© Yeni Arayış

Yeter, KHK ve OHAL mağduriyetleri sona ersin

Bu kararlarla ortaya çıkan hukuksal farklıların başında TCK ile AİHS arasındaki fark ortaya çıkıyor. Terörist kim ve terör eylemleri nedir durumu anlaşılıyor. AHİM kararları anayasa ve yasalara göre bağlayıcı kararlardır. Mahkemeler, Yargıtay ve AYM artık bu kararlara göre verilen kararların düzeltilmesi yoluna giderek devam etmekte olan KHK ve OHAL mağduriyetlerine bir son vermelidir.

15 Temmuz 2016 tarihinde yaşananların çok tartışılacağı daha o günden belliydi.

Neydi konu hükümete karşı darbe girişimiydi ve İslamcı bir cemaat olan Fethullah Gülen cemaati seçilmiş hükümete karşı darbe girişimde bulunmuştu. Ve bu darbe girişimi millet ve hükümet tarafından geri püskürtülmüş seçilmiş hükümet ve demokrasi böylelikle korunmuştu.

İktidarın iddiası Gülen cemaati hükümete karşı bir darbe yapmak isteyen terör örgütü olmasıydı. Örgütün adı ise FETÖ/PDY idi. Bu örgüt devletin her kademesine özellikle yargıya sızarak darbe için hazırlık yapmış ve sonunda darbe girişiminde bulunmuş buna karşı ise millet ve hükümet bu darbeyi boşa çıkarmış ve suçlular hakkında çıkarılan kararnameler üzerinde tutuklamalar başlamış ve akabinde soruşmalar ve yargılamalar sonucunda binlerce kişi suçlu görülerek yargılanmış ve çeşitli cezalara çarptırılmıştır.

Yine binlerce insan kamudaki görevinden ihraç edilmişti ve tahminen 150 bin insan mağdur olmuştur.

OHAL kararnameleri ile sürdürülen bu süreç sonucu ortaya çıkan mağduriyetler giderilmesi için bir OHAL komisyonu kurulmuş olsa da bu komisyon çalışmaları mağduriyetin giderilmesinde yeterli olamamıştır.

İşte bu mağduriyete uğrayanlar çoğu vekilleri davayı AİHM taşımış yapılan duruşmalar sonucunda AİHM ilk kararını 26.Eylül.2023 tarihinde Yüksel Yalçınkaya davasında vermiştir.

Kararın özeti bu…

26.09.2023 tarihli Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye davasında (başvuru no. 15669/20) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından alınan kararda özetle şunlar belirtilmiştir:

•11 oy karşısında 6 oy ile, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. Maddesi (kanunsuz ceza verilemez) ihlal edildiğine,

•16 oy karşısında 1 oy ile, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi’nin 1. Fıkrası (adil bir yargılanma hakkı) ihlal edildiğine,

•Tek oy kullanılmaksızın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. Maddesi’ni (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ihlal edildiğine karar verilmiştir. Bu dava, eski bir öğretmenin, özellikle 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sorumlu tutulan ve Türk yetkilileri tarafından “FETÖ/PDY” olarak adlandırılan silahlı bir terör örgütü olan FETÖ/PDY’nin üyeliğinden mahkum edilmesiyle ilgilidir. Yalçınkaya’nın mahkumiyeti, özellikle “ByLock” adlı şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmasına dayalı olarak alınmıştır ve yerel mahkemeler, bu uygulamanın küresel bir uygulama kılıfı altında sadece FETÖ/PDY üyeleri için tasarlandığını iddia etmiştir. Aslında, Bylock’u kullanan herhangi bir kişi, ilkesel olarak bu temelde silahlı bir terör örgütü üyeliğinden yargılanabilirdi. Mahkeme, Türk yargısının ByLock kanıtına karşı takındığı bu tek tip ve küresel yaklaşımın, söz konusu suçla ilgili ulusal hukukta belirtilen gereksinimlerden sapmış olduğunu ve İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. Maddesi’nin amacına aykırı olduğunu belirtti. Bu madde, keyfi kovuşturma, mahkumiyet ve cezalandırmaya karşı etkili korumalar sağlama amacını taşımaktadır. Ayrıca, Yalçınkaya’ya yönelik ceza davasında usulsüzlükler de bulunmuş, özellikle onunla ilgili ByLock kanıtlarına erişimi ve bu kanıtlara etkili bir şekilde itiraz etme yeteneği, 6. Madde kapsamında adil bir yargılama hakkının ihlali olarak görülmüştür. Şu anda benzer şikayetleri içeren yaklaşık 8,500 başvuru mahkemenin dosyasında bulunmaktadır ve yetkililerin yaklaşık 100,000 ByLock kullanıcısını tespit ettiği göz önüne alındığında, daha fazla başvurunun yapılması muhtemeldir. İhlal bulgularına yol açan sorunlar sistemik bir nitelik taşımaktadır. Mahkeme, 46. Madde (kararların bağlayıcılığı ve uygulanması) uyarınca Türkiye’nin, bu sistemik sorunları ele almak için uygun genel önlemler alması gerektiği sonucuna varmıştır.

