Emil Cioran, yaptığı bir röportajda, ne nihilist ne de pesimist olarak tanımladığını söylüyor kendini. Kalıplara sığdığını düşünmediği gibi, bu ve benzeri güdümlü sorulara maruz kaldığında tavrında bir panik hali; gergin bir tiksinti hissettiriyor karşısındakine adeta. Böyle basma kalıp yargılarla etiketlenip geçilecek şeyler değil düşünceler ve duygular. Hele ölüm, yaşam, varoluş gibi derin konular üzerine ise. İnsan, her ne kadar büyük bir sanatçı olursa olsun kendi hissettiklerini anlatırken eksik kalmakla lanetlenmiştir zannımca. Tanrı tarafından, insanoğlunun kendini anlatmasına getirilen sınırlar, onu aslında belki de diğer tüm hayvanlardan daha aciz kılmıştır. Zira bir köpek, fiziksel olarak çektiği acının dışa vurumunu bağırarak ve havlayarak gösterebilir.
Canı ne kadar yanarsa o kadar yüksek çıkar sesi. Ancak insan, anlatmadıkça ve bazı durumlarda pek tabii anlatamadıkça sesini duyuramaz. Kelimeler yetmez, fotoğraf kareleri anlıktır ve bakışlar, dokunuşlar taklit edilebilir ya da aynı etkiyi uyandıramayabilir. Bir akıma, ideolojiye, figüre tam anlamıyla bağlılık da mümkün değildir çünkü hiç kimse herhangi bir şeyin eşi değildir. Milliyetçi olmak için örneğin, gereken özelliklerin hepsine uymuyorsanız asla tam anlamıyla o toplumsal kesim tarafından kabul görmezsiniz. Ya da bir tarihi siyasi figürün her yaptığına hayranlık duyuyorsanız dahi bazı davranışlarını tamamen desteklemiyorsunuzdur. Eğer bünyenizde tüm yargılarına uyduğunuz bir fikir bulunduruyorsanız henüz çerçevelerin dünya görüşünüzü kısıtladığının farkında değilsiniz ve ait olabilemek sizin için çokça önem arz ediyordur. Aidiyet, yani ait olma hissi insanların mutlu bir hayat sürebilmesi için elbette gereklidir ancak asla yeterli değildir. Bütün bunların sonucunda da bir ideolojinin; onu ortaya koyan kişi sayesinde var olduğunu ve onunla eş olmayan kimsenin bu düşünceyi tam anlamıyla destekleyemeyeceğini, bu sebeple dogma tanımların insanda her durumda ve her yönüyle vuku bulmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşmak mümkündür. Bunun özelinde intihar fikri, pesimizm ve nihilizmden bağımsız olarak ele alınabildiği takdirde bu fikrin optimist ve varoluşçu yanlarının da var olduğunu görmek oldukça kolaydır.
İntihar fikri herkes için yaratılmış bir kavramdır. Fakat pratikte, bu eylem yalnızca cesur insanların işidir. İntihar fikri içinde umut taşır, insanı yaşama daha sıkı sıkıya bağlar hatta. “Hıristiyanlar, intihar fikrini ortadan kaldırmaya çalışarak kendilerine büyük zarar vermişlerdir aslında. Bakın eylemi değil, intihar etmeyi değil. Soyut anlamda intiharı, intihar düşüncesini.” diyor Cioran, kendisine neden intihar etmediği sorulduğunda. Çünkü, diyor ayrıca. “İntihar etmedim çünkü her zaman böyle bir seçeneğim olduğunu biliyordum. Bu bir kaçış yolu değildi, aksine hayatta kalmak için yeni bir sebepti. Bu kararın benim elimde olduğunu bilmek, bir sonraki güne uyanmamı sağlıyordu.” Basit bir deyişle, istediği zaman intihar edebileceğini bilmek kişiyi intihar etmeye sevk etmez aksine bu fiilden uzaklaştırır. Düşünceler, her ne hakkında olursa olsun varoluşçu özellikler taşırlar. Herhangi bir şey hakkında düşünmek varolmanın ilk kuralıdır. “Düşünüyorum, öyleyse varım.”
Cioran’ın röportajını ilk dinlediğimde özellikle bu konudaki görüşünü kendi fikir yapıma oldukça uygun, uyumlu bulmuştum. Her konuda kendi yapıma ters bir şekilde cesaretli olmama karşın, canım bana hep çok tatlı gelmiştir. Hayat yolculuğunun böylesine acılarla dolu olmasına rağmen ayakta durmaktan vazgeçmememin belki de en önemli nedeni, her an bu acıya son verebileceğimi bilmektir. Bugün değilse yarın. Ve her şey geri dönülemeyecek bir noktaya ulaştığında dahi, intihar etmek için her zaman bir sonraki gün vardır. Bu kötü çağrışım dolu kavramı, insanın varlığı bakımından olumlu yorumlayabilmek ise en basit tabirle ne nihilist ne de pesimist insanların yapmaya cesaret edebileceği bir şeydir.
Bu çerçevede düşünüldüğünde, fikir itibariyle “intihar” -her ne kadar kalıplara sokulması mantıklı olmasa da- bünyesinde tezatı barındıran bir kavramdır demek yanlış olmaz. Zaten hayat da aslında en öyle olmasını beklemediğimiz şeylerin iyisiyle kötüsüyle tam da öyle çıkmasından ibaret değil mi?



























Yorum Yazın