"Seni iki şey anlatır: Hiçbir şeyin yokken gösterdiğin sabır, her şey varken sergilediğin tavır".
Mevlana
9 Mart’ta başlayan İBB Davası’ndan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, önceki gün savunmasını yaptı.
19 Mart 2025 gözaltına alınıp 23 Mart’ta tutuklanan Çalık, 5 Haziran 2025’de hiçbir gerekçe açıklanmadan İzmir Buca Cezaevi’ne gönderildi. Bütün bu süreçte 24-25 kilo kaybetti, geçmişte geçirdiği tehlikeli hastalıklar nüksetti. Cezaevi’nin o zor koşullarına rağmen dayandı. Bu süreçte 3-4 kez biyopsi ve ameliyata alındı. Bu ağır tabloya rağmen cezaevinde tutulmasında bir sakınca görülmedi.
Bu zor koşullarda hayatta kalan Çalık, yaptığı savunma ile de hukuki olarak da ayakta olmaya devam edeceğini gösterdi.
Çalık, iddianamede kendisine suç olarak yöneltilen 7 eylem için tek tek savunma yaptı. Savunmasında belediye başkanlığının günlük pratiklerine, dosyaların teknik ayrıntılarına hakimiyeti en önemlisi de kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak tanıkların birbiriyle çelişen, birbirini tutmayan beyanlarını açık açık ortaya koydu.
Bu açıdan Çalık’ın savunması bir kez daha İBB İddianamesi’nin hukuki açıdan zayıflıklarını ortaya çıkardı.
Bana tanığını söyle…
Çalık kendisi hakkında yapılan suçlamaların ilkinin kaynağının Uğur Güngör'ün ifadesi olduğunu ve o ifadelerde yıllar içindeki çelişkilere dikkat çekti. Çalık, Güngör’ün; “İlk ifadesinde 13 daire diyor, 2 ay sonra 2 daire parası artı 13 daire, 43 ay sonra 15 daire, 50 ay sonra 15 milyon TL, 60 ay sonra tekrar 13 daire artı 2 daire parasına dönüyor.” dediğini hatırlatması bize şu soruyu sorma hakkı veriyor; “aynı kişi, aynı olayı, beş yılda beş farklı biçimde nasıl anlatabilir? Dahası anlattıkları ne kadar doğru?”
Çalık haklı olarak Güngör’ün hukuken “güvenilmez sanık” olduğunu söylüyor. Çalık Güngör’ün sadece yıllar içinde değişen ifadelerini sorgulamakla kalmıyor ve şu iddialı cümleyi kurarak mahkeme heyetine sesleniyor; “Uğur Güngör'ün UYAP kaydına baktığınızda iki yüzden az kaydı varsa, ben huzurunuzda bütün iddiaları kabul edeceğim.”
Bu cümleyi savunma avukatı değil bizatihi sanık olan Çalık kurdu. Ve bu çıkış, kendine ve masumiyetine olan güveni göstermesi açısından semboliktir.
Kronolojik ve sayısal tutarsızlıklar
Çalık savunmasında iddianamenin en temel sorunlarından birinin de hakkındaki suçlamalarla ilgili kronolojik tutarsızlıklar olduğunu söyledi.
Bununla ilgili en çarpıcı örnek; Westside Projesi'yle ilgili tanık beyanlarındaki karmaşaya dikkat çekiyor Çalık. Ve ekliyor; “Konuyla ilgili çok sayıda kişinin beyanı bulunmaktadır ve bu beyanlar birbiriyle ciddi şekilde çelişmektedir. Muzaffer Beyaz iskan için Soytekin'e 7 dükkân 5 daire verdiklerini söylüyor. Seyfi Beyaz ise Veysel Erçevik'in '100 bin lira verirseniz bir günde hallederiz' dediğini ifade ediyor, 10 milyon karşılığında 7 dükkân, 5 daire ve 3,5 milyonluk çek verdiklerini söylüyor. Furkan ve Yüksel Hamzaoğlu toplam 30 milyonluk karşılık verildiğini, 6 dükkân ve 5 daire devredildiğini söylüyor. Erhan Ünal bu kişileri tanımadığını söylüyor, 'paranın gönderilip elden geri alındığı' gibi soyut ifadeler kullanıyor. Herkes farklı rakamlar ve farklı senaryolar anlatıyor.”
Görüldüğü gibi hHm rakamlar farklı, hem kişiler farklı, hem senaryolar farklı. İnsan sormadan edemiyor; Kim doğru söylüyor ve gerçek ne?
Yine Hasan İmamoğlu'na daire devredildiği iddiası için ise yanıt somut ve belgeli: Tapu kayıtlarında böyle bir devir gerçekleşmemiştir. Söz konusu taşınmazlar ön ödemeli gayrimenkul satış sözleşmesi kapsamında satılmış, ödemeler banka havalesiyle yapılmış, teslim tutanakları mevcuttur.