Yalçınkaya davası AİHM 2.dairesi tarafından karar altına alınmış ve akabinde yine bir diğer başvuru sahibi Şaban Yasak davası AİHM Büyük Dairesi tarafından görülmüş mahkeme önceki davadaki kararı daha da genişleterek AİHS md.3 işkence yasağı, md.7 kanunsuz ceza olmaz nedeniyle Türkiye’ye para cezası vermiştir.

Yasak v. Türkiye – AİHM Büyük Daire Kararı (5 Mayıs 2026) Davanın Tarafları ve Konusu Başvurucu Şaban Yasak, 1987 doğumlu Türk vatandaşı. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla yargılanmış; Çorum Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Dava ayrıca Çorum L Tipi Cezaevi'ndeki tutma koşullarını da kapsamaktadır. Öne Sürülen İhlaller Madde 7 (Kanunsuz suç ve ceza olmaz): Başvurucu, suç tarihlerinde FETÖ'nün henüz terör örgütü olarak yargısal kararla tanınmamış olduğunu ve kendisine yüklenen fiillerin (öğrenci evleri liderliği, BTM/BBTM görevleri, Bank Asya'ya para yatırma, sosyal güvenlik katkılarının ilgili şirkete yatırılması) suç tarihinde hukuka aykırı olmadığını savunmuştur. Özellikle manevi unsurun (kastın) bireysel olarak ortaya konulmadığını ileri sürmüştür. Madde 3 (İşkence yasağı): Çorum Cezaevi'ndeki aşırı kalabalık nedeniyle yaklaşık 14 ay boyunca ortak alanlarda yerde yatmak zorunda kaldığını, suyun kısıtlandığını, gece boyunca ışıkların yanık tutulduğunu ve kültürel etkinliklerden dışlandığını bildirmiştir. Mahkemenin Tespitleri Madde 7 İhlali — 11'e karşı 6 oyla İHLAL BULUNDU Büyük Daire, Yüksel Yalçınkaya - Türkiye (2023) kararındaki ilkelere dayanarak şu tespitlerde bulunmuştur: Yerel mahkemeler, başvurucunun manevi unsurunun (kastının) bireysel ve bağlamsal bir değerlendirmeyle ortaya konulduğunu gösterme yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Başvurucunun faaliyetlerinin tamamı örgütün eğitim kolu ile ilgiliydi. O dönemde FETÖ yasal bir hareket olarak faaliyet göstermekteydi ve pek çok kişi gerçek niyetinden habersiz olarak bu yapıyla ilişki kurabilirdi. Yerel mahkemeler, başvurucunun örgütün askeri veya stratejik yapılarıyla kişisel, işlevsel ya da hiyerarşik bir bağının olup olmadığını araştırmamış; şiddet amaçlı faaliyetlerden haberdar olup olmadığını incelememişti. Genel değerlendirmeler (örgütün dini hareketten terör örgütüne dönüşümü) yapılmış, ancak başvurucunun bu dönüşümden haberdar olup olmadığı hiç irdelenmemiştir. Dava dosyasında mahkûmiyetin hangi zaman dilimine ilişkin olduğu da yeterince açıklanmamıştır.

Mahkeme, suç kastının kanıtlanmadan ceza verilmesinin Nulla Poena Sine Culpa ilkesini ihlal ettiğine hükmetmiştir. Madde 3 İhlali — 9'a karşı 8 oyla İHLAL BULUNDU Çorum Cezaevi kapasitesinin çok üzerindeydi: 1.592 kapasiteli cezaevinde 1.950–2.000 kişi barınmaktaydı. Başvurucu toplam 14 ay boyunca ortak alanlarda yerde yatmak zorunda kalmış; gece boyunca yapay ışık ve gürültüye maruz kalmıştır. Kişi başına düşen alan F-5 koğuşunda 3,6–4,6 m², F-10'da 4–6 m² arasında değişmektedir; bu değerler 3 m² eşiğinin altında olmasa da diğer koşullarla bir arada değerlendirildiğinde eşik aşılmıştır. Uzun süreli olumsuz koşulların birikerek yarattığı etki, tutulma sırasında çekilen ıstırabın kaçınılmaz sınırını aşmıştır. Tazminat Madde 3 (manevi tazminat) 2.800 EUR Madde 7 (yeterli giderim) İhlal tespiti yeterli görülmüştür Yargılama giderleri (toplam) 9.050 EUR Maddi tazminat Ret Başvurucu ayrıca CMK m.311/1-f kapsamında yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunabilecektir.

Bu kararlarla ortaya çıkan hukuksal farklıların başında TCK ile AİHS arasındaki fark ortaya çıkıyor. Terörist kim ve terör eylemleri nedir durumu anlaşılıyor.

AHİM kararları anayasa ve yasalara göre bağlayıcı kararlardır.

Mahkemeler, Yargıtay ve AYM artık bu kararlara göre verilen kararların düzeltilmesi yoluna giderek devam etmekte olan KHK ve OHAL mağduriyetlerine bir son vermelidir.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER