1935 yılının Mayıs ayında, CHP’nin dördüncü kurultayı toplanmıştı. Genç Cumhuriyet, ilk on yılını geride bırakırken, rejimin inkılâpçı karakteri, ideolojik bir inşa sürecine girmişti. CHP’nin parti kurultayında, Kemalizm ilk defa resmî düzlemde sistematik bir siyasal ideoloji olarak tarif edilmeye çalışıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün temel ilkelerinde de anlam bulan Altı Ok, Kemalizm bağlamında yeniden yorumlandı.

CHP’nin 1935’teki kurultayı, yüklendiği tarihsel misyon uyarınca, sıradan bir parti kongresinden ziyade Türkiye’nin uzun süredir geçirmekte olduğu inkılâpçı dönüşümün adını koyan ve onu belirli bir ideolojik zemine yerleştiren siyasal moment niteliği taşıyordu. Yalnızca CHP’nin değil, cumhuriyetin ideolojik kimliğini de tanımlayan tarihsel bir eşikti.

Ne var ki Kemalizm, 1935’te cumhuriyetin bir anda önünde buluverdiği bir kavram değildi. Kemalizm tabiri, 1920’lerden itibaren kullanılmaya başlanmıştı. Atatürk’ün etrafında kenetlenen Millî Mücadele’nin önder kadrosu ile bu ekibin çevresinde oluşan çekirdeği tarif eden bir içerik kazanmıştı. Başka bir deyişle Atatürk’ün tam bağımsızlık mücadelesine omuz veren asker, sivil, bürokrat, aydın, siyasal elit ve eşraf gibi tüm kesimlere “Kemalist” deniliyordu.

Millî Mücadele koşullarında dolaşıma giren Kemalizm, henüz teorik bakımdan çerçevelendirilmiş bir ideoloji olmaktan epey uzaktı. Türkiye’nin içerisine girdiği varlık-yokluk mücadelesinin ürettiği Anadolu merkezli millici hareketi ifade ediyordu. Ancak bu hareket kuşkusuz bazı olumsuz anlamlar taşıyordu. Zira Kemalizm, ağırlıkla Türkiye üzerinde emperyalist emeller güden batılı ülkelerin kamuoyunda şekillenmeye başlamıştı.

Atatürk’ün Samsun’dan meşalesini yaktığı bağımsızlık ateşi, emperyalist sömürü düzeninin bütün planlarını altüst etmişti. Anadolu’daki direniş, emperyalizmin tekerine çomak soktukça, batı basınında Atatürk’le ilgili olumsuz haberler yapılıyordu. Kemal ve çetesinin isyan başlattığı ya da Kemal ve asi çetesinin Anadolu’da gayrimeşru hükümet kurduğu minvalinde manşetler atılıyordu.

Özellikle ABD, İngiliz ve Fransız basını, bu nevi haberlerle doluydu. İstanbul’daki merkezi otoritenin teslimiyetçi tutumuna uymamak, Anadolu direnişini örgütlemek asilik olarak ele alınıyordu. Haliyle hareketin doğal lideri olan Atatürk de merkezi idareye başkaldıran isyancı bir çetenin lideri şeklinde lanse ediliyordu. Bu bağlamda o tarihlerde henüz soyadı kanunu çıkmadığı için hareketin başındaki isimden mülhem “Kemalizm” ya da “Kemalist/ler” lafzını ürettiler.

Aslına bakarsanız batı kamuoyu açısından Kemalizm kavramının icadı hiç de zor olmadı. Çünkü batı dünyası, bu tür hareketlilikleri liderlerinin isimlerinin yanına “-izm” eki koyarak açıklamayı epey alışkanlık haline getirmişti. Mesela ABD’de de “Washingtonistler” hareketinin mucitliğini yapmışlardı.

Her neyse, olumsuz gösteren imgelerle örülü Kemalizm söylemi, kısa zamanda Türkiye’nin iç kamuoyunda yer edinmeye başladı. Hatta bir adım daha ileri gidilerek “Kemaliler” diyenler oldu. Akıllarınca Celali isyanlarına gönderme yapıyorlardı.

Bu arada da Atatürk’e, mealen “sizin için Kemalist diyorlar, ne düşünüyorsunuz?” diye gazeteciler sormaya başlamıştı. Atatürk, tabiatıyla bunu reddederek, Kemalist ifadesinin meclis iradesini ipotek anlamına geleceğini, oysa burada parlamenter bir hareketin vücut bulduğunu söyledi.

