Bir komisyon var, ma’lûm komisyon, adı çok uzun ve pek de anlamlı olmayan bir uzlaşı(!) ismi, bildiğimiz ismi yine semantik olarak anlamsız “Terörsüz Türkiye” komisyonu.
Bu komisyon çalışmalarının (!) sonuna yaklaşılıyor galiba, bir mutabakat (!) oluşursa şayet TBMM’ye bir tavsiye listesi sunacakmış, en tartışmalı konu da yine ma’lûm konu, yani umut hakkı konusu.
Bu ma’lûm komisyonun statüsünü de pek bilemiyorum, ad hoc bir komisyon ama bir statüsü var mı, resmî mi yarı resmî mi yoksa bambaşka bir statü mü anlamıyorum.
Ancak, bir konu kesin, komisyonun üyeleri TBMM üyeleri, başkan TBMM başkanı, toplantılar Meclis binasında yapılıyor, kullanılan su, elektrik kamu parası, içilen çaylar, kahveler yine kamu parası.
Bana çok ısrarla sorarsanız ne kadar doğru bilemiyorum ama sanki yarı resmî bir komisyon bu derim, ne demekse!
Ve bu yarı resmî komisyon şimdi Meclis’e bir tavsiyeler dizisi sunacak.
Ekranlarda rastladım, komisyon üyesi CHP milletvekili Murat Emir ile MHP milletvekili Feti Yıldız arasında ilginç bir diyalog yaşandı, konu yine umut hakkı idi, Feti Yıldız umut hakkı konusunda mutabakata vardık deyince Murat Emir itiraz etti, ortada bir mutabakat yok dedi, bunun üzerine de Feti Yıldız “umut hakkı bir AİHM kararıdır, biz AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasını isteyeceğiz, bu konuda mutabakata vardık böylece umut hakkı konusu da buna dahil olacak” dedi (mealen).
Gençler şimdi şöyle bir tabir kullanıyorlar, “ben de burada koptum”.
Hukukçu Figen Çalıkuşu yayınladığı bir YouTube videosunda amir anayasa hükümlerinin uygulanması konusunda “mutabakata vardık” ifadesinin hukuki ve semantik anlamsızlığına çok haklı olarak dikkat çekiyor.
Gerçekten inanılması imkansız bir konu, yarı resmî komisyon, başkanı da Meclis Başkanı, TBMM’ye AYM ve AİHM kararlarının uygulanması konusunu getirecekmiş, son dönemlerde çok sık yaşanan başka skandalların yanında bu da çok büyük bir skandal.
AYM kararlarının uygulanma mecburiyetini Anayasanın 153. ve 158. Maddeleri düzenlemiş, AİHM kararlarının uygulanma mecburiyetini de Anayasa 90 emrediyor, ayrıca Türkiye devletinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) altında imzası var, AİHS’in 46. Maddesinde de imzacı devletlerin, biri de Türkiye Devleti, AİHS kararlarına uymayı taahhüt ettiklerini yazıyor, kanımca bir devletin ciddiyeti de altında imzası olan uluslararası sözleşmelere harfiyen uymasından geçiyor.
Meclis içinden çıkmış bir komisyonun Meclis’e Anayasa'nın amir hükümlerine, devletin altında imzası olan uluslararası sözleşmelere uymasını tavsiye ya da telkin etmesi nasıl bir hukuki/politik skandaldır, anlamak gerçekten hiç de kolay değil çünkü bu tavsiye zımnen son dönemlerde yasama, yargı, yürütme erklerini kullanan birilerinin anayasa suçu işlediklerinin açık itirafı.
Büyük bir uluslararası matematik kongresi düşünün, kongre sonrası matematik dünyasına ve hatta herkese önemli bir açıklama yapılacak deniyor ve kongrenin sonuç bildirgesinde tek bir madde var, “iki kere ikinin dört ettiği, etmesi gerektiği konusunda mutabakata vardık” diyorlar.
Çok komik geliyor değil mi ama bu ma’lûm komisyonun Meclis’e “AYM ve AİHM kararlarına uyum konusunda mutabakata vardık” demesi de kanımca aynı şey, eşit ölçüde komik ve grotesk.
Türkiye AİHM’in yargı yetkisini Özal döneminde kabul etti yani yaklaşık kırk sene geçti ama daha çok yeni AYM Başkanı “karalarımızda AİHM ilkelerini kullanmaya gayret ediyoruz” gibi çok tuhaf bir demeç verdi, madem bu iş bir gayret gerektiriyor bir zahmet önünüzdeki engel nedir onu da bir söyleyiverin de biz de tenvir olalım.
Umarım komisyon böyle vahim bir hata yapıp kendini, üyelerini de bu komik hatta traji-komik duruma düşürmez AYM ve AİHM kararlarına uyumda mutabakat konusunda.
Peki ama öte yandan da Türkiye’de AİHM kararları bizi bağlamaz diyen bir Cumhurbaşkanı, AYM ve AİHM kararlarına uymayan bir yargı, bir yasama, bir yürütme, AYM kararlarına uymayan yargıçları görmeyen bir HSK varsa ne yapılabilir?
Bu sorunun yanıtını pek bilemiyorum ama Cengiz Aktar bu durumun artık illegal bir durum olarak nitelenemeyeceğine, çünkü illegalitenin legaliteye, mesela Anayasayı, uluslararası sözleşmeleri referans alan bir kavram olduğuna, durumun tamamen alegal, yani bizim “devletlülerin” çok sevdiği, kullandığı kelimeyle münferit bir hukuk sapması değil hukuk dışılık olduğuna dikkat çekiyor.
Paris Panthéon’da sergilenen “mètre étalon” adı verilen bir değnek vardır, bir metrenin tanımıdır, bir metre cinsinden uzunluk referansıdır, bu referans kalkarsa boyunuzun bile bir seksen ya da bir yetmiş demenizin anlamı da kalmayacaktır, ölçemeyeceksinizdir çünkü.
Türkiye’de de Anayasa maddelerini yargı tanımıyorsa ortada artık illegal bir durum kalmamış demektir çünkü legalite referansı ortadan kalkmıştır.
































Yorum Yazın