2 Şubat’ta oyun mağazalarının “denetlenmesi” adı altında yasaklanması haberini aratmayacak ve bu hususta yaşadığımız infiali bayram sevinci nispetinde bırakacak başka bir haber -ya da haberler dizisi- ile karşılaştık.
Bu haberler uzun süre önce hapiste şüpheli sebeplerle ölü bulunan Epstein’dan ortaya dökülen belgelerle ilgiliydi. Epstein’ın belgeleri zaten bir süredir yurt dışında konuşuluyordu. Zamanla Türkiye’den isimlerin de olduğu söylendi. Özgür Özel, Kahramanmaraş’ta düzenlenen CHP grup toplantısında, bundan 14 sene önce şaibeli şekilde öldürülen Burak Oğraş’ın öldürülmesinin sebebinin Epstein’a gönderilen reşit olmayan kızların otelde bulunduğuna şahit olması olduğunu işaret etti. Bazı haberler ise Hatay’da kaybolan çocukların bazılarının Epstein’ın korkunç pedofili sefahatlerinin yapıldığı adaya kaçırıldığı yönündeydi.
İyi de bunların oyun mağazalarına yönelik sözde denetleme adı altındaki yasak ile ne ilgisi var? Anlatacağım.
Öncelikle bazı komplo teorilerinin ne kadar yanlış olduğunu anlatayım. Mesela, Epstein’ın banka hesabındaki adında Baal isminin geçmesiyle ilgili bazı saçmalıklar dönüyor. Baal’e çocuk kurban verildiğinden bahsedilerek Epstein’ın da Baal’e taptığı iddiaa ediliyor. Baal, MÖ. 8 ve 7. yy’larda Kenan ve Ugarit bölgesinde (şimdi Kuzey Afrika’nın doğu bölgesinden, Lübnan, İsrail ve Filistin bölgelerine uzanan bir bölgede) bu bölgenin yerleşik kavimleri tarafından tapınılan bir tanrıydı.
Ve Baal’e çocuk kurbanı yapıldığına dair kanıtlar yok. O dönemin dili olan Kenan ve Ugarit dillerinde Baal, “lord, bey, malik” gibi anlamlara gelirdi. Fenike’de Baal Moloch adı verilen bir tanrıya çocuk kurbanı yapıldığına yönelik arkeolojik kanıtlar bulundu ancak bu kadar. Bu geleneğe de Fenike dilinde tophet denmektedir. Baal’e kurban verildiğine yönelik kanıtlar genelde pagan kültürlere kara propaganda yapmak için sonradan monoteist geleneklerin uydurduğu kanıtlardan ibaret.
Peki burada neyle karşı karşıyayız? Burada komplo teorilerinden daha büyük bir göz aldatmacası, cambaza bak oyunu dönüyor. Uçuk komplo teorileri bile yanında çocuk oyunu kalıyor burada. Bunu anlayalım.
Bu göz aldatmacası, bu illüzyon ise bize gösterilenlere ne kadar inandığımız ile ilgili. Dünyanın özellikle son 10 yılda böyle bir duruma sürüklendiğini görmek için saçma komplo teorilerine inanmaya gerek yok.
Yöneticilerimize bakmak yeter. Kılık değiştirmenin, orada burada farklı oynamanın ustası olan yöneticilerimizin kılıklarında bile o kokuyu alabiliyoruz. Yozlaşma, dünyanın hiçbir gerçeğiyle ilgili olmama, toplumları anlamama.
İklim krizinden tutun, vekalet savaşlarına, eşitsiz dünya düzenine kadar her şeyde geçerli bu. Onlar için dünyanın gerçekliği adeta büyük bir hazinenin üstünde oturan ejderha gibi kendi servetleri üzerinde oturmalarından ibaret. Bu insanları artık bizim seçtiğimiz safsatasını bir kenara bırakmamız gerekiyor. Bununla, onları seçenlerin sorumluluğu yoktur demiyorum. Onlara sunulanların bu türden diabolik insanlar olmasına şaşırmamalıyız demek istiyorum.
