Yakın geleceğe dair
DIŞ POLİTİKAİsrail’in Gazze’de yaptıkları bir ülkenin savunmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Güçlü bir savunma oluşturmanın “Militarizm” e indirgenemeyeceği herhalde görülmüştür. Her güçlü savunma militarizm değildir. Ekonomik olarak son derece gelişmiş konvansiyonel silahlar çok ama çok pahalı savaş araçlarıdır ve bunlara yapılan yatırımlar her an teknolojinin gelişimi ile boşa düşme riskini içermektedir.
Türkiye’de sık kullanılan cümlelerden biri “bütün öngörüleri yanlış çıktı”dır.
Bu cümle müneccimler için kullanılsa yerinde bir cümle olur. Çünkü onlar geleceğe ilişkin öngörülerinde ısrarlıdır ve zaten zanaatlarının iddiası odur.
Ama bu cümle ekonomistler, siyasetçiler için kullanıldığında aynı yerindeliği taşımaz. Öyle ya insanların fikirlerinin, davranışlarının yıldızlar gibi değişmesi neredeyse imkânsız rotaları yoktur. Akşam belirli bir fikirle uykuya yatıp sabah bambaşka bir fikirle uyanamazlar.
Ekonomistler yahut siyasetçiler niyet okurken yanlışlanabilir araçlar kullanırlar. Onların becerileri araçların nasıl kullanılacağını göstermelerinden, hangi araçları kullandıklarından bunları nasıl rafine ettiklerinden anlaşılabilir ve giderek sonuçlarına güven artar yahut azalır.
Yaşadığımız günlerde önümüzde hayatımıza aniden yeni şekiller verebilecek bir soru duruyor. Bu sorunun önemi dahi öngörü meselesi ile ilgilidir. ABD ve elbette İsrail ve belki Birleşik Krallık ve belki diğerleri yakın vadede İran’a büyük bir saldırı başlatmak üzere midirler?
Böyle bir saldırı olursa bu Türkiye’yi ve dünyayı nasıl etkiler? Saldırının olup olmayacağını kesinlikle bilemeyiz ve ancak ihtimalleri sıralayabiliriz.
Kanaatim İran’a büyük bir saldırı olacağıdır.
Bu saldırının Ramazan ayı içinde olacağını düşünüyorum.
Rusya ve Çin’in takınacağı tavrın saldırı sırasında belirleyici olabileceği kanısındayım.
Türkiye’nin elbette böyle bir saldırıyı engelleme gücü yoktur. Fakat bu doğrultuda elindeki tüm olanakları kullanmalıdır. En azından asla bu saldırıya şu ya da bu şekilde destek vermemelidir.
ABD’de bu saldırı konusunda büyük bir kararlılık yoktur ve bu savaş büyük ölçüde İsrail’in ve Trump’ın şahsi savaşı olacaktır. Bu durum saldırganların aleyhine işleyecek bir durumdur.
12 Gün Savaşı sırasında İsrail’de doğan yıkım İsrail halkının moralini derinden bozmuştur ve bu ateşkes süreci içinde İran’ın yeni savaş tarzına karşı İsrail’in yeni savunma araçları geliştirmiş olması mümkün görünmemektedir. İran İsrail’in zayıf noktası üzerine oynamış ve onu ateşkes istemeye zorlamıştır. Bu nokta, İsrail’in coğrafi derinlikten yoksun oluşu ve adeta bir şehirden ibaret oluşudur. Böyle bir yoksunluk bu sürede giderilebilecek bir yoksunluk değildir.
Savaşın başında saldırgan taraf ağır kayıplar verirse mağrur saldırganlar darbelerini muhtemelen artıracak yeni araçları devreye sokabilir. Savaş konvansiyonel kalmanın sınırlarını zorlayabilir ve taktik nükleer silahlar gündeme girebilir.
2. Dünya Savaşı'nda Pasifik Cephesinin açılmasına neden olan şey, Pearl Harbour Baskını değil, bu baskına yol açan ABD girişimi idi. ABD Japonya’nın petrole ulaşımını kesince Pasifik Savaşı başlamıştır. İran’a yapılacak bir saldırının Çin’in enerjisini de hedef aldığı açıktır. Dünyanın içinde bulunduğu gerilim düzeyinde herhangi bir mevcut savaşta yapılacak nükleer bir saldırının tetikleyici olabileceğini düşünüyorum.
Tabloyu şimdilik böyle özetleyebilirim.
Bu tablonun bize öğretebileceği bazı şeyler de mutlaka vardır.
İsrail’in Gazze’de yaptıkları bir ülkenin savunmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Bir devlet bütün yıkıcı gücüyle doğrudan bir halkı hedef almıştır.
Güçlü bir savunma oluşturmanın “Militarizm” e indirgenemeyeceği herhalde görülmüştür. Her güçlü savunma militarizm değildir.
Ekonomik olarak son derece gelişmiş konvansiyonel silahlar çok ama çok pahalı savaş araçlarıdır ve bunlara yapılan yatırımlar her an teknolojinin gelişimi ile boşa düşme riskini içermektedir. Bugün güçlü olan silah yarın etkisiz olabilir. Zengin olmayan ülkelerin halkları bu ağır faturalar altında ezilir. Ülkemizin durumu bir açıdan da böyle bir durumdur.
Nükleer güç daha ucuz ve etkili bir araçtır. Türkiye bu güce ulaşmalıdır ve maddi gücünü bu gücün taşıyıcıları doğrultusunda kullanmalıdır.
Birleşmiş Milletlerin, Cenevre Konvansiyonlarının onları yaratanlar için bile bir anlamının kalmadığını gördüğümüz günümüzde olup bitenlerden çıkaracağımız en önemli ders belki de budur.
İlginizi Çekebilir