiştir. Yair Lapid’in şiddetli itirazlarına rağmen bu tuzağa düşen Gantz ile imzalanan dönüşümlü başbakanlık anlaşması, aylar sonra Netanyahu tarafından bütçe krizi bahane edilerek bozulmuş; Gantz’ın siyasi itibarı sıfırlanırken muhalefet bloğu darmadağın edilmiştir.
Netanyahu, seçmen tabanını elinde tutmak için kendisini “Bay Güvenlik” olarak konumlandırmış, ülkeyi çevreleyen düşmanca ortamı sürekli bir varoluşsal kriz olarak resmederek seçmenin korku duygularını manipüle etmiştir. Hakkında açılan rüşvet ve yolsuzluk davaları siyasi bekaasını tehdit etmeye başladığında ise, aslan postuna bürünerek devletin temel kurumlarına savaş açmıştır.
2023 yılında başlatılan Yargı Revizyonu, demokratik gerileme literatüründe yürütmenin aşırı büyümesi olarak adlandırılan kusursuz bir Makyavelist hamledir. Hukuki süreçleri “Derin Devlet” komplosu olarak sunan Netanyahu, Yüksek Mahkeme’nin kararları iptal etme yetkisini elinden almayı, yargıç atama komitesini politize etmeyi ve Knesset’e mahkeme kararlarını geçersiz kılma yetkisi vermeyi hedeflemiştir. Yüz binlerce İsraillinin protestolarına rağmen bu süreci dayatması, gücü elde tutmak için ülkenin kurumsal mimarisini feda edebileceğinin göstergesidir.
Kriz Yönetimi ve Uzatılmış Savaş Stratejisi (2023-2026)
Machiavelli, askeri itaat ve savaş sanatının siyasi istikrarı zorlamak için en etkili araçlar olduğunu savunur. 7 Ekim 2023 olaylarının ardından başlayan ve 2026 yılına kadar uzanan bölgesel çatışmalar, Netanyahu’nun siyasi hayatta kalma denkleminde merkezi bir rol oynamıştır.
Akademik analizler, Netanyahu’nun Gazze’deki askeri operasyonları kendi iktidarını devam ettirmek için bilerek genişlettiğini vurgulamaktadır. Savaş durumu, mahkemedeki ifade verme süreçlerini 2026 yılına kadar ertelemesini sağlamış ve 7 Ekim istihbarat başarısızlığının hesabını soracak ulusal komisyonların kurulmasını engellemiştir. Ayrıca, İtamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi aşırı sağcı koalisyon ortaklarını hükümette tutabilmek adına rehine takası anlaşmalarını defalarca sabote etmesi, “liderin merhameti iktidarını tehlikeye atıyorsa zulüm tercih edilmelidir” prensibinin acımasız bir tatbikatıdır.
Bu uzatılmış savaş stratejisinin zirvesi, 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlatılan “Kükreyen Aslan Operasyonu” olmuştur. ABD’nin desteğiyle gerçekleştirilen, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ve üst düzey komutanların öldürüldüğü, nükleer tesislerin hedef alındığı bu operasyon , İsrail’in askeri doktrininde çevrelemeden sistematik imhaya geçişi simgeler. Netanyahu, askeri bir harekatın adını doğrudan Tevrat’tan seçerek, mesihçi ve dini sembolleri dindar sağ seçmeni konsolide etmek için ustaca araçsallaştırmıştır.
Dış Politika ve Retorik Manipülasyon: Amaca Giden Her Yol
Makyavelist prensin gücünü muhafaza etmesindeki bir diğer kritik yetenek, gerçekliği manipüle eden söylem inşasıdır. Netanyahu, siyasi kariyeri boyunca yalanı ve illüzyonu stratejik bir enstrüman olarak kullanmıştır.
İsrail’i vahşi hayvanlarla çevrili, izole edilmiş bir “ormandaki villa” olarak tanımlayan retoriği, Arap ülkeleriyle perde arkasında yürütülen büyük güvenlik ve istihbarat işbirliklerini gizleyen, sadece iç kamuoyunda korku üretmeye yönelik bir kurgudur. Abraham Anlaşmaları (2020) her ne kadar ideolojik bir barış vizyonu gibi sunulsa da temelde Filistin meselesini bypass eden, Batı Şeria’nın ilhakı gibi siyasi intihar riski taşıyan adımları erteleten ve Körfez ülkeleriyle İran’a karşı işlemsel güvenlik şemsiyesi kuran bir realpolitik hamlesidir.
Söylemsel pragmatizmi, ABD ile ilişkilerinde ve Hristiyan Siyonistlerle kurduğu bağlarda da açıkça görülmektedir. Lindsey Graham gibi figürlerle “21. Yüzyıl Manhattan Projesi” vizyonunu paylaşan Netanyahu, Evanjeliklerin mesihçi sevgilerini kendi askeri tedarik zincirini güvence altına almak için sonuna kadar sömürmüştür. Kapalı kapılar ardında “Mesih geldiğinde ona daha önce burada olup olmadığını sorarız; ama o zamana kadar silahları alacağız” şeklindeki Makyavelist alaycılığı, onun dini değerleri dahi sadece siyasi malzeme olarak gördüğünün kanıtıdır.
Benzer bir ilkesizlik iç siyasette de yaşanmıştır. On yıllar boyunca İsrail’in Arap vatandaşlarını ve merkez-solu devletin bekasına tehdit (beşinci kol) olarak şeytanlaştıran Netanyahu; 2021 yılında Knesset’te çoğunluğu sağlamak için 61 sandalyeye ihtiyaç duyduğunda, terörist ilan ettiği İslami Arap partisi Raam’ın peşine düşmüş ve onlara meşruiyet sağlamakta hiçbir problem görmemiştir. Bu olay, Netanyahu’nun siyasetinde değişmez bir ideolojinin olmadığını, tek mutlak doğrunun kendi iktidarının devamlılığı olduğunu teyit etmektedir.
Sonuç
Binyamin Netanyahu’nun çeyrek asırlık iktidarı, Machiavelli’nin Prens modelinin 21. yüzyıl koşullarına bir adaptasyonudur. Aslanın zorbalığı ile tilkinin kurnazlığını bünyesinde barındıran, kendi siyasi bekaasını ulusal güvenlik öğretisiyle eşitleyen ve rakiplerini acımasızca tasfiye eden bu liderlik tarzı, onu İsrail siyasi tarihinin en kalıcı figürü yapmıştır. Krizleri çözmek yerine onları yöneterek ve uzatarak (özellikle 2023-2026 savaş sarmalında görüldüğü üzere) yargıdan ve demokratik hesap verebilirlikten kaçmayı başarmıştır. Ancak Makyavelist başarının, yönettikleri toplum üzerindeki maliyeti büyük olmuştur. Devletin çıkarı ile şahsi iktidarını birbirinden ayırt etmeyen bu yaklaşım; İsrail’in kurumsal bağımsızlığını Yargı Revizyonu ile felç etmiş, toplumu geri dönülmez biçimde kutuplaştırmış ve ülkeyi ardı arkası kesilmeyen, etik sınırların tamamen yok olduğu savaşlara sürüklemiştir. Netanyahu, Machiavelli’nin öngördüğü üzere iktidarı elde tutmanın tüm yollarını başarıyla kullanmış olsa da arkasında demokratik reflekslerini yitirmiş ve kalıcı bir varoluşsal krizin içine hapsedilmiş bir devlet mekanizması bırakmıştır.





























Yorum Yazın