Tabii ki bir ejderha olarak onların servetlerini korumaları gerekiyor. Nasıl oluyor bu? Toplumlara palavra sıkarak. Gerçek olmayan inançları rıza üretiminde kullanarak. Savaşlar yaratarak. Sözde idealar yaratıp onların peşinde koşturarak.
Peki bu idealar ne olabilir? Hele Türkiye gibi bir yerde? Milli ve manevi değerler, çocuklar, aile, din, millet…Değil mi? Kimse dokundurmaz. Hepimizin ailesi var. “Senin anana bacına yapsalar”, “bu kızın ailesi yok mu?” gibi saçmalıklarla oluşturulmuş sözde değerler silsilesi.
Bu değerlerin eğer en ufak bir gerçekliği olsa üzerinde bu kadar kolay tepinemezlerdi. Geçen yazımda da ifade etmiştim; kuantum mekaniğinin üzerinde tepinemezsiniz. Sadece anlaşılması çok zor olduğundan değil, belirli yasaları, belirli matematiksel ifadeleri olduğundan. Kimse biyolojide, fizikte, astronomide, matematikte, kimyada deyim yerindeyse “kafadan atarak” konuşamaz; anında fark edilir.
Ancak dinin, milletin, manevi değerlerin; tüm bunların üzerinde tepinmek çok kolaydır. Çünkü çoğunun temeli olmadığı gibi bir gerçeklikleri de yoktur. Toplumsal olarak 19. yy’dan bu yana artık bir fayda da göstermemeye başlamışlardır. Fayda olmak şöyle dursun toplumsal karışıklıkların, toplumda çözünmelerin sebebi böyle şeylerdir. Kimse kimseye dinini, inancını, mezhebini ve itikadını sormazken birden gündeme gelir. Kimse kimseye etnik kökenini sormazken gündeme gelir. Cinsel yönelimler de öyle. Yanınızdaki arkadaşınızın partnerinin kim olduğuna burnunuzu sokmazsanız eşcinsel olduğunu bile bilmezsiniz. Sormazken derken bunu görmeme anlamında demiyorum, bunun umurunuzda olmaması anlamında diyorum. Derken birden iktidarların umurunda olmaya başlar; maksat sizin de artık bunu umursamanızdır.
Heyhat! Cambaza bak oyunu ise tam burada başlar. “Biz sizin çocuklarınızı koruyoruz”. “Dijital dünyada çocukların güçlendirilmesi” adı altında inanılmaz derecede anlaşılmaz, muğlak bir başlık seçilir ki içine ne varsa sokulabilsin.
Analitik felsefecilerin çoğu için bu tür ahlaki önermelerin saçma olmasının sebebi de bundandır. Herhangi bir anlama ve doğruluğa müteallik değillerdir çünkü. Bu tür ahlaki tahditler hangi ailenin, cemiyet biriminin ya da toplumsal bir yapının faydasını gözetebilir? İçerisinde bulunan hangi doğruluk ifadesi, “bu ahlaki yargı doğrudur” sonucuna vararak bizi doğru olana götürebilir? Bunlara cevap verebilirler mi? Buna kanun koyucunun “benim belirlediğim aile” demekten başka bir cevabı yoktur. Böyle bir aile hiçbir zaman olmamış ve olamayacağı içindir ki, bu argüman genelleştirilemez, uygulanamaz.
Bunun ne kadar uygulanamaz ve saçma olduğunu göstermek için bir kelime dahi sarf etmek züldür, bu bile anlamsızdır.