Kreş bağışı nasıl rüşvete dönüştü?
Çalık’ın savunmasında önemli bir bölümde hakkındaki 12 nolu eylem ile ilgilidir.
Çalık, Nahit Kiler, tamamen kendi rızasıyla ve şartsız olarak Beylikdüzü Belediyesi'ne bir bina bağışlamıştır. O binada bugün 100 çocuk kapasiteli bir gündüz çocuk bakımevi ve anne-çocuk merkezi hizmet vermektedir. Kiler'in kendi ifadesinde dahi bu bağışın bir karşılık beklentisiyle yapıldığına dair tek bir kelime olmadığını söylüyor.
Oysa iddianame bu bağış, rüşvetin unsuru olarak değerlendirmiştir. Çalık haklı olarak soruyor; “Nahit Bey'in bile kendi ifadesinde belirtmediği 'rüşvet' nitelendirmesi, hangi beyana, hangi somut bilgiye dayandırılmıştır?”
Dahası Çalık; “İstanbul Valiliği tarafından onaylanmış bir protokol ile Beylikdüzü’nde özel çocuklar için bağış yoluyla yaptığımız iki okulun rüşvete konu olarak davaya girmesi içimi parçalıyor.” diyerek çocuklar için feryat ediyor.
Bu suçlama karşısındaki savunma şu açıdan önemlidir. İddianamenin neredeyse tamamında kreşler için yapılan gönüllü bağışların çoğu rüşvet unsuru kabul edilmiştir.
Çalık savunmasını; "Vicdanımın kabul etmediği hiçbir belgenin altına imza atmadım. Doğruluğu kendime pusula edindim." cümlesiyle bitirdi.
Çalık sonuç olarak hakkındaki tüm iddialara açık biçimde cevap verdi ve; “Kanunla kurulan, her türlü denetime açık, devletimizin yereldeki eli kolu olan belediyelerimizin organizasyon yapısının ‘suç örgütü’ yapısıymış gibi gösterilmesini ben kabul edemiyorum.” dedi.
Ki Çalık savunmasına da; “4 bin sayfalık iddianamede tarafımla ilgili tek bir telefon kaydı yok, teknik takip yok, gizli tanık beyanı yok” diyerek başlamıştı.
Ölümle burun burana geçen 1 yıl
Çalık’ın hukuki olarak savunmasından bağımsız olarak hakkında konuşulacak en önemli şey; onun geride kalan 1 yılda yaşadıklarıdır.
2000 yılında lösemi ve 2008'de lenfoma nedeniyle iki ameliyat geçiren Çalık’ın bu hastalıkları bu dönemde nüksetti. Dahası 5 Haziran 2025’de gerekçesi biçimde İstanbul Silivri’de İzmir Buca Cezaevi’ne gönderildi. Nükseden hastalıklarıyla ilgili kritik operasyonları orda gerçekleşti ve zor koşullarda hayat mücadelesi verdi. Ailesinden sevdiklerinden uzakta 12 metrekarelik dar bir hücrede tek başına verdi bu mücadeleyi.
Düşünsenize 9 Mart’ta başlayan dava öncesi İstanbul’ Silivri’ye getirildiği için sevdiği ilçeye yakın olmaktan mutlu olduğunu bile paylaştı. Çalık bu dönemde yaşadıklarını anlatırken; "Bunları ajitasyon amacıyla paylaşmıyorum" demek zorunda kaldı.
Deliller hukuken “delil” mi?
Hafta başında Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah’ın savunması da, Mehmet Murat Çalık’ın savunması da bize; iddianamedeki delillerin çok tartışmalı olduğunu gösterdi.Yargıtay aldığı kararlarla oluşan içtihat açıktır: Etkin pişmanlık beyanı, somut ve yan delillerle desteklenmediği takdirde tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir. Bu dosyada Çalık'a yönelik tek bir banka transferi, ele geçirilen nakit, gizli bir hesap ya da mal varlığında açıklanamayan bir artışın belgesi yok.
Bunlar yok ama birbiriyle çelişen, rakamları her ifadede değişen beyanlar var.
Bir kez daha ifade edelim; masumiyet karinesi, demokratik hukuk devletinin temel ilkesidir. Suçluluğu kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla kanıtlanana kadar herkes masumdur. Bu ilke, siyasi kimliğe bakılmaksızın herkes için geçerlidir.
Ve görünen o ki bu iddianame, o ilkeyi tehlikeli biçimde zorlayan bir belge niteliğindedir.
Belki sadece bu yüzden, tutuksuz yargılama bu zorlamaya bir dur deme adımı olabilir.































Yorum Yazın