Daha önce yazdım; İnan Güney'le komşuluğum var.
Bundan 10 yıl önce 30 Ağustos 2016 sabahı 05:00'te polisler beni gözaltına almak için geldiğinde; o dönem Beyoğlu İlçe Başkanı olan Güney, eve gelmiş, aramalara eşlik etmiş ve polisler beni götürdüğünde ise isyan etmiş ve bu haksızlığı sosyal medyada paylaşmıştı.
O gözaltına alındığında ben aynı yerde oturmuyordum, o yüzden onun alınışına eşlik edemedim ama onunla ilgili pek çok şeyi insani ve vicdani sorumluluk gereği takip ediyorum.
Tutukluluğunun üzerinden geçen 8 ayın sonunda savcılık hakkında iddianame hazırladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından düzenlenen 2026/1281 numaralı iddianame ile İnan Güney, "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ve "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlamalarıyla yargılanmak üzere İBB Davası'na bakan İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'ne İBB iddianamesi ile birleştirilme talebiyle sevk edildi.
Mahkeme Başkanı önceki günkü duruşmada Güney'le ilgili iddianamenin kabul edildiğini ama birleştirme talebi konusunda karar vermediğini açıkladı.
Husumetten delil üretmek mümkün mü?
53 sayfalık iddianameyi incelediğinizde, karşımızda suçlamalara ilişkin somut delillerden çok husumetli tanık ifadelerine dayanan ve birçok noktada kendi içinde çelişen bir dosya görüyoruz.
İddianameye daha yakından baktığımızda Güney'le ilgili suçlamaların dört kişinin beyanlarına dayandığını görüyoruz. Bunlar Alican Abacı, Mustafa Mutlu, Murat Kapki ve Durmuş Yıldırım.
Burada bir parantez açarak Murat Kapki'nin bundan önce verdiği ifadeleri geri çektiğini CHP lideri Özgür Özel'in açıkladığını hatırlatalım.
Yukarıda andığım dört ismin her birinin Güney'le bir husumet ilişkisi bulunuyor.
Mesela Alican Abacı. Beşiktaş Belediyesi'nde başkan yardımcısı olarak görev yapmış ve aynı soruşturma kapsamında tutuklanmış. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Abacı, adli kontrol şartıyla tahliye edilerek ev hapsine alınmış.
İkinci isim Mustafa Mutlu. Mutlu'yu bizzat Güney, Beyoğlu Belediyesi'nden uzaklaştırmış. Güney'in ifadesine göre Mutlu, belediyede hukuki danışman sıfatıyla bulunduğu yaklaşık iki aylık sürede, görev tanımının dışına çıkarak Aziz İhsan Aktaş'a iş bağlamaya çalışmış ve bu nedenle odasının kapısı çilingirle açtırılarak eşyaları toplanmış ve belediyeden uzaklaştırılmış biri. Belediyeden bu şekilde gönderilen bir kişinin, gönderen kişi hakkında husumet beslemesi şaşırtıcı değildir.
Verdiği etkin pişmanlık ifadelerini geri çekme dilekçesi veren Murat Kapki, Güney ile Alican Abacı aracılığıyla tanıştırılmış ve belediyeden reklam işleri talep etmiş bir iş insanı. Güney bu talebi reddetmiş. Onun Güney hakkında verdiği ifade ise Güney hakkındaki bilgilerinin büyük bölümünü "Hüseyin Köksal'dan duyduğunu" belirtiyor yani doğrudan tanıklık yok.
Maddi delil nerede?
İddianameyi okuduğumuzda gördüğümüz en çarpıcı eksiklik, Güney'e atfedilen suçlamalara ilişkin doğrudan bir mali delilin bulunmamasıdır. Banka hesabına yapılmış usulsüz bir transfer, ele geçirilmiş bir nakit para, gizli bir hesap ya da mal varlığındaki açıklanamayan bir artış hazırlanan iddianamede yer almıyor.
Peki delil olarak ne var iddianamede?
Savcılığın dayandığı en somut delil, HTS kayıtlarıdır. Güney ile Serkan Öztürk arasında 2019-2024 yılları arasında 111 adet telefon görüşmesi tespit edilmiş. Beş yıla yayılan 111 görüşme, yani ayda ortalama iki görüşme. Bu rakam, 25 yıllık arkadaşlık ilişkisi bulunan iki kişi için olağanüstü derecede düşük sayılabilir. Kaldı ki AYM kararlarında da, telefon görüşmesi yapmanın tek başına suç olmadığı tespit edilmiştir. Dahası iddianamede, bu görüşmelerin içeriğine dair herhangi bir tespit de bulunmuyor.