Biz konuya dönelim. Ne demiştik? Evet: “Biz sizin çocuklarınızı koruyoruz…”
Çocukların ne kadar korunduğunu Epstein belgeleri ile bir kere daha gördük. Trump da aynı milli ve manevi değerler ile make America great again (Amerika’yı yine harika kılacağız) dememiş miydi? Çünkü bu tür değerler, kendi değerini yaratamamış toplumlara bir uyuşturucu niteliğinde verilirken, gerçekten kendileri zıvanadan çıkmış olanları engelleyebilecek hiçbir kurumsal yapı bırakmazlar, amaçları da budur. Ahlak, din, moralite, hukuk, yasalar…Bunlar avam içindir. Avam bunlarla oyalansın, biz adamızda çocuklara tecavüz ederken bizi durdurabilecek hiçbir tanrı, hiçbir yasa yoktur.
Ahlak ve din değersizdir demiyorum doğrudan. Muhteviyatı, ahlaki önermeleri, yapıları, kurumları baştan sona çürümüş sistemleri sorgulamadan kabul edilen herhangi bir öğreti, din, ahlaki yapı, siyasal ideoloji dünyanın en tehlikeli ideolojisidir. Bunun adı herhangi bir şey olabilir. Bunun içerisine her türlü fikri koyabilirsiniz.
Amerika’da olan olay ile Türkiye’nin ne ilgisi var diye de sorabilirsiniz. Gerçekten bu soru artık gerekli mi bilmiyorum. Amerika’nın başındaki zihniyet ile Türkiye’nin başındaki zihniyet arasında tonlama farkı, aynı rengin laciverti olması dışında nasıl bir fark olabilir? Benzerini İsrail, Rusya, Macaristan, Venezuela, İran, Kuzey Kore ve nice örneklerinden verebilirim. Bunların idare anlamındaki zihniyeti ne kadar birbirinden farklı olabilir? Sadece jeopolitik yapılarıyla, etnik ve dini yapılarıyla birbirlerinden farklı olabilirler, eğer tutmazsanız onların hepsi küçük enişte veya Yalova valisidir.
Evet…Çocukları koruyacaksınız ve biz de bunu yiyoruz ancak ülser olduk yiye yiye. 40 bin kişinin afla salındığı, her sene kız çocuklarının evlendirilmesi, tecavüzü haberlerini gördüğümüz, en basit verilerimizin bile çetelerin elinde olduğu, metamfetaminin sokaklarda fink attığı güzel Türkiye’mizde çocukları koruyacaksınız.
Sizin zihniyetiniz Amerika’da çocukları çok güzel korudu.
Dünyanın faşizm ve neo-liberal ekonomi melanjı ile gideceği arpa boyu yol kalmadı. Eleştirdiğiniz Sovyetler Birliği çalışan anne ve babanın çocuğunu anne baba dışarıdayken, evden alıp onları devlet enstitüsünde yetiştiriyor onlardan en iyi biyologları, astronomları ve sporcuları çıkarıyordu.
Siz ise milli, manevi değerler ile üstünde tepiniyorsunuz. Basit bir oyun mağazası denetlenirse bu sorunlar ortadan kalkacak çünkü. O da “sözde” denetleme tabii ki. Oyundan falan vazgeçtim ben, artık çocukların üzerinden bize duygu sömürüsü yapmayın; bize çocuk muamelesi yapmayın. Biz biliyoruz nasıl onlara bakacağımızı.
Konfüçyüs ile ilgili bir hikâye geldi aklıma. Konfüçyüs bir devlet erkanıyla uzun süredir ziyaret edilmeyen bir köyü ziyaret etmiş. Köylülere şikâyetiniz var mı diye sorduğunda, köylülerden biri “köye dadanan bir kaplan” var demiş. Kaplanın köye uzun süredir dadanıp ağıllardaki hayvanları öldürdüğünü öğrenen Konfüçyüs sormuş; “neden daha önce devlete haber vermediniz?”
Köylü “kaplanı devlete tercih ederiz” demiş.
Kaplanı biz hallederiz. Siz kendi işinize bakın.
Benim gibi sosyaliste de bir şirket olan Steam’i savundurdunuz…
Bunun da hesabı sorulacak.




























Yorum Yazın