Türkiye’de siyasetten bahsederken “koalisyon”u savunmanız çevrenizdekilere garip gelebilir. Ama bu, koalisyonun “kötü” olduğundan değil, Türkiye’deki pratiklerinin kötü olmasından kaynaklandığını ifade edeyim.
Dahası Türkiye’de istisnai dönemler dışında kurumsal olarak siyasetten bahsedemeyeceğimiz gibi buna bağlı olarak koalisyon(lar)dan da bahsetmemiz anlamlı değildir. Çünkü siyasete dayanan koalisyon pratiğimiz neredeyse yoktur.
Partilerin olması ve seçimlerin yapılması tek başına siyasetin varlığını garanti etmediği gibi, o seçimlerden sonra kurulan koalisyonların da gerçek anlamda yani siyaset tabanlı bir koalisyon olduğunu söylemek de güçtür.
DEVLETİN BAHÇESİNDE SİYASET
Evrensel ölçülerde siyaset, meşruiyetini toplumdan alan, toplumsal taleplerin siyasal karar süreçleri ile kesişip sorunların çözüldüğü, her anlamda çoğulcu ve her düzlemde siyasal katılım kanallarının açık olduğu bir alanı ve toplumsallığı ima eder.
Ancak Türkiye’de siyaset, çoğunlukla böyle bir alanda yapılmamıştır.
Türkiye’de siyaset, meşruiyetini çoğunlukla toplumdan değil devletten almıştır. İstisnai dönemlerde (çok partili hayata geçiş, açık-örtülü darbe sonraları gibi) meşruiyetini toplumdan alan parti/ler iktidar olsalar da, hepsi zaman içinde meşruiyet aldıkları toplumsal kesimlerden uzaklaşmış ve devlete eklemlenmişlerdir.
İktidarları toplumdan devlete taşıyan en önemli güç kuşkusuz devletin bu topraklarda yani Osmanlı’dan bugüne sahip olduğu ideolojik, kurumsal güç ve sürekliliktir.
Bu açıdan Türkiye’de devlet-toplum ilişkisi devlet lehine asimetriktir.
Ve devlet bir anlamda arka bahçesinde, rant yaratma, yaratılan rantı kendi ideolojik sürekliliğini sahiplenenlere dağıtmasına dayanan sistem kurmuş ve buna da siyaset demiştir. Ve bu siyaset, içinde toplumun, toplumsal taleplerin ve ülkenin gerçek sorunlarının konuşulamadığı özetle siyasi olanın devlet tarafından belirlendiği bir kamusallıktır.
Meşruiyetini devlete dayandıran bu siyasi alanda, toplumun, bireyin varlığı ve siyasete katılımı partilere oy vermekle sınırlıdır çoğunlukla.
DEVLET: TEK SİYASİ AKTÖR
DP gibi, ANAP gibi, AK Parti de toplumsal taleplerin taşıyıcıları olarak başladıkları iktidarlarının sonu devlete eklemlenmek oldu.
Kültürel ve siyasi kimlikleri birbirinden farklı olsa da, bu partilerin hepsi devlete eklemlendi ve devletçi oldu. Dahası devleti dönüştürme hedefi olanlar, bunu başardıkları zannına kapıldılar.
Oysa karşı karşıya olduğumuz siyasi tabloda, olarak siyasetin esas öznesi partiler değil devlettir. Devlet de bu siyaseti bürokrasi üzerinden sürdürmektedir.
Çok değil çeyrek yüzyıl önce devletin ötekilerinden yani yasaklı çocuklarından biri olan muhafazakâr siyasi hareketin taşıyıcılarından birisi olan AK Parti, devlete mesafe alıp toplumsal taleplerin temsilcisi olarak iktidar olduktan sonra bu siyasi taşıyıcılıktan vazgeçerek devlete yaklaşmış ve sonunda eklemlenmiştir.
AK Parti devlete eklemlenirken, devlet kuruculuğu üzerinden kendini devletin her daim “sahibi” sanan CHP ise, bugün aynı devletin bir anlamda yasaklı çocuğu dönüştürülmektedir.
Bugün yargı üzerinden CHP’nin, hem yerel hem de merkezi düzlemde siyaseten felç edilmeye çalışılması bunun sadece bir yüzüdür.
KOALİSYON NEDEN GEREKLİ?
Tekrar yazının başına yani koalisyona dönelim.
Evet koalisyon iyidir ve bugün iktidar/devlet eklemlenmesine karşı siyasal ve toplumsal muhalefetin en önemli bir araya gelme aracı da rant paylaşıma yani çıkara dayalı değil siyasi ortaklığa dayanan koalisyondadır.
Türkiye pratiğinin aksine koalisyon, siyasi meşruiyetini toplumdan alan partilerin yani bugün muhalefette olanların siyasi hedeflerine ulaşması için koalisyon kurmaları bir tercih değil zorunluluktur.
Türkiye’de “kötü” deneyim olarak algılanan koalisyonlar, siyasi bir ortaklık görünse de esas olarak devletin yarattığı ve dağıttığı rantın organik olarak paylaşılması üzerine partilerin bir araya gelmesine dayanıyordur. Sonuçta büyük siyaseti yapan iktidar ortağı olsalar da partiler değil devlet idi. Yani siyaset olmadığı gibi siyasi koalisyonlar da olmamıştır.
Bugün içinde olduğumuz koşullarda, iktidar/devlet eklemlenmesine karşı olan, mevcut düzenin değişmesi gereğine inanan tüm siyasi ve toplumsal muhalefetin siyaset eksenli bir koalisyon kurması gerekiyor.
Bu koalisyon asgari bir hedefte buluşma ama en önemlisi de bunun için samimi bir diyalog başlatılmasına ve bunun sürdürülmesini zorunlu kılar.
Tekrar etmek gerekir ki, evrensel ölçülerde siyaset ancak evrensel ölçüde bir koalisyonu zorunlu kılar. Bunu başarmak ise küçük iktidar hedefi olmayanların eşdüzeyli, samimi ve açık bir ilişkiyle başlayabilir.




























Yorum Yazın