Cumhuriyet belirli aşamaları geride bıraktıktan sonra hayata geçirilen inkılâplar için bilhassa aydın tabakanın bir anlam arayışı baş gösterdi. İnkılâpçı dönüşümün hem kökleşmesini sağlayacak, hem de sürekli kılacak güçlü bir zemine ihtiyaç duyuluyordu. Diğer taraftan belirli ölçüde dağınık bir görünüm sunan inkılâpların bütüncül bir form kazanması gerekiyordu.

Söz konusu arayışlar, cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren aydınların kafasını kurcalamaya başlamıştı. Bu konuda kanımca ilk ciddi çıkışlardan birisini Mahmut Esat Bozkurt yapmıştı. Arkasından Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi başka aydınlar da gelmişti. Ancak 1920’lerin siyasal debdebesinde pek yol alınabildiği söylenemez.

Bu süre zarfında henüz adı konulmayan inkılâplar (inkılâp kullanılıyordu fakat ideolojik bir formasyonu yoktu) karizmatik ve güçlü bir liderin öncülüğünde fiili bir modernleşme hareketi seviyesindeydi. Ancak 1930’lar itibariyle cumhuriyetin ideoloji arayışları ertelenemez bir hâl almıştı.

Türk Devrimi’nin ideolojisi anlamındaki Kemalizmin ideolojik bir form kazanma evresi başlamıştı. Burada başlıca iki önemli dinamiğin devreye girdiğinden söz edilebilir.

Birincisi dünyada bir “-izm’ler” furyası başlamıştı. Batı dünyasında Faşizm ve Nazizm yükselirken, doğuda Ekim Devrimi’nden beri Sosyalizm/Komünizm trendi vardı. Küresel ölçekte “-izm’ler” önem kazanırken cumhuriyetin içerideki konsolidasyonu sağlamada ve bloklaşmalarda pozisyon alabilmesi için sistematik bir ideolojiye ihtiyaç duyulmuştu. Belki de ne kadar önemli olduğu görülmüştü…

O tarihe kadar inkılâbın ideolojisi noktasında “Millî Kurtuluş İnkılâbı İdeolojisi” diye bazı söylemler dolaşıma girmişti. Ancak Millî Kurtuluş İnkılâbı İdeolojisi alışılagelen ideolojik veya siyasal kalıplardan çok uzaktı. Doktrini, felsefesi, sınırları, beslendiği düşünsel kaynaklar ve saire epey muğlaktı. Türkiye’nin daha sistematik bir “-izm” ihtiyacı vardı.

İkinci bir dinamik; Serbest Fırka’nın kurulmasıdır. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın büyük oranda güdümlü bir kontrol partisi olarak ortaya çıkmasına karşın kısa zamanda inkılâp aleyhtarlığını gözler önüne sermişti. İnkılâbın toplumsal tabanda kökleşmediğine dair bazı belirtileri faş etmişti.

Cumhuriyetin kurucu eliti, hayata geçirilen inkılâpların kökleşmesi amacıyla bir ideoloji yapmak için kollarını sıvadı. İnkılâbın ideolojisini üretmede tek ve mutlak amil değildi fakat hızlandırıcı bir nitelik taşıdığı söylenebilir.

İnkılâba ideolojik bir formasyon yüklenecekti ama bazı paradokslar ortaya çıktı. Normatif bakımdan devrim için öncelikle fikirsel altyapının hazırlanması gerekir. Ancak Kemalizm açısından tam tersi olmuş. Kabaca on yıllık bir süre zarfında inkılâplar hayata geçirilmiş. Epey yol kat edildikten sonra inkılâbın ideolojisi yapma zarureti doğmuş. Öte yandan cumhuriyeti ilân eden ve inkılâpları hayata geçiren bir parti olarak CHP’nin bütünlüklü bir programı yoktur.

Millî Mücadele’nin olağanüstü koşullarının bir ürünü olduğu için muhtemelen program biraz ihmal edilmiş. Ancak CHP’nin program açığını giderebilmek adına Recep Peker, partinin genel sekreterliğine getiriliyor. 1931’de toplanan parti kurultayında, Atatürk İlkeleri olarak da bilinen prensipler bütünü programa giriyor.

CHP’nin parti programı ve ideolojik arayışları açısından Şevket Süreyya Aydemir’in deyimiyle fikir aksiyonun ardından gelmiştir diyebiliriz.

Ancak program konusunda yol alınmasına rağmen ideoloji noktasında halen bir açık olduğu görülüyordu. Dolayısıyla Kemalist ideolojiyi teorize etme bağlamında aydın hareketlilikleri ortaya çıktı. Bunların en baskın örnekleri kuşkusuz Kadro ve Ülkü dergileridir.

Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin ve Mehmet Şevki Yazman tarafından çıkarılan Kadro dergisi, Kemalist ideolojiyi bulunduğu noktadan daha sola kaydırmaya çalışıyordu. Sosyalizme yakınsayan bir modelin peşindeydiler. İnkılâba ideoloji tayin etmek gibi iddialı bir çıkışla sahne almışlardı.

Kadro dergisinin ilk sayısında yayınlanan manifestoda “Türkiye, bir inkılâp içindedir. Bu inkılâp durmadı” sözleri geçiyordu. Bu ifadeler o tarihe kadarki bütün algıyı bir anda değiştirmişti. Çünkü aydın entelektüel tayfasında inkılâpların hayata geçirildiği ve geriye yapacak fazla bir şey kalmadığı minvalinde bir anlayış hâkimdi. Oysa Kadro, inkılâbın önünde daha uzun bir yol olduğunu vurgulayarak bambaşka bir perspektif sunuyordu. Aynı zamanda aydınların içine düştüğü rehavet halini de eleştirmekten geri durmuyordu.

Ülkü dergisi ise Recep Peker’in kontrolündeydi. Kadro’nun aksine Kemalist ideoloji daha sağa çekmeye çalışıyordu. İtalyan Faşizmine özenme durumu vardı ve çok daha katı devletçi-otoriter bir çizgi tasarlıyordu.

Kadro ve Ülkü dergilerinin Kemalist ideolojiyi teorize etme girişimleri 1935 ve 1936 sürecinde bizzat Atatürk tarafından durduruldu. Bunun öncelikli nedeni Atatürk, Türkiye’nin uzun asırlara yayılan modernleşme paralelindeki kronik problemlerini hızla aşmak istiyordu. İnkılâpçı ideolojinin Türkiye’nin somut durumuna çözüm üretir bir içerikte olması gerekiyordu.

Oysa Kadro ve Ülkü dergileri, merkezi boşaltarak uçlara kayma eğilimindeydi. Bu Kemalizmin hareket alanını kısıtlayabilirdi. Modernleşme bağlamındaki sorunların çözümü ve Türkiye’nin hızla muasır medeniyetler seviyesine eriştirilebilmesi için biraz manevra sahası bırakmak önemliydi.

Zaten bu durum Atatürk ve Karaosmanoğlu arasında geçen meşhur bir diyaloga da yansımıştır;

- Bu partinin doktrini yok Paşam

- Elbette yok çocuğum, eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz, biz yürüyüş halindeyiz.

Bu konuşma, aslında Atatürk’ün fazlasıyla doktrinleşen katı bir ideolojiden yana olmadığını açık bir şekilde gösteriyor. Öbür taraftan 1935’teki CHP kurultayında “Partinin güttüğü bütün bu esaslar, Kamâlizm prensipleridir” ifadeleriyle Kemalizm programa eklenmiştir.

Peki, partinin güttüğü bütün bu esaslar nelerdir? Onu da önceki paragrafta anlatmış. 1927 ve 1931’de toplanan parti kurultaylarında kabul edilen esaslardır. Daha açık söylemek gerekirse altı ilke eşittir Kemalizm, yani bu zamana kadar hayata geçirilen inkılâpların toplamı Kemalizmdir denilmiştir.

CHP’nin parti programına eklenen Kemalizm, Atatürk’ün zihin dünyasında şekillenen ideolojik arayışlarla oldukça uyumludur. Buna karşın özellikle Kadro’nun inkılâba geniş bir ufuk çizen yaklaşımından epey uzaktır.

Toparlamak gerekirse CHP’nin 1935’teki parti kurultayı Kemalist ideolojinin “ortaya çıktığı” keskin bir an olmaktan öte uzun bir tarihsel yolculuğun geriye dönük kendisini sistematize etmesini ifade eder. 1920’lerde Kemalizm, Anadolu’daki millici hareketi simgelerken 1930’lardan itibaren söz konusu pratik mirasın düşünsel bir çerçeveye oturtulması ihtiyacı hâsıl olmuştur. Millî Mücadele ruhu ve inkılâpçı arayışların buluştuğu noktada Türk Devrimi’nin ideolojisi anlamındaki Kemalizm meydana gelmiştir. 1935 Kurultayı, yeni ve resmî nitelikli Kemalizm anlayışını Altı Ok üzerinden sistematik hale getirerek CHP’nin temsil ettiği siyasal hatta uzun erimli ideolojik dinamizm yüklemiştir.

 

Yazarlar sayfasını izyeret ettiniz mi?