Macaristan’da sandık, Avrupa’da fay hattı
DIŞ POLİTİKA12 Nisan’da Macaristan sadece sandık başına gitmiyor; Avrupa’nın sinir uçlarını, NATO’nun birliğini ve Atlantik’in iki yakası arasındaki derinleşen çatlağı test ediyor. Budapeşte sokaklarındaki 'kontrolü kaybetme korkusu' ile 'yalnız kalma endişesi' arasında sıkışan seçmen, Viktor Orban’ın 'egemenlik' kalesi ile 'yeni bir Avrupa' vaadi arasında tarihî bir yön arayışında. J.D. Vance’in Budapeşte ziyaretinden Putin’in sessiz bekleyişine uzanan bu devasa bilek güreşinde asıl soru şu: Sandıktan kim çıkarsa çıksın, Macaristan’ın Doğu ile Batı arasında yeniden tanımlanan kaderi yarın nasıl bir güne uyanacak?
12 Nisan’da Macaristan sandık başına gidiyor.
Ama bu, yalnızca bir seçim değil.
Bazı şehirler vardır… Sokaklarında yürürken insanların neye oy vereceğini değil, neyi kaybetmekten korktuğunu hissedersin.
Budapeşte işte tam olarak öyle bir yer.
Budapeşte’de Attila Sergisi için Milli Müze önünde toplanan gençleri; kafelerde kahkalar arasında birbirlerine takılıp seçim sonucu tahminleri yapan orta yaşlıları dinlerken şunu fark ettim:
İktidara öfkeli olanlarla onu savunanlar arasında, dışarıdan göründüğü kadar keskin bir uçurum yok.
Aynı kafede oturuyorlar, aynı tramvaya biniyorlar, aynı hayat pahalılığından şikâyet ediyorlar…
Ama aynı soruya farklı cevap veriyorlar: “Geleceğimizi kim koruyacak?”
Bir taraf için bu cevap Viktor Orban.
Diğer taraf için ise Peter Magyar.
Ve belki de bu yüzden bu seçim, bir kutuplaşmadan çok bir kararsızlığın seçimi.
Bu Bir Seçim Değil, Bir Yön Arayışı
Macar seçmeni sandığa giderken aslında bir partiyi değil, bir hissi oylayacak.
Bir taraf diyor ki: “Dünya değişiyor. Güç dengeleri kayıyor. Kendi yolumuzu çizmeliyiz.”
Diğer taraf ise şöyle düşünüyor: “Yalnız kalamayız. Güvende olmak için yeniden Avrupa’ya yaklaşmalıyız.”
Bu yüzden mesele sadece Brüksel değil, sadece Moskova da değil.
Bu, iki korkunun çarpışması:
• yalnız kalma korkusu
• kontrolü kaybetme duygusu
Brüksel’in Tedirginliği, Moskova’nın Sabrı
Avrupa başkentlerinde bu seçim, bir iç politika meselesi olarak görülmüyor.
Friedrich Merz için bu, Avrupa’nın kilidini açma ihtimali. Emanuel Macron için eksik kalan entegrasyonun tamamlanması.
Ama bir de daha sessiz bir izleyici var: Vladimir Putin.
Putin’in tarzı değişmiyor. Acele etmiyor. Ses yükseltmiyor. Bekliyor.
Çünkü bazen en büyük hamle, hiçbir şey yapmadan rakibinin hata yapmasını izlemektir.
AB ise bunun tersine, hata yapmaktan korkuyor. Krizin kontrolden çıkmasından çekiniyor.
Bu yüzden Macaristan seçimleri, bir bilek güreşi gibi: Bir tarafta sabır, diğer tarafta temkin.
Atlantik’te Çatlak
Bu seçimi sadece Avrupa içinden okumak eksik olur.
Donald Trump’ın açık desteği ve J. D. Vance’in Budapeşte ziyareti, meseleyi Atlantik’in ötesine taşıyor.
Vance’in ziyareti, yüzeyde sıradan bir diplomatik temas gibi görünse de aslında çok katmanlı bir siyasi hamle.
Zamanlama dikkat çekici: Orban’ın iç baskı altında olduğu bir dönemde gelen bu destek, klasik bir “dış destekle iç meşruiyet üretme” stratejisi.
Ekonomik sorunlar konuşulurken gündemin jeopolitiğe kaydırılması, Orban’ın sık kullandığı bir yöntem.
Ama bu ziyaret sadece Macaristan’a yönelik değil. Aynı zamanda Trump çizgisindeki yeni Amerikan sağının Avrupa’ya mesajı.
Göç karşıtlığı, aile politikaları ve AB şüpheciliği üzerinden kurulan ideolojik bir yakınlaşma söz konusu.
En çarpıcı nokta ise şu: AB bu söylemde bir ortak değil, bir engel olarak resmediliyor.
Bu da Brüksel’e verilen net bir mesaj: “Alternatif bir Batı mümkün.”
Savaşın Gölgesinde Farklı Bir Ton
Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşta kullanılan dil de dikkat çekici.
Orban’ın “barış” vurgusu ve Vance’in bunu öne çıkarması, Batı’nın genel çizgisinden ayrışıyor.
Bu yaklaşım, barıştan çok mevcut dengeleri kabullenmeye yakın bir pozisyon olarak okunabilir.
Yani mesele sadece diplomasi değil; güç dengelerini yeniden tanımlama çabası.
İttifakta Çatlak
NATO artık eskisi kadar yekpare görünmüyor.
ABD’nin sert dış politika hamleleri sonrası, ittifak içindeki görüş ayrılıkları daha görünür.
Trump’ın dünyasında: Birleşmiş Milletler işlevini yitirmiş, NATO ise ABD olmadan hareket edemeyen bir yapı.
Bu bakış açısı, Avrupa’nın güvenlik algısını doğrudan sarsıyor.
Ve tam bu noktada Kremlin için yeni alanlar açılıyor. Çünkü belirsizlik, her zaman fırsat üretir.
Macaristan Seçimleri, Avrupa’nın Sinir Uçları
Bu seçim, sağın ya da solun zaferinden daha fazlası. Bu, Avrupa’nın ne kadar bütün kalabildiğinin testi.
Eğer Viktor Orban kaybederse, bu sadece bir liderin gidişi değil, bir dönemin sorgulanması olur.
Ama kazanırsa… mesele daha da derinleşir.
Çünkü bu, sadece Macaristan’ın değil, Avrupa’nın yönünü yeniden tartışmaya açar.
Ve Belki de Asıl Soru
Diyelim ki Peter Magyar kazandı.
Gerçekten bir şey değişecek mi? Yoksa sistem, alışkanlıklar ve korkular liderlerden daha mı güçlü?
Budapeşte’de yürürken hissettiğim şey şuydu: İnsanlar aslında aynı geleceği istiyor.
Sadece o geleceğe giden yol konusunda birbirlerine güvenmiyorlar.
Ve belki de bu yüzden…
Köklerini Attila ve Hun İmparatorluğu mirası üzerinden, Doğu ve Batı arasında yeniden tanımlanaya çalışan bir ülkede,
12 Nisan’da sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın… asıl hikâye, asıl mücadele, ertesi gün başlayacak.
İlginizi Çekebilir