1 Ocak 1996 tarihinden itibaren Türkiye AB ile bir Gümrük Birliği (GB) içinde.
Ancak, gümrük birliği kısmi bir gümrük birliği, ekonomide üç temel sektör, imalat sanayi, hizmetler ve tarım olduğunu düşünürsek hizmetler ve tarım sektörleri MAALESEF bu gümrük birliğinin parçası değiller, “maalesef”i büyük harflerle yazdım, bu bir klavye kazası değil, bilinçli bir takdir, aşağıda açacağım.
İmalat sanayi mallarındaki gümrük birliğinin etkin işleyişi açısından da üçüncü ülkelere ortak gümrük tarifesi (OGT) uygulanıyor AB’de, bu OGT Türkiye’yi de kapsıyor.
Önce şu “maalesef” konusundan başlayalım, 2026 Türkiye’sinin, daha çok var doğal olarak ama en azından iki temel büyük iktisadi sorununu hatırlatayım, tarım fiyatları enflasyonunda dünya rekoruna koşuyoruz ve kamu alımları/ihaleleri üzerinden ülke siyaseti, merkezi ve yerel düzeylerde gırtlağına kadar büyük bir yolsuzluk batağına girmiş durumda.
1996’da hizmetler sektörünü (bir bölümü kamu ihaleleri) ve tarımı gümrük birliğinin içinde dahil edebilse idik bugün tarım fiyatları enflasyonu çok daha düşük olacak ve ihale kepazelikleri çok daha az yaşanacaktı, olmadı ama şayet GB’nin revizyonundan bahsediliyorsa imalat sektöründe kimi gizli korumacılık rantları üretecek önlemler yerine öncelikle Brüksel ve AB başkentleri ile hizmetler ve tarım sektörünü de GB kapsamına almayı konuşmamız lazım.
Son günlerde AB üzerinden iki ilginç gelişme yaşanıyor, AB Güney Amerika’da dört ülke, Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Paraguay’ın içinde oldukları Mercosur ile gümrük birliği yapmak üzere, AB’de henüz tüm imzalar atılmadı ama ortada bu birliğe katılmak için ciddi bir irade var, Mercosur tarım ürünlerini kapsıyor ayni bir tür tarım ürünleri ortak pazarı.
Çok daha yeni bir gelişme de AB’nin Hindistan ile yaptığı çok daha kapsamlı bir gümrük birliği antlaşması
Mercosur tarım sektörüne ilişkin olduğu için Türkiye’yi dolaylı olarak ilgilendiriyor, AB ülkelerine tarım ürünleri ihracatımızı etkileme ihtimali var.
Hindistan ile AB’nin yaptığı gümrük birliği antlaşması ise çok daha önemli, AB ve Hindistan’ın dış ticaret hacimlerinin toplamı dünya dış ticaret hacminin üçte biri.
Ancak, 1995’de imzalanan GB kararına göre AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret antlaşmaları doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmiyor ama dolaylı olarak çok önemli sonuçlar üretiyor.
Örneğin A ülkesi ile AB’nin yaptığı bir serbest ticaret antlaşması ile A ülkesinin malları AB GB bölgesine sıfır gümrükle ve eş etkili tedbir uygulanmadan giriyor, Türkiye A ülkesine aynı şartlarla mal ihraç edemiyor ama AB GB bölgesine bir kez giren A ülkesi malı AB üzerinden Türkiye’ye gümrüksüz giriyor, kabul ediyorum bu durum sıkıntılı bir durum ama kanımca daha da büyük sıkıntı bu sorunu çözmeye yönelik bizim tarafın ürettiği öneriler.
Türkiye’nin hizmetler ve tarımın da GB kapsamına girmesi talebinin yanı sıra GB revizyonu kapsamına AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı ticaret antlaşmalarına da bir AB üyesi imişcesine taraf olması talebini eklemesidir.
Ancak, 1994 ve 1995 GB tartışmalarına ve karşı çıkış gerekçelerine az çok hakim biri olarak bizde GB revizyonundan kastımız büyük ölçüde biraz daha korumacı yöntemleri devreye sokabilmek; AB en büyük ihracat pazarımız olduğu için GB’den çıkalım sesleri çok cılız çıkıyor ama kapsam genişletme türü bir revizyona nasıl bakılacağı çok şüpheli.
Bu konunun kanımca kalıcı ve en iyi çözümü hukuk devleti problemimizi ve bu problemi yaratanları geride bırakarak, Kıbrıs’ta da Kıbrıs seçmenine saygı göstererek bir çözüm bulmak ve AB tam üyelik hedefini tüm müzakere başlıklarını, en başta kamu alımları, sosyal güvenlik ve rekabet dosyaları olmak üzere HEMEN müzakereye başlamak ve gereklerini yine HEMEN yerine getirmek.
Şöyle bitireyim bu yazıyı,“hemen”in büyük harflerle yazılması da bir klavye kazası değil.


































Yorum Yazın