Nitekim, Serkan Öztürk verdiği ifadede Güney'i suçlamıyor.
Serkan Öztürk'ün ortağı olduğu 3K şirketinin "gayri resmi ortağı" olduğu iddiası yer alıyor. Ancak bu iddiayı desteklemesi gereken en önemli kaynak olan Serkan Öztürk'ün kendi ifadesinde bile bu ortaklığa dair net bir kabul bulunmuyor.
Rauf Cem Istıranca ifadesinde Serkan Öztürk'e komisyon ödediğini kabul ederken, açıkça "Serkan'ın benden almış olduğu bu komisyonları herhangi bir belediye yetkilisiyle paylaşıp paylaşmadığını bilmiyorum" demektedir. Yani komisyonun Güney'e ulaştığına dair somut bir bilgi, ifade veren kişi tarafından bile doğrulanamamaktadır.
Nitekim Öztürk de kendi ifadesinde Güney'e herhangi bir menfaat temin ettiğine dair bir beyanda bulunmuyor.
Durum böyleyken, savcılığın "gayri resmi ortaklık" tespitini neye dayandırdığı ciddi bir soru işaretidir.
Kendinden sonraki ihalelerden sorumlu tutulmak
Güney, Kasım 2023'te BELTAŞ'taki görevinden ayrılmış. İddianamede kendisine atfedilen reklam ihalesi usulsüzlüklerinin büyük bölümü ise 2024 yılının sonlarına ait görülüyor.
Bir kurumdan ayrılmış olan kişinin, ayrıldıktan bir yıl sonra o kurumun ihalelerine müdahale edebileceği iddiası hukuken kanıtlanmaya ihtiyaç duyulan, idari ve hukuki açıdan izah gerektiren bir noktadır.
Nitekim Güney, ifadesinde bu durumu açıkça ortaya koymuştur. Güney; "2024 senesindeki Beşiktaş Belediyesi tarafından yapılan ihalede bir yetkim olmamıştır." diyor.
Kamu yararına somut icraatlar yok sayılmış
Burada hukuki bir kuralı daha hatırlatalım. Savcılığın görevi dosya ile ilgili aleyhe deliller kadar lehe delilleri de toplayıp dosyaya eklemesidir.
Bu iddianamede bunu görmüyoruz. Güney'in BELTAŞ yönetim kurulu başkanlığı döneminde gerçekleştirdiği icraatlar, kamu zararı iddiasıyla doğrudan çelişmektedir.
Mesela Güney döneminde reklam panolarının mülkiyeti, daha önceki dönemlerde İlbak Grubu'na ait iken BELTAŞ A.Ş.'ye devredilmiştir. Bu, kamunun lehine gerçekleştirilmiş somut ve belgelenebilir bir kazanımdır.
Yine pandemi döneminde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile belediyelere ve iştiraklerine reklam panolarından kira tahsil etmeme serbestisi tanınmışken, Güney İlbak Grubu'ndan kira bedellerini eksiksiz tahsil etmeye devam etmiştir. Eğer iddia edildiği gibi İlbaklarla gayri resmi bir menfaat ilişkisi bulunsaydı, bu kira bedellerinin tahsilinden vazgeçilmesi beklenirdi.
Üçüncü olarak, Güney görev döneminde BELTAŞ'ı vergi ve SGK borcu olmayan, 20 yılın sonunda kurumlar vergisi ödeyen, kâr eden bir kurum olarak teslim etmiştir. Bu, mali disiplin ve kamu yararı gözetildiğinin somut bir kanıtıdır.
Sonuç: Husumet delil olur mu?
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında hazırlanan iddianameye bir bütün olarak baktığımızda hakkındaki suçlamaların büyük ölçüde kendisiyle kişisel husumet taşıyan kişilerin ifadelerine dayandığı, doğrudan mali delillerin bulunmadığı, HTS kayıtlarının suç unsuru olmaktan çok normal sosyal ilişkilerin yansıması olduğu ve Güney'in kamu yararına gerçekleştirdiği somut icraatların göz ardı edildiği görülüyor.
Kuşkusuz son sözü yargı süreci söyleyecek. Ancak masumiyet karinesi ilkesi gereği, herkesin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkumiyet kararıyla kanıtlanana kadar masum sayılması gerektiğini hatırlatmakta yarar var. Bu ilke, demokratik hukuk devletinin temel taşlarından biridir ve siyasi kimliğe bakılmaksızın herkes için geçerlidir.
Ve görünen o ki, bu iddianame ile savcılık İBB Dosyasını, ilk iddinamede olmayan belediye başkanları ile genişletmek istiyor.





























Yorum Yazın